Umut Türk’ün ekmeği
En büyük eserim dediği Türkiye Cumhuriyeti ne zorluklarla kuruldu. Büyük bedeller ödendi. “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir”sözü aslında her şeyi anlatıyor.
Emperyalizme karşı mücadele bağımsızlık hareketinin ilk adımı oldu. Esaret altında yaşamayı reddeden bu anlayış sayesinde bugün dilimizi özgürce konuşuyor. Dinimizi özgürce yaşıyor. Bayrağımızı özgürce dalgalandırabiliyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti diyen Mustafa Kemal Atatürk’ü kurumları hatırlamasa da tarif ettiği millet unutmuyor. O’nu kalbinde yaşatmaya devam ediyor.
Bağımsız Türkiye hayalini gerçekleştiren Atatürk 15 yıllık iktidarı boyunca sayısız ticari ve sanayi kuruluşu ekonomiye kazandırdı. Bağımsızlık savaşının ardından ekonomik savaşı da kazanmalıydı. Osmanlı’nın borçlarını ödedi. Üreten bir Türkiye için fabrikalar yaptı. Ülkeyi sil baştan imar etmeye çalıştı.
Ekonomik bağımsızlığın vasıflı insan gücünden geçtiğini bildiği için üniversiteler açtı. Çünkü üçüncü savaşı cehalete karşı açmıştı. Cahil toplumlar tam bağımsız olamazdı. İyi eğitim almış nesiller dünya ile entegre olabilirdi.
Bütün bunları bilimsel temellere oturttu. Bunu kültür ve sanatla taçlandırdı.
“Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin” diyecek kadar büyük bir insan, dünyanın kabul ettiği bir dünya lideriydi.
O yüzden 30 Ağustos’un yeri farklıdır. Tam bağımsızlık için atılan bu üç adımdan maalesef cehalete karşı olan savaşını tamamlayamadan Ata’mız aramızdan ayrıldı.
Maalesef halkın okuma yazma oranı arttıkça oylarımız düşüyor denen bir anlayış nedeniyle cahillik normalleşti. Milli gelirinin yarısından fazla borcu olan ve Merkez Bankası’nın kasasında emanet paralarla ayakta kalmaya çalışan, ekonomik bağımsızlığı tartışılan bir Türkiye’de yaşıyoruz. Bütün bu olumsuzluklar karşısında dahi Ata’mızın dediği gibi umudumuzu kaybetmeyeceğiz.