Stiglitz soruyor, neoliberalizm nasıl ortaya çıktı, kurtulmak mümkün mü?
Nobel ödüllü iktisatçı Joseph Stiglitz, 1989’dan beri dünyada yaşanan bazı gelişmeleri ele alıp yeniden tarihte aydınlanma çağına dönülmesi gerektiğini öneriyor…
Nobel ödüllü iktisatçı Joseph Stiglitz son çalışması “People, Power and Profits”te yerinde bir tartışmaya kapı açarak, “Neoliberalizm nasıl ortaya çıktı? Ondan kurtulmak mümkün mü?” sorusuna cevap verirken, neoliberalizmin, günümüzde yaygın olan otoriterizmi besleyen eksik bir ekonomi ideolojisi olduğu sonucunu ortaya koyuyor.
Prof. Stiglitz, bir sonucunu yobazlık olduğunu belirttiği neoliberalizmin aslında bir sermaye piyasası liberalizmi olduğunu vurguluyor. Dolar egemenliğini kabul etmeyen ülkelerin kısa vadeli sermaye ve fonlarla geriye çekildiklerinin altını çiziyor. Fon yoksulu ülke önce krize giriyor, sonra popülizm içeren otoriterizm ülkeyi teslim alıyor, değerlendirmesini yapıyor.
Gelişmiş ülkeler için de durumun farklı olmadığını belirtirken şöyle diyor:
“Bu ülkelerin fon açığı yok. Ama orada da ‘sosyal politika uygulamasına olanak tanınmıyor. Ücretler yükseltilmiyor ve işsizlik fonları en dar şekilde uygulanıyor. Teknoloji ise işsiz yığınları üretiyor. Her sosyal adım ‘ülke rekabetçiliği’ gerekçesiyle frenleniyor. Hiç esneme payı olmuyor.”
Bütün bunlar 1989’dan bu yana gelişti. Sonuç ise ortada: Büyüme hızı dünya genelinde düştü/ düşüyor. İşin meyvesi ise hep daha az insana gidiyor. Sistem ise rüşvetle paranın bezendiği kirli bir yapı.
Bu yapı bağnaz Ortodokslukla işliyor. Hoşgörüsü yok. Heterodoks iktisat politikası hepten dışlanmış durumda. Dışlanmışlığı bir yana ‘vampir’ gibi algılanıyor. Böylesi bir ortamda filozof Karl Popper’in “açık toplumuna” yer yok. Aksine onun boşluğunu açık toplumun düşmanı otoriterler dolduruyor. Sanki Popper, 2. Dünya Savaşı sonrası eserini yazarken bugünleri görerek, “Açık toplum ve düşmanları” adını vermişti.
Stiglitz, tek çarenin tarihe yeniden dönüş olduğunu belirterek, “Aydınlanma Çağının ışıkları yeniden yakılmalı, özgürlük değerleri yeniden tanımlanmalı be demokrasiye saygı gösterilmeli” diyor.
Çözüm bu denli kolay mı?
Eski Doğu Almanya’ya bakalım, 1989’da 17 milyon olan nüfusu 15 milyona düşmüş. Yaratığı hasıla Batı Almanya’nın yüzde 75’ine ulaşmış. Büyüme hızı Batı bölgesinden daha yüksek. Halkının üçte ikisi düne göre durumlarının daha iyi olduğunu düşünüyor. Buna karşın geçmişi 10 yılı bulamayan ırkçı, AB karşıtı AfD 5 eyalete de ikinci parti durumunda. Oysa aynı dönemde Doğu Almanya’nın inşasına harcanan para 250 milyar euroyu buluyor. Devletin harcadığı devasa fonlara vatandaşların gelir vergisi matrahından yüzde 5.5 kadar “dayanışma payı” da eklenmiş durumda. Bunun 2021’de noktalanması öngörülüyor, ama buna inanan pek yok.
Kolaylıkla ırkçı olarak damgalanan AfD artık, bazı siyasal bilimcilere göre,” ırkçı” olmaktan çok seçmen nezdinde, “Halkçı-ulusal parti” tanımına dönüşmüş durumda. Artık orta sınıfa, daha önemlisi orta yolculara hitap ediyor.
Fransa, İtalya ve Avusturya’da da benzer siyasal oluşumlar söz konusu. Onlar da iktidarda ya da iktidarın yakınındalar. Bu ülkelerde orta sınıfların korkusu mülteciler. Bu korkuda kültürel değerler kadar ekonomik nedenler de önemli.
Gelişmeler, Stiglizt’i uyarılarında çok haklı kılıyor. İşin tek çaresinin tarihe dönerek aydınlanma çağının ışıklarını yeniden yakmayı, özgürlük değerlerini yeniden tanımlamayı ve demokrasi inşasına saygıyı gerektiriyor.