Almanya’dan ihracat dopingi: Resesyon endişeleri uzaklaşıyor
Almanya'nın ihracatı, beklentilerin aksine Mayıs ayında %0,9 artarak 137,9 milyar Euro ile son 3,5 yılın zirvesine ulaştı. ABD ve Çin pazarlarının etkisiyle ithalatın %2,5 düşmesi, dış ticaret fazlasını 19,1 milyar Euro'ya çıkararak sanayideki resesyon endişelerini azalttı.
Avrupa'nın en büyük ekonomisinde daralma tahminlerinin aksine dış ticarette güçlü bir toparlanma kaydedildi. Sektör genelinde %0,3 oranında gerileme bekleyen piyasa öngörüleri aşılırken, bu keskin makas açılması ulusal gelir dengelerini pozitif etkiledi. Bölgesel pazar dağılımında ise radikal bir değişimin yaşandığı açıkça görülüyor. Mayıs ayında Almanya’nın Avrupa Birliği üyesi ülkelere gerçekleştirdiği mal sevkiyatı %1,1 oranında kan kaybederken, birlik dışındaki üçüncü ülkelere yapılan teslimatların %3,6 oranında büyüme kaydettiği dikkati çekiyor. Kıtadaki ekonomik durgunluğun yarattığı hacim kaybı; başta ABD ve Çin olmak üzere, küresel ölçekteki diğer büyük alıcıların güçlü talebiyle fazlasıyla dengeleniyor. Özellikle okyanus aşırı pazarlardan gelen bu yoğun talep, kıta içi kırılganlıkları maskeleyerek yerli firmaların büyüme stratejilerine hız kazandırıyor. Küresel talep rotasındaki bu kayma, kıta Avrupası'ndaki üreticilerin rekabetçi kalabilmek adına geleneksel pazarlarının dışına çıkmak zorunda olduğunu da ispatlıyor.
Sanayi üretimindeki çarklar dış ticaretteki toparlanmayı doğrudan destekliyor
Elde edilen bu olumlu performans, imalat sanayindeki üretim artışıyla da tam bir sektörel uyum yakaladı. Fabrika çıkışlarında ve özellikle otomotiv lokomotifinde gözlenen canlanma, dış pazarlara sunulan ihraç edilebilir ürün hacmini doğrudan besledi. Hem sanayi üretimi hem de dış ticaret cephesinden gelen peş peşe olumlu veriler, yılın ikinci çeyreğine yönelik derin resesyon senaryolarını zayıflatırken Alman ekonomisinin küresel gücünü koruduğuna dair piyasalara net bir mesaj veriyor. Ağır sanayideki bu toparlanma eğilimi, tedarik zincirlerindeki tıkanıklıkların büyük ölçüde aşıldığını ve ham madde akışının nihayet düzene girdiğini de tescilliyor. Üretim bandındaki bu verimlilik artışı, biriken siparişlerin hızla eritilmesine ve dolayısıyla teslimat sürelerinin kısalmasına katkı sağlıyor.
Maliyet baskıları altındaki üreticiler küresel siparişlerle nefes alıyor
Yaşanan bu küresel hareketlilik, yüksek enerji maliyetleri ve ham madde tedarik sıkıntılarıyla boğuşan iç piyasa imalatçılarına adeta can suyu oldu. Sipariş defterlerindeki doluluk oranının artması, fabrikaların kapasite kullanım oranlarını yukarı çekerken istihdam piyasası üzerindeki olası küçülme baskılarını da büyük oranda bertaraf ediyor. İç pazardaki zayıf tüketim eğilimi ulusal büyümeyi sınırlandırmaya devam etse de, dış pazarlardan gelen sıcak döviz girdisi makroekonomik dengelerin korunmasında koruyucu bir kalkan görevi üstleniyor. Üretim hatlarının korunması, mikro ölçekte şirket iflaslarının önüne geçerken makro ölçekte ise vergi gelirlerinin istikrarlı kalmasını sağlıyor. Bu durum, bütçe disiplinini bozmadan kamu harcamalarını finanse etmek isteyen ekonomi yönetimine de önemli bir manevra alanı tanıyor.
Gelecek çeyreklerde lojistik ve kur riskleri takip edilecek
Atılan bu pozitif adımların kalıcı bir trende dönüşüp dönüşmeyeceği ise küresel ticaret savaşlarının seyrine ve korumacı gümrük politikalarına bağlı görünüyor. Batı dünyasındaki yüksek faiz ortamı tamamen gevşemedikçe, ulaşılan bu zirve hacimlerin kırılgan zeminlerde hareket edeceği göz ardı edilmemelidir. Önümüzdeki çeyreklerde lojistik hatların güvenliği ve döviz kuru dalgalanmaları gibi risk faktörlerine karşı hassasiyet en üst seviyeye çıkacaktır. Dolayısıyla, mevcut ivmenin sürdürülebilmesi için makro ihtiyati tedbirlerin ve ihracatı teşvik edici yeni mekanizmaların devreye alınması kaçınılmaz bir gereklilik olarak öne çıkıyor.


