Ucuz poliçenin pahalı bedeli
Sigorta sektöründe son dönemde dikkat çeken bir tablo var: Rakamlar büyümeyi gösteriyor ama işin mutfağı aynı şeyi söylemiyor. Daha açık ifadeyle, sektör kâğıt üzerinde büyürken teknik anlamda zemin kaybediyor. Bunun en önemli nedeni ise giderek sertleşen fiyat rekabeti.
Ray Sigorta CEO’su Koray Erdoğan’ın son değerlendirmeleri bu açıdan oldukça çarpıcı. Erdoğan’a göre özellikle son iki yılda hız kazanan fiyat kırma yarışı, sektörün sürdürülebilirliğini tehdit eder noktaya gelmiş durumda. Öyle ki bazı poliçelerde fiyatlar “rasyonel seviyelerin çok altına” indi. Bu da doğal olarak kısa vadede büyüme, uzun vadede ise zarar anlamına geliyor.
"Aslında sigortacılıkta büyümek zor değil. Fiyatı aşağı çektiğinizde müşteri bulmak kolaylaşıyor. Ancak mesele büyümek değil, doğru büyümek." Erdoğan’ın da vurguladığı gibi teknik kârlılığı göz ardı ederek elde edilen büyümenin kalıcı olması mümkün değil. Nitekim geçmişte de benzer dönemlerin ardından sert fiyat düzeltmeleri yaşandı.
Bugün gelinen noktada rekabetin kapsamı da genişlemiş durumda. Önce kaskoda başlayan fiyat baskısı, artık yangından sağlığa, trafikten doğal afet teminatlarına kadar birçok branşa yayıldı. Özellikle büyük ölçekli kurumsal poliçelerde fiyat farklarının uçurum seviyesine gelmesi ise işin ciddiyetini ortaya koyuyor. Koray'ın anlattığına göre; aynı risk için bir şirket 10 birim fiyat verirken, başka bir şirketin 3 birim teklif sunabilmesi sağlıklı bir piyasa yapısına işaret etmiyor.
Teknik zarar büyüyor
İşin en kritik tarafı ise bilanço kalemlerinde gizli. Sektör 2025 yılında yüksek kâr açıklamış olsa da bu kârın önemli bölümü yatırım gelirlerinden geliyor. Teknik sonuçlara bakıldığında ise tablo tersine dönüyor. Artan maliyetler ve düşük fiyatlama nedeniyle teknik zarar büyüyor, bileşik rasyolar bozuluyor.
Bu ne demek? Sektör, yazdığı her 100 liralık prim için 109 liralık maliyet üretiyor. Yani aslında işin özünde zarar ediyor. Bu durumun uzun süre devam etmesi mümkün değil.
Rekabetin görünmeyen maliyeti güven kaybı
Fiyat rekabetinin belki de en az konuşulan ama en kritik sonucu ise itibar kaybı. Sigorta, doğası gereği güven üzerine kurulu bir sektör. Ancak fiyatların bir yıl içinde dramatik şekilde düşüp sonra yeniden yükselmesi, tüketici tarafında ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Düşünün; bir poliçeyi bir yıl önce 100 liraya alıyorsunuz, ertesi yıl 50 liraya düşüyor, ardından tekrar 150 liraya çıkıyor. Bu dalgalanma, “gerçek fiyat ne?” sorusunu beraberinde getiriyor. Sonuç: Güven erozyonu.
Daha ilginci ise sektörün kendi içindeki çelişki. Neredeyse tüm oyuncular bu agresif rekabetten şikâyetçi. Ama aynı zamanda bu rekabeti yaratan da yine sektörün kendisi. Bu durum çözülmeden kalıcı bir iyileşme beklemek zor.
Belirsizlikler artıyor
İşin bir de küresel boyutu var. Jeopolitik gerilimler, faiz politikalarındaki belirsizlikler ve küresel riskler sigorta sektörünü doğrudan etkiliyor. Kısa vadede yüksek faiz ortamı yatırım gelirleri üzerinden kârlılığı destekleyebilir. Ancak teknik taraftaki bozulma devam ederse bu destek de yeterli olmayacaktır.
Sigortacılık, doğası gereği geleceği fiyatlama işidir. Bu nedenle sadece bugünkü bilançolara bakarak sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün değil. Bugün yapılan hatalı fiyatlamaların etkisi birkaç yıl sonra ortaya çıkıyor.
Sürdürülebilir büyüme mümkün mü?
Bu noktada asıl soru şu: Sektör bu döngüyü kırabilir mi?
Cevap aslında net. Evet, ama bunun için kısa vadeli büyüme iştahının dizginlenmesi gerekiyor. Dengeli, teknik kârlılığı gözeten ve fiyat disiplinini önceleyen bir yaklaşım şart.
Erdoğan’ın altını çizdiği “ne pahasına olursa olsun büyüme” anlayışı terk edilmeden, sektörün sağlıklı bir zemine oturması zor görünüyor. Çünkü sigortacılık bir maraton. Kısa vadeli sprintlerle kazanılabilecek bir yarış değil.