Sigorta şirketleri sizi sizden iyi tanımaya başlıyor
Bir zamanlar sigorta sektörü, hasar gerçekleştikten sonra devreye giren, risk gerçekleşince ödeme yapan klasik bir finansal güvence mekanizmasıydı. Bugün artık bu sektör önemli bir dönüşüm geçirdi. Artık sigorta şirketleri yalnızca başınıza gelenleri değil, başınıza ne gelme ihtimali olduğunu da ölçmeye çalışıyor. Üstelik bunu giderek sizden daha iyi yapmaya başlıyorlar.
Nasıl mı?
Aracınıza yerleştirilen telematik cihazlar sayesinde ne kadar hızlı sürdüğünüz, ani fren yapıp yapmadığınız, hangi saatlerde trafiğe çıktığınız artık ölçülebiliyor.
Akıllı saatler gün içinde attığınız adımı, kalp ritminizi, uyku düzeninizi, stres seviyenizi kaydediyor.
Sağlık uygulamaları beslenme alışkanlıklarından egzersiz sıklığına kadar onlarca veriyi depoluyor.
Tüm bu veriler artık yalnızca teknoloji şirketlerinin değil, sigorta şirketlerinin de radarında.
Dünyada özellikle ABD ve Avrupa’da “usage-based insurance” yani "kullanım bazlı sigortacılık" modeli hızla yayılıyor. Mantık oldukça basit: Daha dikkatli araç kullanıyorsanız daha düşük trafik sigortası primi ödeyin. Sağlıklı yaşıyorsanız sağlık sigortanız ucuzlasın. Daha az risk oluşturuyorsanız sistem sizi ödüllendirsin.
İlk bakışta oldukça makul görünüyor.
Ancak işin bir de görünmeyen tarafı var. Sigorta sektörü, risk fiyatlaması yaparken artık bireylerin davranış verilerine ulaşmak istiyor. Sorulması gereken soru şu: Daha düşük prim ödemek uğruna ne kadar mahremiyetimizden vazgeçmeye hazırız?
Bir sigorta şirketinin gün içinde kaç saat uyuduğunuzu, kaç kilometre araba kullandığınızı, haftada kaç kez spor yaptığınızı veya ne kadar stres altında olduğunuzu bilmesi kulağa biraz distopik geliyor olabilir.
Daha önemlisi, bu verilerin nasıl saklanacağı, kimlerle paylaşılacağı ve gelecekte hangi amaçlarla kullanılacağı henüz tam anlamıyla net değil.
Ekonomik açıdan bakıldığında ise bu dönüşüm oldukça büyük bir verimlilik artışı yaratabilir. Sigorta şirketleri daha doğru risk analizi yapar, sahtekârlık azalır, maliyetler düşer. Fakat sistemin ters tarafında yeni bir ayrışma da oluşabilir. Sağlıklı yaşayan, teknoloji kullanan, davranışlarını sürekli ölçebilen bireyler avantaj sağlarken; veri paylaşmak istemeyenler daha pahalı poliçelerle karşılaşabilir.
Bir başka ifadeyle geleceğin sigortacılığı yalnızca risk paylaşımı değil, veri paylaşımı üzerine kuruluyor.
Belki de yakın gelecekte sigorta şirketleri bize şu soruyu soracak:
“Mahremiyetinizi korumak mı istiyorsunuz, yoksa daha düşük prim mi ödemek?”
Ve anlaşılan o ki finans dünyasının cevabı giderek netleşiyor: Veri, yeni "güç" haline geliyor.