Serbest piyasa ve sistemsel ahlak
Tüm finansal görüşler uzun uzun tartışıldığına göre esas soruya gelelim:
Serbest piyasanın ahlakı nasıl olur?
Öncelikle evet olur. Liberal ekonominin laissez faire (bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler) ilkesi, ahlakın piyasadan çekilmesi demek değildir. Aksine piyasa ilişkilerinin; meşru zeminde, kural koyucu etik değerlerin ve hukuki kuralların meşruiyeti sağladığı bir sistem içinde serbest bırakılmasıdır. Piyasaların sağlıklı çalışabilmesi için her şeyden önce sisteme ve kurumlarına güven gerekir.
Liberal ekonominin ahlakı, “herkes istediği gibi para kazanabilir” önermesine indirgenemez! Serbest piyasa; mülkiyet hakkı, fırsatlara eşit erişim, rekabet, şeffaflık, hesap verebilirlik ve zarar ihtimalinin kazançla birlikte kabul edilmesi üzerine kuruludur. Türkiye’deki fon krizi, iktisat üstatlarının dediği gibi patlayacağı baştan belli bir balon olsa da bu balonun nefesi ahlaki boşluktan geliyor. Kriz yalnızca fiyatların gerçek değerlerden kopması değildir; liberal ekonominin temel ilkelerinin, sınırsız kazanç ve kuralsız fırsatçılıkla karıştırılmasının sonucudur. Aynı zamanda toplumun neyi ödüllendirdiğinin neticesidir. Olağanüstü getiriler, sorgulanmadan başarı hikâyesi olarak sunuluyorsa, sorunu yalnızca fon yöneticilerinde aramayalım, hikâyeyi alkışlayanlara da bakalım. Burada 3 aktör grubu var: Getiriyi yönetenler, sistemi finansal deha olarak sunanlar ve üçüncü grup riski incelemeden getiriye kapılanlar. Mağdurların da içinde bulunduğu son grup; bile bile paranın cazibesine kapılanlar, bilgi sahibi olmadan sisteme güvenenler ve ihtiyaçları altında ezilerek risk alanlar gibi ayrıştırılarak sosyo-ekonomi açıdan detaylı çalışılmalıdır.
Kasıt ile kabahat arasındaki çizgiyi ahlak bilgisi çizer!
Piyasa ekonomisinde zarar etmek meşrudur. Bir fon yanlış yatırım kararı alırsa kabahattir ve olağan piyasa riskidir. Fakat riski ve çıkar ilişkilerini gizlemek meşru değildir. Fon değerinin yapay biçimde yükseltilmesi, yatırımcılara gerçekçi olmayan bir başarı algısı verilmesi veya bazı kişilerin krizden önce içerdeki paralarını çekmesi ise kasıttır ve ahlaken meşru değildir.
Bireylerin ahlakı yerine sistemin kuralları
Tüm alanlarda olduğu gibi sermaye piyasasında da adaleti ve ahlaki meşruiyeti tek tek insanların niyetinde değil, kurumlarının düzenlenişinde aramalıyız. Adil işlemler, yöneticilerinin ahlaki önceliğine bırakılmayan denetimli bir kurumsal yapı içinde gerçekleşiyorsa sistem hakkaniyetli sonuçlar üretir.
Meraklısına, siyaset bilimci John Rawls’un adil sistemin temel prensiplerini ve hakkaniyet ilkelerini sunduğu “Bir Adalet Teorisi” eserini öneririm. Rawls’un yaklaşımı, piyasanın kendi başına adil sonuç üreteceği varsayımına dayanmaz. Bu perspektiften bakıldığında, mesele piyasanın özgürlüğü değil, özgürlüğün hangi kurallar ile kurumsal sistem içinde denetimli kullanıldığıdır. Herkesin piyasaya girebilmesi, piyasada eşit hakta oldukları anlamına gelmez. Tarafların hangi bilgiye sahip olduğu, yeterli denetim ve erişimin herkese eşit uygulanıp uygulanmadığı önemlidir.
Sermaye piyasasında da fırsat eşitliği ilkesi yalnızca herkesin teknik olarak fon satın alabilmesi değildir. Hakkaniyet için sistemin kurumsal adaleti esastır. Dolayısıyla, denetim, şeffaflık ve piyasa manipülasyonuna karşı etik kurallar liberal ekonominin düşmanı değil, yatırım yapılabilir bir piyasanın önkoşuludur. Aksi takdirde “özgür işlem” güçlünün üstünlüğüne alan açar.
Sistemi yeniden gözden geçireceksek soru şu olmalı:
Piyasa yöneticileri imkânlarını, güçlerini veya yeteneklerini bilmeden kuralları belirleselerdi, nasıl herkes için adil bir düzen kurarlardı? Yatırımcı, fon yöneticisi, düzenleyici kurum çalışanı veya küçük tasarruf sahibi olup olmayacağımızı bilmeden sermaye piyasası kurallarını tasarlasaydık, fonların şeffaflığı ve denetimi konusunda nasıl davranırdık?