Sigorta neden sessizce lüks tüketime dönüşüyor?
Sigorta bir dönem “olursa lazım olur” diye alınan bir güvenlik ürünüydü. Şimdi ise giderek daha fazla insan için “karşılayabiliyorsan sahip olabildiğin” bir lükse dönüşüyor. Çünkü enflasyon artık sadece market raflarında değil, riskin fiyatında da yaşanıyor.
Kasko yenilemeye giden sürücü, geçen yıl ödediğinin iki katına yakın primlerle karşılaşıyor.
Özel sağlık sigortasında bazı poliçeler maaş zammını aşan oranlarda artıyor.
Konut sigortasında deprem riski yeniden fiyatlanırken, nakliyat sigortalarında savaş ve lojistik krizleri maliyetleri yukarı çekiyor. İnsanlar artık sadece hayat pahalılığıyla değil, “korunmanın maliyetiyle” de mücadele ediyor.
Bunun arkasında birkaç büyük kırılma var. İlki reasürans maliyetleri! Yani sigorta şirketlerinin kendi risklerini devrettiği küresel sigorta sistemi son yıllarda ciddi şekilde pahalandı.
İklim felaketleri, depremler, savaşlar ve büyük hasarlar dünya genelinde sigorta sektörünün risk iştahını düşürdü. Türkiye gibi deprem riski yüksek ülkelerde bu maliyet çok daha sert hissediliyor.
Özellikle 6 Şubat depremlerinden sonra konut ve iş yeri sigortalarında fiyatlama davranışı tamamen değişti.
Kaskoda tabloyu ağırlaştıran başka bir denklem var: kur ve parça maliyetleri. Araçların büyük bölümü ithal, yedek parçaların önemli kısmı dövize bağlı.
Kur yükseldikçe tamir faturası büyüyor, bu da doğrudan primlere yansıyor. Üstelik modern araçların sensör, kamera ve elektronik sistem maliyetleri nedeniyle artık küçük kazalar bile büyük hasar faturaları çıkarabiliyor.
Sağlık sigortasında ise problem daha yapısal. Özel hastanelerdeki fiyat artışları, doktor ücretleri, medikal ekipman maliyetleri ve döviz bazlı sağlık teknolojileri primleri yukarı taşıyor.
Birçok kişi poliçesini iptal etmiyor ama kapsamını daraltıyor. Yani insanlar artık daha düşük teminatla “idare etmeye” çalışıyor.
Bir diğer kritik alan taşımacılık ve lojistik sigortaları. Hürmüz krizi, savaş riskleri ve artan jeopolitik gerilimler nedeniyle gemi ve yük sigortaları ciddi biçimde pahalandı. Bu sadece lojistik şirketlerini değil, nihayetinde tüketiciyi de etkiliyor. Çünkü artan sigorta maliyeti ürün fiyatlarına zincirleme şekilde yansıyor.
Bütün bunların sonucunda yeni bir problem büyüyor: Eksik sigorta.
İnsanlar poliçeyi tamamen iptal etmese bile daha düşük bedellerle sigorta yaptırıyor. Ancak hasar anında ortaya çıkan tablo çok ağır olabiliyor.
Örneğin evi gerçek değerinin yarısına sigortalayan biri, büyük bir hasarda zararın tamamını karşılayamıyor. Kağıt üzerinde sigortalı görünse de fiilen korunmasız kalıyor.
Belki de en dikkat çekici dönüşüm burada yaşanıyor: Sigorta artık sadece bir finansal ürün değil, bir gelir göstergesine dönüşüyor. ,
Önceden “orta sınıf refleksi” olan sigorta yaptırmak, giderek üst gelir grubunun sürdürebildiği bir alışkanlık haline geliyor. Bu durum uzun vadede sadece bireyleri değil, ekonominin genel dayanıklılığını da etkileyebilir. Çünkü sigortasızlık arttıkça, kriz anlarında yük yeniden vatandaşın, şirketlerin ve kamunun üzerine kalıyor.
Kısacası bugün Türkiye’de enflasyon sadece satın alma gücünü değil, korunma gücünü de aşındırıyor. Ve bu, önümüzdeki dönemin en görünmez ama en kritik ekonomik dönüşümlerinden biri olabilir.