Sosyal bağlar çözülüyor; Yalnızlık şiddete dönüşüyor…

Dr. Melek SARIBEKİR
Dr. Melek SARIBEKİR Sapere Aude!

Toplumsal ayrışmanın derinleşmesi; popüler kültür olarak adlandırılan, esası standartlaştıran, düşünmeye ket vuran, hazla tüketime sunulan “kültür endüstrisi”nin kitle toplumunu eleştirel düşünmekten alıkoyması; sosyal adaletin zayıflaması ile ekonomik sermayenin dağıtımındaki sorunların büyümesi; eğitimin – ve eğitimcinin - itibarsızlaşması; belirsizlik ve kaygı ortamı… Elbette bu listeye eklenebilecek görüşlere saygıyla belirtelim: Gözümüzün tam önünde olan gerçek şudur - bireylerin toplumla olan bağlarının kopması, yalnızlaşması, şiddete yönelmesi durumu, günümüz sanayi-teknoloji toplumlarının karşı karşıya olduğu ağır bir sistem sorunudur. Üstelik gün geçtikçe hızlanan sanal iletişimin uzakları yakınlaştırdığından belki de daha fazla, bireyleri - özellikle pandemiyle birlikte gençleri - yalnızlaştırması ve aile-toplum bağlarından uzaklaştırması da sorunsala eklenmiştir. Yaşadığımız şiddet olaylarını münferit değil, kurumları ve üst gerçekleriyle bütünsel, sistem düzeyinde ele almalıyız.

Politika yapıcılara açık mesaj: Odak noktamız, zayıflayan ekonomik sermayeden çok daha temel olan sosyal sermaye ve etik değerler olmalıdır. Bireyin toplumsal yapıyla kurduğu bağın işlevselliği ile kolektif bilincin yeniden güçlendirilmesi acil bir gerekliliktir. İyileşmek için gelin, ortak aklımıza, ithal edilmemiş öz değerlerimize sahip çıkalım!

Toplumsal bağı güçlendiren, bireyleri ortak zeminde buluşturan birleşik akıl ve ortak bilinç, bilhassa yeni iletişim teknolojileri düzenine sistemsel uyum ve sınırlarını belirleme süreçlerini tamamlayamamış toplumlarda yaşamsal öneme sahiptir; zira değerli bilinç zayıfladığında toplum, uzlaşamayan ve yalnızlaşan bireylerin zorunlu birlikteliğine indirgenen bir yapıya dönüşmektedir. Zorunlu uyumsuz birliktelik, olumsuz duyguları besliyor; aşırı bireyselleşme ise bireyleri sosyal bağlardan kopararak yalnızlığa sürüklüyor — bu iki süreç, maalesef intihar ve cinayet gibi ağır toplumsal sonuçlara yol açabilmektedir.

Peki, kısaca nedir değerli kolektif bilinç? Aslında hepimizin istediği, toplumsal düzeni sağlayan ortak değerler, kutsallar, duygular, gelenekler ve ahlaki kurallar bütünüdür. Ne yazık ki modern toplumun belki de en büyük endüstrisi olan kültür endüstrisi ve onun günümüzdeki baş aktörü sosyal medya ve ağlar bireysel tüketim eylemlerinden çıkar sağlamak uğruna ortak anlamları ve ahlaki referansları yani düzenin yapı taşlarını yerlerinden sökmektedir.

Sosyolojinin kurucu düşünürlerinden Durkheim, bugün bize ışık tutabilecek nitelikteki Toplumsal İşbölümü eserinde geleneksel toplumdan modern topluma geçiş sürecinde toplumsal bütünleşme biçimlerinde meydana gelen dönüşümleri ve neticelerini incelemiştir. 1800’lerin sonundan bugün görülmüştü: toplumu bir arada tutan, ortak aklın sağlığını koruyan değerler ve dayanışma idi. Düzenin ve güvenliğin sürdürülmesi, ortak bir ahlaki-sosyal zeminin varlığını zorunlu kılmaktadır. Geleneksel toplumlarda toplumsal bütünleşme, ortak değerler, gelenekler ve inançlar aracılığıyla yani manevi bağlarla sağlanırken; modern toplumlarda bu ortak unsurların zayıfladığı, yerlerini üretim süreçlerindeki zorunlu ekonomik işbölümü ve karşılıklı maddi bağımlılık ilişkilerinin aldığı görülmektedir.

Bugün bireysel özgürlük sandığımız sosyal medya alanları ve sanal olduğunu unuttuğumuz gerçeklik, aynı zamanda kültür endüstrisinin küresel iletişim ağları gücünün bize dayattığı ve çıkar sağladığı bir yanılsamadır. Truman Show filmindeki gibi, yapay gerçekliğe mahkûm edilmiş, kendini özgür zanneden birey ancak hakikati sorgulamaya başladığında gerçek dünyaya ve özgürlüğe yelken açabilir.

Sonuç olarak, değerlerden uzaklaştıkça anomi durumuna yakınlaşan bir toplum gerçeği var. Değerlerle bağların zayıfladığı toplumlarda, toplumsal anomi – yani, ortak iyinin tesis edilemediği, bireylerin toplumla olan bağlarının gevşediği, sosyal normlara uyumunun azaldığı ve bireyin hem sosyal hem duygusal olarak yalnızlaştığı durum – yaygınlaşmaktadır. Bunu maalesef vücudun tüm organlarını sarabilen bir hastalık olarak tanımlamak gerekebilir.

Ortak değerlerimize sevgi ve saygıyla sarılmak, ortak iyimizi ortak akılla bulmamızı sağlar. Saygı, uyum, dayanışma, gerçek ilişkiler, güçlü bağlar ve ortak milli bilinçle korunabilen toplumsal düzen sayesinde ancak bu hastalık (anomi) durumu iyileşir ve toplum yeniden istikrara kavuşur.

En kısa zamanda, şifalanmak umuduyla…

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar