Ekonomide yol ayrımı: Yılın ikinci yarısında dev blokları ve Türkiye'yi hangi riskler bekliyor?

Küresel finans haritası, jeopolitik krizler ve para politikası belirsizlikleriyle 2026'nın ikinci yarısına giriyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası projeksiyonları, kıtalar arasında derin bir büyüme ve enflasyon ayrışması başladığını gösteriyor. Enerji koridorlarındaki güvenlik sorunları ve korumacı tedarik adımları, merkez bankalarının manevra alanını doğrudan daraltıyor. Küreselleşmeden bölgeselleşmeye kayan yeni ticaret blokları ise makro dengeleri daha kırılgan hale getiriyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ekonomide yol ayrımı: Yılın ikinci yarısında dev blokları ve Türkiye'yi hangi riskler bekliyor?

Küresel piyasaların büyük bir belirsizlikle girdiği yılın ikinci yarısında, dünyanın en büyük ekonomik güçleri ve Türkiye için yeni dönemin finansal şifreleri netleşmeye başladı.

ABD: Faiz kıskacı ve yapışkan enflasyon

ABD (Fed) öncülüğündeki Kuzey Amerika bloğu, yılın ikinci yarısında büyüme ivmesini korumakla enflasyonu dizginlemek arasında kritik bir denge arayacak. ABD ekonomisinde iç talebin ve istihdam piyasasının beklenenden çok daha güçlü kalması, enflasyon oranlarının %3 bandına yapışmasına neden oldu. Bu durum, finansal piyasaların büyük bir umutla beklediği faiz indirim döngüsünün yılın geri kalanında da tamamen ertelenmesi ya da tamamen durdurulması riskini doğuruyor. Yüksek faiz oranlarının uzun süre korunması, dolar endeksini küresel ölçekte güçlü tutarken, tahvil piyasalarında risk primlerinin yüksek kalmasına yol açıyor. ABD iç pazarındaki bu sıkı para politikası, ülkedeki bankacılık sektörü üzerindeki likidite baskısını artırırken tüketici kredilerinde de ciddi bir daralmaya yol açıyor.

Euro Bölgesi: Enerji maliyetleri ve ekonomik durgunluk

Euro Bölgesi, sanayi üretimindeki yavaşlama ve zayıf iç talep nedeniyle yılın ikinci yarısında stagflasyon riskine en yakın bölge konumunda bulunuyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) verileri, kıta genelindeki büyüme tahminlerinin %1 sınırının altına sarktığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Özellikle Orta Doğu kaynaklı lojistik aksamaların tetiklediği enerji maliyetlerindeki oynaklık, Almanya başta olmak üzere Avrupalı üreticilerin girdi maliyetlerini yüksek tutuyor ve rekabet güçlerini kırıyor. Tüketici güven endekslerindeki istikrarlı gerileme ve yükselen yaşam maliyetleri de eklenince, Avrupa ekonomisi için yılın kalan dönemi tam anlamıyla ciddi bir resesyon testine dönüşüyor. Yapısal reformların gecikmesi ve yüksek kamu borçları, üye ülkelerin maliye politikalarında ek teşvikler vermesini imkansız hale getirerek krizi daha da derinleştiriyor.

Asya-Pasifik: Çin'in ticaret savaşları ve Hindistan’ın yükselişi

Asya pazarının lokomotifi konumundaki Çin, gayrimenkul sektöründeki yapısal krizleri yüksek teknolojili sanayi üretimi ve yeşil enerji yatırımlarıyla aşmaya çalışsa da küresel ticaret duvarlarına çarpıyor. Batılı ülkelerin elektrikli araçlar ve çip teknolojileri üzerine uygulamaya koyduğu yeni gümrük tarifeleri, yılın ikinci yarısında Pekin'in ihracat hacmini yardından sonraki dönemde ciddi şekilde sınırlama potansiyeli taşıyor. Buna karşın Hindistan ve Güneydoğu Asya ülkeleri, güçlü iç tüketim, demografik avantajlar ve batı dünyasından kayan doğrudan yabancı sermaye girişleriyle küresel büyümenin parlayan yıldızı olmaya devam ediyor. Ancak bu gelişmekte olan Asya ekonomileri için de yükselen ham petrol ve emtia ithalat maliyetleri, yerel para birimleri üzerinde devalüasyon baskısı yaratırken cari açığı tehlikeli seviyelere taşıyor.

Orta Doğu: Lojistik rotalarda güvenlik ve petrol dengesi

Orta Doğu coğrafyası, jeopolitik gerilimlerin göbeğinde, küresel enerji arzının ve deniz ticaretinin en kritik virajını elinde tutmaya çalışıyor. Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki güvenlik riskleri, deniz yoluyla yapılan petrol, doğalgaz ve emtia ticaretini alternatif ve çok daha maliyetli lojistik rotalara zorlayarak küresel navlun fiyatlarını patlatıyor. Petrol fiyatlarının varil başına yüksek seviyelerde dengelenmesi Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin kamu gelirlerini ve vizyon projelerini desteklese de bölgesel istikrarsızlık doğrudan yabancı yatırımları ve turizm gelirlerini olumsuz etkiliyor. Yılın ikinci yarısında enerji arz güvenliğinin tam anlamıyla sağlanamaması, sadece bölgeyi değil, tüm küresel piyasalarda yeni bir maliyet şokunu tetikleyerek enflasyonu dünya genelinde yeniden hortlatma riskini masada tutuyor.

Türkiye: Enflasyonla mücadele ve dengelenme süreci

Küresel pazarlardaki bu keskin ayrışmanın ortasında Türkiye ekonomisi, yılın ikinci yarısına makroekonomik dengelenme ve dezenflasyon sürecinin en kritik virajında giriyor. Ekonomi yönetiminin yürüttüğü sıkı para ve maliye politikaları iç talebi kademeli olarak kontrol altına alırken, yılın geri kalanında büyüme oranlarının %3 civarında bir patikaya oturması bekleniyor. Yabancı sermaye girişlerindeki istikrarlı artış ve Merkez Bankası rezervlerindeki güçlü duruş Türk lirasını küresel şoklara karşı daha korunaklı hale getirse de, dış dünyadaki gelişmeler iç piyasa üzerinde doğrudan bir baskı unsuru olmaya devam ediyor.

Yılın ikinci yarısında Türkiye için en büyük risk ve fırsat kombinasyonu, ana ihracat pazarı olan Avrupa'daki durgunluk ile Orta Doğu'daki enerji fiyatlarının seyrinde yatıyor. Euro Bölgesi'nin sanayi üretimindeki yavaşlama, Türk ihracatçısının sipariş hacmini zorlarken; Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimler nedeniyle petrol fiyatlarının yüksek kalması, Türkiye'nin enerji ithalat faturasını ve dolayısıyla cari açık üzerindeki baskıyı canlı tutuyor. Buna karşın, küresel tedarik zincirlerinin Çin'den yakın coğrafyalara kayma eğilimi, Türkiye'nin lojistik avantajını ve üretim kapasitesini ön plana çıkararak yılın ikinci yarısında doğrudan yabancı yatırımlar için stratejik bir güvenli liman olma potansiyeli yaratıyor.