Türkiye’nin kırkyamalı köy Barbie’si kimdir?

Ertuğrul ÖZKÖK
Ertuğrul ÖZKÖK

“Türkiye’nin kırkyamalı köy Barbie’si kimdir?”

Biraz sofistike bir soru oldu.

İsterseniz basitleştirerek şöyle sorayım:

“Bugünün kutuplaşmış Türkiye’sinde herkesin sevebildiği tek bir insan kaldı mı?”

Bu sorunun cevabı, şimdi anlatacağım çok uzak bir yerden gelecek.

Uzak bir kasabada cam çerçeve içinde bir kırkyama

Amerika’nın Tennessee eyaletinin Pigeon Forge kasabası 6-7 bin kişilik bir yerleşim yeridir.

Buranın en büyük turizm gelirlerinden birisi “Dollywood” denilen bir temalı eğlence parkı…

Bu parkın en çok ziyaret edilen yerlerinden birisi kıyafet müzesi.

Özellikle bu müzede sergilenen bir “kırkyama” elbise.

Ünlü şarkının hikâyesi o kırkyama ile başlıyor

Amerikan folk müziğinin en önemli şarkılarından biri olan “Coat of Many Colors”ın hikâyesi işte bu elbise ile başlıyor.

Bir tür patchwork, yani bizim “kırkyama” dediğimiz kumaştan yapılmış rengârenk bir elbisedir bu.

Ama bir sanat eseri olarak yapılmamıştır.

Arkasında büyük bir yoksulluğun getirdiği zaruret vardır.

Tek odalı kulübede 12 çocukla bir hayat

Tek odalı bir kulübede, eşi ve 12 çocuğu ile yaşayan bir kadındı.

Bu elbiseyi dördüncü çocuğu için dikmişti.

Orada burada bulduğu kumaş parçalarını bir araya getirerek diktiği elbiseyi kızı okulda giyiyordu.

Küçük kızı bu elbiseyi çok seviyordu ama okulda arkadaşlarının en büyük alay konusuydu.

Küçük kız hiç umursamıyor, aynı elbiseyi her gün giyiyordu.

Zaten başka elbisesi de yoktu.

Türkiye’nin kırkyamalı köy Barbie’si kimdir? - Resim : 1

İşte o kırkyamalı elbiseyi giyen kız Dolly Parton’dı

İşte o kız büyüdü.

Amerika’nın en sevilen sanatçılarından biri oldu.

Adı Dolly Parton’dı…

Belki onu bir Amerikan şarkıcısı olarak bilmiyorsunuz, ama bir şarkısı var ki hepiniz onu bir başka sanatçından dinlediniz ve çok iyi biliyorsunuz.

Whitney Houston’ın Bodyguard filminde söylediği ve bugün dünyada cenazelerde, mezar başlarında milyonlarca insanın, kaybettiği yakınları için söylediği o şahane şarkının bestecisiydi…

“I Will Always Love You” şarkısının yani.

Müzedeki elbise gerçek değildi ama diken aynı insandı

Müzedeki elbise, Dolly Parton’ın “Coat of Many Colors” şarkısını yazdığı elbisenin aynısıydı.

İlk elbiseyi 12 kardeşin ondan sonra gelenleri de giydiği için eskimiş ve atılmıştı.

Ama annesi onun aynısını dikmiş ve bugün o müzeye konmuştu.

O elbise bugün Amerikan kültüründe sadece bir elbise ve şarkı olmaktan çıkmış, bir ülkenin mazisini anlatan en önemli tarihî sembollerden biri haline gelmişti.

Benim yazımın başında sorduğum sorunun cevap şifreleri de işte bu elbise ve bu şarkıda saklı.

Koca memeli, aptal görünen bir sarışın olabilirim ama…

Dolly Parton çok şarkı yazdı ve söyledi.

Kendini anlattığı şarkılardan biri de “Backwoods Barbie”ydi.

Onun “Kocaman memeli, aptal taşralı sarışın” görüntüsünün kendi ağzından tarifiydi bu şarkı.

Yoksul bir taşradan gelmişti. Çocukluğundan beri “güzel ve gösterişli bir kadın olmanın hayallerini kurduğunu” söylüyordu.

Büyüdüğünde sarı saçları, yüksek topuklu ayakkabıları, büyük göğüsleri, abartılı makyajı ve kıyafetleriyle taşralı bir Barbie’ye dönmüştü.

Kendisi söylüyordu bunu.

Ama “Bu sarışın başın altında bir beyin, bu koca [göğüslerin] altında bir kalp ve bu taşralı Barbie’nin altında bir insan var” diyordu.

Türkiye’nin kırkyamalı köy Barbie’si kimdir? - Resim : 2

Sen başka erkekler bulursun, benim erkekmi benden alma

“Jolene” adlı şarkısında ise, erkeğini elinden almaya çalışan güzel bir kadına yalvarışı vardı adeta.

Kadının güzelliğini kabul ediyor, isterse erkeğini elinden alabileceğini kabul ediyordu.

“Sen istediğin erkeği elde edebilirsin, ama benim bu adamdan başka elde edebileceğim biri yok” diyordu bütün o güzel sarışın saflığıyla…

Bir ezilmişlik miydi bu?

Belki evet…

Ama ondan daha asil bir şey vardı.

Gerçeğin acımasızlığını saf bir kalbin gücüyle aşma çabası…

İşte onu bütün Amerika’nın gözünde büyüten, kendisi hakkındaki bu önyargıların karşısına böyle bir samimiyetle dikilme cesareti.

Türkiye’nin kırkyamalı köy Barbie’si kimdir? - Resim : 3

Trump 6 gün boyunca bayrakları yarıya indirme kararı verdi

Dolly Parton geçen hafta öldü.

Amerika’nın MAGA denilen taşralıları da çok üzüldü.

En elit liberalleri de çok üzüldü.

Başkan Trump, onun anısına Amerikan bayraklarının 6 gün boyunca yarıya indirilmesi talimatını verdi.

Oysa onun iki defa ödül verme davetini reddetmişti.

Amerika, bugüne kadar başka hiçbi sanatçı için böyle bir karar vermemişti.

Elvis Presley, Michael Jackson, Whitney Houston, Frank Sinatra gibi 20’nci yüzyıla damgasını vurmuş birçok ses sanatçısına böyle bir bayrak indirme uygulaması yapmamıştı…

New York Times’ın 2019 yılında sorduğu bir soru

New York Times gazetesi 2019 yılında şöyle bir yazı yayımlamıştı:

“Bugün bölünmüş Amerika’sında herkesin sevebileceği tek bir insan kaldıysa o Dolly Parton olabilir mi?”

Trump ile Obama’nın, muhafazakâr Tennessee ile liberal New York’un, country dinleyicisi ile drag queen’lerin aynı anda sevebileceği bir insan?

Nedir bunun sırrı…

Türkiye’nin kırkyamalı köy Barbie’si kimdir? - Resim : 4

Bir insan hem dindar hem LGBT dostu olabilir mi?

Aslında sırrı basitti…

Dolly Parton Amerikan kültüründeki çok nadir bir kombinasyonu temsil ediyordu:

* Güneyli ama dışlayıcı değildi.

* Dindar ama başkalarının hayatına karışmıyordu.

* Zengin ama elitist görünmüyordu.

* Feminist mesajlar veriyor ama erkek düşmanı bir dil kullanmıyordu.

* LGBTQ+ dostu ama muhafazakârlarla kavga etmiyordu.

* Trump’ı desteklemiyor ama Trump seçmenine hakaret etmiyordu.

Bir insan aynı zamanda bunların hepsi olabilir mi?

Bu yüzden Dolly Parton’ı yalnızca bir şarkıcı olarak görmek eksik kalıyor.

O, Amerika’nın “kültür savaşlarının üzerinde kalmayı başarabilmiş son büyük ortak değerlerinden biri” haline gelmişti.

21’inci yüzyıl gibi “insani felaketler” haline gelmiş bir çağda bir insan bunların hepsi olabilir mi…

Olabiliyormuş işte…

Kaç yıldır hep bunu söylemeye çalışıyorum ve pek fazla taraftar bulamıyorum.

Aslında onun olduğu şey, bir “insan olma hali” değil mi…

Orada burada bulduğu kumaş parçalarını bir araya getirerek diktiği elbiseyi kızı okulda giyiyordu.

“Konuşan kafa derebeylikleri” haline gelmiş Türkiye’de böyle bir insan kaldı mı?

Şimdi gelin bu soruyu Türkiye için soralım.

Şu bölünmüş, paramparça olmuş, kültür savaşlarından bitap düşmüş, “konuşan kafa derebeylikleri” haline gelmiş Türkiye’de hepimizin seveceği bir tek kişi kaldı mı?

Mesela Sezen Aksu…

Hadi gelin serbestçe konuşalım.

Türkiye’nin kırkyamalı köy Barbie’si kimdir? - Resim : 5

Sezen Aksu’nun kendi şehrinin adını bir körfez vapuruna vermediler

Hangimizin hayatında onun dokunmadığı bir an vardır…

Kim bilir kaçımız bizi unutan bir sevgiliye, “Unuttun mu Beni” şarkısını göndermemişizdir bir yalnızlık gecesinde…

Anadolu’nun, Dolly Parton’ın çıktığına benzer yoksul bir köyünde bir kız çocuğunun öldürülmesi içimizi paramparça ettiğinde “Ünzüle’yi” hatırlamamışızdır…

Ama bir Şehir Hatları vapuruna verilecek isim için halk oylaması yapıldığında, büyüdüğü İzmir bile onun adını listeye eklemeyi unuttu.

Neden?

Çünkü bazıları onu “Yetmez ama Evetçi” gördü.

Ama nedense “Evetçiler” de sevmedi onu.

Oysa o da bir şehirli Dolly Parton’dı.

Ajda Manifest’e destek verdiğinde birimiz, Cumhurbaşkanı davetine katıldığında ötekimiz…

Ajda Pekkan…

Bir konsere çıktığında, solcusu, sağcısı, liberali, laiki, muhafazakârı bütün şarkılarını hep bir ağızdan ezbere söyleriz de…

Manifest’e destek vermek üzere onlarla sahneye çıktığında bir bölümümüz kızar ona…

Cumhurbaşkanının bir davetine katıldığında da öbür tarafımız sinirlenir.

Tarkan ışıkları Mabel Matiz’in üzerine çevirtip alkışlattığında…

Tarkan’ın “Kuzu Kuzu’su” başlayınca herkesin elleri havada…

Ama konserinde ışıkları Mabel Matiz’in üzerine çevirtip alkışlatarak ona yapılan haksızlıklara karşı çıktığında, ekran trollerinin çatal dillerinin zehirleri üzerine akar…

Oysa üçü de Dolly Parton’ın yaptığını yapan sanatçılardır.

Bu horribilis yüzyılında hepimizin seveceği insanlar lazım bize

Oysa son 25 yıl dünyada bir insani fecaatler yüzyılını getirdi bize.

Bölünmüş, parçalanmış, düşman kardeşler çağını açtı.

Bir horribilis zamanı bu…

Yani arkadaş; bizi daha da paramparça eden trol kültürsüzlüğüne karşı hepimizin seveceği insanlara ihtiyacımız var.

Hepimizin seveceği kırkyamalı Barbie’lere, soğanlı bebeklere ihtiyacımız var

Hepimizin seveceği kırkyamalı varoş Barbie’lerine, köylerin “soğanlı bebeklerine”, şehirlerin blucinli “Can”lerine ihtiyacımız var.

Siyasetçilerden, onların konuşan kafalarından, medyalarından umudumuzu kestik;

Bari bize “bir millet” olduğumuzu hissettirecek sanatçılara, sporculara, yazarlara sahip olabilsek…

Kim olabilir bu insanlar…

Siz de düşünün…

Hiç olmazsa bu ülkenin birleştirici değeri olarak öyle üç beş insan bulalım ve hep birlikte koruyalım.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar