Şey n’oldu?
Değişim ve değişim yönetimi, insanın en fazla yapmak istediği şeyler ve aslında en başarısız olduğu alanlardır. Her şeyin kontrolumuz altında olmasını istediğimizde büyük değişimler gerçekleştiremeyiz ve büyük değişimleri de yaşarken fark edemeyiz. Benim bir şeyin değişmesi ile ilgili kıstasım, o şeyle ilgili olarak “şey n’oldu?” sorusunu duymamdır. Soru, “şu n’oldu?” şeklinde olursa tatmin edici bulmam. Gerçek büyük değişimde ne olduğunu merak ettiğin şeyin adını bile hatırlamazsınız.
Kişisel tarihimde bu konuda aktarabileceğim birkaç anım var. Yazının sonunda “yer bitti, ne yapacağım” diye düşünmemek için hepsini yazmayacağım. İlki, Halikarnas Balıkçısı’nın (Cevat Şakir Kabaağaçlı) Aganta Burina Burinata adlı kitabında, yanılmıyorsam bir memur emeklisi için kullandığı, “Onda hiç heyecan yaşamamış insanların hafızası vardı” ifadesiydi. Düşünsenize denizin kenarındasınız, sürekli bir şeyler oluyor ve siz herşeyi hatırlıyorsunuz. Bunun için hiçbir şeyi yaşamamak ve sadece kayıt tutmak lazım.
İkincisi, eski Yapı Kredi’nin efsanevi genel müdürü Burhan Karaçam ile yaptığım tek sohbete dayanıyor. Zamanında Yapı Kredi’nin daha önceki yönetimini bu büyük değişime nasıl ikna ettiklerini sorduğumda Burhan Bey, mealen, “Biz kimseyi ikna etmedik. Eskiler emekli oldular. Bizim kuşak geldi ve biz bunları yaptık” demişti. Ayrıntısı uzun; o kadar yerim yok.
Bunları hatırlamamı sağlayan 17 Ekim’de Paribu ile CGV Mars Cinema Group arasında açıklanan yeni sponsorluk anlaşması oldu. Daha önce Cinemaximum olan isim Paribu Cineverse olarak değişiyordu. Kısa süre kalıp bir başka toplantı için ayrılmak zorunda kaldığım basın toplantısı daha sürerken dışarı çıktığımda büfenin üzerindeki dijital ekranlarda ismin çoktan değişmiş olduğunu gördüm. Instagram hâlâ eski lokasyon adını kullanıyordu.
Aklıma şu soru geldi: Biz eski uygarlıkları kalıntılarından anlamaya çalışıyoruz. Yazılar, heykeller, binalar... Gelecekte bu dijital göstergeleri bulanlar ne olduğunu nasıl anlayacak? “Şey n’oldu” dedirtecek kadar büyük bir değişim yaratıyorsanız, sizi taşla betonla hatırlamalarına gerek yok.
Büyük değişim, gerçek değişim ve doğru değişim
Paribu CEO’su Yasin Oral’ın sanatı desteklemeleri ile ilgili kısa konuşmasında, bunun bir ekonomik modeli olmadığını söylemesi ilgi çekiciydi. Oral, “Bunu seviyoruz” diye açıkladı konuyu. İstanbul Müzik Festivali’nde Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Besteci ve Şef Tan Dun’un yönetiminde Atatürk Kültür Merkezi’nde prömiyer yaparken Tan Dun’un kısa ve heyecanlı konuşmasında da benzer bir ifade vardı: mealen, “Ben sizin dinlemeyi sevdiğiniz şeyi üretmeyi seviyorum.”
Tan Dun’un bize yaşattığı muazzam deneyim, sadece atonal bir eseri dinlemeye dayanmıyordu. Girişte, üzerinde karekod (QR) bulunan kağıtlar dağıtıldı. Kağıtta, karekodu okutarak dosyayı akıllı telefonumuza indirmemiz gerektiği yazıyordu. İndirdik; kuş seslerinden oluşan bir ses dosyasıydı. İkinci yarının başında telefonlarımızı açarak bu sesi çalmamız istendi. Salon acemice de olsa, bunu yaptı ve Tan Dun’un senfonisine dahil oldu.
O günkü prömiyerde ben dahil olmak üzere o salonda yer alan insanların cep telefonları ile sağladığı katılım, o günkü deneyimin parçası olarak tarihe geçti. Tarih derken kendi kişisel tarihlerimizi de kastediyorum. Düşünsenize, geleneksel olarak cep telefonlarının kapatılması istenen konser salonunda telefonlarımızı açıp bangır bangır müzik çaldık. Hem de senfoninin parçası olarak. Atatürk Kültür Merkezi’nin sponsoru Türk Telekom için müthiş bir pazarlama olmuştur. Biz, deneyimin ve deneyim pazarlamasının değerinin artmasından bahsederken Tan Dun hepimize, üzerinde düşünmemiz gereken bir mobil deneyim yaşattı.
Özellikle DasDas’da yapılanları izlediğim için Paribu CEO’su Yasin Oral’ın sözleri ve Paribu’nun yaklaşımı arasında uyum olduğunu söyleyebilirim. Ancak bu samimiyet yetmez. Çıtayı Tan Dun koydu; Cineverse gibi iddialı bir ifade ile ortaya çıkan Paribu ve CGV Mars bu çıtanın üzerinden atlamak zorunda. Bunun, Türkiye’nin metaverse konusunda doğru yaklaşımlarını ortaya çıkaracak örnekler yaratan bir platform olmasını diliyorum ve istiyorum. Herkes, bu önemli konuda ne kadar eleştirel davrandığımı görmüştür sanırım. Ama doğru örneklerle doğru noktaya ulaşmak için her dinamiği kullanmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Sıçrama yapmadan buradan çıkma şansımız yok. Paribu’nun sanata destek listesinde yer alan Moda Sahnesi’nin bitmeyen sorunları, değişimin iş modeli ve ekonomik modeli de barındırması gerektiğini gösteriyor ancak bu Paribu’nun değil oluşan bu platformda var olacak bütün oyuncuların birlikte gerçekleştirmesi gereken bir şey.
PÜF NOKTASI
Felsefi konulara odaklanıp bir diğer uzmanlık alanım olan teknolojiyi ikinci plana atmamın nedeni, dijital dönüşüm olarak adlandırdığımız sürecin insanla ilgili olması. Teknoloji elimize muazzam araçlar vermeye hazırlanıyor ama bunları nasıl kullanacağımıza karar vermemiz ya da bunu öğrenmemiz lazım.
İktisatçı Ege Cansen, DÜNYA Gazetesi’nin İstanbul Sanayi Odası’nda düzenlediği Güngör Uras’ı anma toplantısında, ülkemizdeki hakim siyasi/ekonomik liderlik yaklaşımını “Eşşek ölür, kalır semeri; insan ölür, kalır eseri” sözüyle ifade ettiği bakış açısına dayandırmıştı.
Buna Metin Akpınar’ın, halkın İmam-ı Azam’ı Ebu-Hanife’ye çevirmesi ile ilgili anekdotunu ve Devekuşu Kabare’nin Banker Kastelli marifetiyle tarihe karışmasının hikayesini ekleyin. Bu değişimleri bilmeden dijital dönüşümü yönetmek mümkün değil. Bunları bilince de gerisi mesele değil.