Süt odası bir yaşamın da devamı oluyor

Özlem KARAHAN
Özlem KARAHAN SANAL ALEM MÜFETTİŞİ

Kadınlar için yaşam her an mücadele ile geçiyor. Çocuk da doğunca, kadının yaratılışı gereği üretkenliği daha da artıyor. Her türlü zorluklarla karşılaşan anne adayları, çocuğu için tüm bu sıkıntılara katlanmak zorunda bırakılıyor.

Çocuk olunca anne adayı bebeğine hep en iyisini sunmak ve onu mutlu bir birey olarak yetiştirmek istiyor. Tüm engellere karşı tek başına mücadele ediyor. Çözüm bulmaya çalışıyor ve buluyor da. Kadınlar çok yaratıcı.

Anne çalışıyorsa, bebeğini her gün belirli saatlerde emzirmesi de gerekiyor. Yaşama sımsıkı sarılan bebeğine, işten her saat ulaşması bu zorlu yaşam koşullarında elbette mümkün olamıyor.

Yeni doğan bir bebeğin, en önemli besin kaynağı anne sütü. Bebeğin, anne sütüne ulaşması hayati önem de taşıyor. Özellikle büyükşehirlerde, trafiğin ve yaşamın her geçen gün ağırlaştığı ekonomik süreçte, annenin bebeğiyle daha çok vakit geçirmesi, bir yandan da bebeğini en iyi koşullarda yetiştirmesi için çalışması gerekiyor.

Çalışan bir anneyi düşünün. Bebeğini dünyaya getirmiş ve doğum izni sonrası işe dönmek zorunda kalmış. Mesai saatleri içinde, bebeğini emzirmesi de gerekiyor. Kadının, işten her gün birkaç kez eve dönmesi ve sütünü bebeğine vermesi mümkün olamıyor.

Kadın, süt sağma odası bulmakta zorluk çekiyor

Kadın bu durumda ne yapıyor? Bebeğine sütünü vermek için çalıştığı yerde boş bir oda bulursa, süt kabına sütünü pompalıyor. Bunu yaptığı ortam, kimi zaman tenha bir yer, tuvalet kenarlarında ya da işyerinde revir varsa, orada bir koltuk bulursa veya boş bir oda varsa sütünü sağıp, bebeğine işten dönüşünde süt verebiliyor.

Gözlemlediğim kadarıyla, birçok işyerinde sütünü emzireceği rahat bir alan ya da oda yok. Hatta çoğu annenin sütünün kesildiğini ve iş yerinde başka bir annenin sütünden pompalayıp, akşam eve giderken, bebeğine süt vermek zorunda kaldığına tanık oldum.

Süt odaları ihtiyaçtan öte bir zorunluluktur

Her iş yerinde orta ölçekli, küçük ya da büyük olduğuna bakılmaksızın, annenin sütünü sağıp süt kabını muhafaza edeceği, güvenli ve hijyenik koşullarda süt odaları kurulması, elzem bir durum. İhtiyaçtan öte bir zorunluluk.

Bu hususta, geçen gün sohbet ettiğim ve bana projelerinden bahseden www.sutodasi.org

kurucusu  Aytaç UZUN, kadınlar için iş yerlerinde ve birçok bölgede süt odaları kurulması gerektiğini, ülkemizde yeterli olmadığını, kadın ve bebek için zorunlu bir ihtiyaç olduğunu ve bu konuya dikkat çekmek istediğini belirtti.

Projeyi dinlerken kendisine söylediğim şu oldu: Bir kadının yaşadığı ve ihtiyaç duyduğu bu sorunu, bir erkeğin dert edinmesi ve çözüme kavuşturabilmek için inanılmaz bir çaba içinde olması dikkatimi çekti. Erkeğin gözünden annenin sıkıntılarına çare bulabilmenin, önemli bir farkındalık da yaratabileceğini ifade ettim.

Aytaç UZUN projesinde şu ifadeleri dile getirdi:  Türkiye’de doğum sonrası iş hayatına dönen kadınların karşılaştığı en büyük engel olan "fiziksel koşul yetersizliği", artık bir mimari standartlar bütünüyle çözülüyor. sutodasi.org çatısı altında hayata geçirilen bu proje; annelerin iş yerlerinde "geçici çözümlere" mahkûm edildiği dönemi kapatarak, uluslararası hijyen protokollerine dayalı Anne-Bebek Esenlik Alanları dönemini başlatıyor.

Türkiye’deki kurumsal şirketlerin sadece %8-9’unda bir "süt odası" alanı bulunmaktadır. Mevcut olan alanların büyük çoğunluğu ise standartlardan yoksundur; genellikle havalandırmasız bir oda, sıradan bir masa-sandalye ve sütün bozulma riskine açık ev tipi bir buzdolabından ibarettir. Fabrikalarda ve kamusal alanlarda durum çok daha vahimdir. Kadın çalışanlar, medikal hijyenden uzak, izbe ve mahremiyeti düşük alanlarda çözüm üretmeye zorlanmaktadır.

sutodasi.org, bu alanların sadece bir "mobilya işi" olmadığını; üç kritik boyutta ele alınan bir teknik disiplin olduğunu savunur: Ev tipi dolapların aksine, anne sütünün içindeki canlı hücreleri koruyan profesyonel medikal soğutma sistemleri ve antibakteriyel yüzey teknolojileriyle sütün bozulma riski sıfıra indirilir.

Kadın istihdamı bir sosyal sorumluluk projesi değil, bir verimlilik stratejisidir. Araştırmalar, kadın çalışan oranının dengeli olduğu kurumlarda kârlılığın %67’ye kadar arttığını göstermektedir. Ancak bu kârlılık, kadının iş yerindeki en hassas döneminde "insani ve medikal bir alan" bulabilmesiyle sürdürülebilir.

Bu proje; sütün güvenliğini, annenin psikolojisini ve kurumun itibarını aynı anda koruyan bir standartlar bütünüdür."

Aytaç UZUN’un projesi bir farkındalık oluşturabilir. İzlenmeye, takip edilmeye, üzerinde çalışılması, çoğaltılması gereken önemli ve zorunlu bir ihtiyaç olarak göze çarpıyor.

Günümüzde kadın istihdam sayısının, yapılan araştırmalarda az olduğu ve artırılması için kadının iş ortamındaki çalışma koşullarının, iyileştirilmesi gerektiği bu proje ile de ortaya çıkıyor.

Plazalarda her katta bir süt odası olmalı

Özellikle metropollerde, iş yerlerinde annelerin sütünü sağacağı bir odanın, ne yazık ki sınırlı sayıda olduğu hatta birçoğunda süt odasının da olmadığı görülüyor. Anne, 40-50 katlı bir plazada ise her katta süt odası var mı? Görüldüğü kadarıyla yok. Anne çok yüksek binalarda çalışırken, mesai başında masasından kalkacak, süt odası onuncu katta ise asansöre binecek ve ilgili kata gidene kadar sütü de kesilebilecek. Bu durumda anne ne yapsın? Çözüm uzak değil. Zor da değil. Her kata bir süt odası kurulabilmeli. Bu konu, bebeğin ve annenin sağlığı için çok önemli bir mesele.

Fabrikalarda, benzin istasyonlarında, otobüs ya da uçakla seyahat halinde ya da uzun yola çıkan anneler için sütünü muhafaza edeceği bir oda mevcut mu? Küçük işletmeleri hiç saymıyorum. Çoğunda süt odası yok. Tüm bunları düşündüğümüzde, kadın istihdamına yine gelecek olursak, kadının iş yaşamında varlığının artırılması iş yerlerinde verimi de yükseltiyor. Yapılan tüm çalışmalar da buna dikkat çekiliyor.

Kadının her zorluğa gücü yeter

Anne; yaşadığı stres ve ekonomik sıkıntıyla mücadele ederken, bebeğine sütünü vereceği,  hijyenik ve güvenli bir süt odasının kurulması çok zor olmamalı. Bir ailede anne mutluysa, herkes mutludur.

Nazım Hikmet’in şiirinden alıntı yapmak gerekirse:” kimi der ki ayalimdir, boynumda taşıdığım vebalimdir, kimi der ki hamur doğuran, kimi der ki çocuk doğuran, ne o, ne bu, ne döşek ne köçek, ne ayal, ne vebal, o benim kollarım, bacaklarım, başımdır. Yavrum, annem, karım, kız kardeşim, hayat arkadaşımdır.”

Anne, her şeydir, hayattır. Anneye verilen emek boşa gitmez. Çoğalır ve dünya güzelleşir. Bir canlıyı dünyaya getirme cesareti olan kadının, her zorluğa gücü yeter. Kadınların yaşamını kolaylaştıran tüm çabaların çoğalması umuduyla. Kadınlara kıymayın efendiler…

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar