Tahvil piyasası alarmda: Küresel riskler neyi fiyatlıyor?

ABD tahvil faizlerinin son yılların zirvesine çıkması, Japonya’da uzun vadeli faizlerin tarihi seviyeleri test etmesi ve petrol fiyatlarındaki sert yükseliş, küresel piyasalarda yeni bir fiyatlama dönemine işaret ediyor. Doç. Dr. Caner Özdurak’ın çalışmasına göre, piyasalar aslında “paniklemiyor”; jeopolitik riskleri, enflasyon baskısını ve uzun süre yüksek kalabilecek faizleri “soğukkanlı” biçimde yeniden fiyatlıyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Tahvil piyasası alarmda: Küresel riskler neyi fiyatlıyor?

ÖZDER ŞEYDA UYANIK

Küresel piyasalar, son haftalarda hatta özellikle son günlerde yeniden tahvil piyasasına kilitlendi. Gelişmiş ülkelerin uzun vadeli tahvil faizlerinde son 20-30 yılların zirveleri görülüyor.

ABD’de 30 yıllık tahvil faizinin yüzde 5,13 seviyesine yükselmesi, Japonya’da 30 yıllık devlet tahvillerinin 1999’dan bu yana en yüksek seviyeleri görmesi ve petrol fiyatlarının jeopolitik risklerle yeniden sert yükselmesi, yatırımcıların odağını hisse senedi rallilerinden yön değiştirerek yeniden risk fiyatlamasına çevirdi.

Özellikle ABD-İran gerilimi ve Hürmüz Boğazı’na yönelik endişeler, enerji fiyatları üzerinden enflasyon baskısını yeniden gündeme taşırken, piyasalarda “faizler daha uzun süre yüksek kalabilir” beklentisini de güçlendirdi.

Tarihsel hafıza

Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Caner Özdurak, “Markets work in war: World War II reflected in the Zurich and Stockholm bond markets” (Piyasalar savaşta nasıl çalışır: İkinci Dünya Savaşı’nın Zürih ve Stockholm tahvil piyasalarındaki yansımaları) başlıklı Bruno S. Frey ve Daniel Waldenstrom’a ait makale kaynaklı hazırladığı çalışmada, dikkat çekilen temel nokta, aslında finansal piyasaların yaşananları “duygusal reflekslerle” değil, “tarihsel hafızayla” fiyatladığı oldu. Tahvil piyasaları, kriz anlarında politik söylemlerden çok ekonomik sürdürülebilirliğe ve devletlerin borç ödeme kapasitesine odaklanıyor.

Son günlerde tahvil piyasasında yaşanan sert hareketler, yalnızca kısa vadeli dalgalanma olarak değil, küresel risk algısındaki yapısal değişimin işareti olarak değerlendiriliyor.

Zürih Borsası’ndan günümüze

Çalışmanın merkezinde, İkinci Dünya Savaşı sırasında tarafsız kalan İsviçre’de faaliyet gösteren Zürih Borsası örneği yer alıyor. O dönemde Alman ve Avusturya tahvilleri burada işlem görmeye devam ederken, piyasa savaşın gidişatını resmi tarihten çok daha önce fiyatlamaya başlamıştı.

Tahvil piyasası alarmda: Küresel riskler neyi fiyatlıyor? - Resim : 1

Araştırmaya göre piyasa, savaşın resmen başladığı tarih olarak kabul edilen Eylül 1939’u beklemedi. Çekoslovakya’nın işgaliyle birlikte Mart 1939’da tahvillerde yüzde 17’lik sert çöküş yaşandı. Böylece sermaye piyasaları, savaşın kaçınılmaz hale geldiğini başlamadan aylar önce fiyatladı.

Benzer şekilde Avusturya’nın topraklarına giren Almanya ile yaşanan Anschluss sürecinde, siyasi söylemlerdeki “birleşme” görünümüne karşın piyasa farklı düşündü. Avusturya tahvilleri topraklarına girilen günde yüzde 24,7 düştü. Piyasa, siyasi söylemlerden ziyade uzun vadeli sürdürülebilirlik riskini fiyatladı.

Bir başka dikkat çekici örnek de Stalingrad süreci olarak görülüyor. Resmi tarih, Alman ordusunun teslimiyetini Şubat 1943’e yazarken, piyasa zaten Kasım 1942’de Rus karşı saldırısının başlamasıyla tahvillerde fiyatlamayı yapmıştı.

Tahvil piyasası alarmda: Küresel riskler neyi fiyatlıyor? - Resim : 2

Araştırmadaki tarihi gelişmelere göre de tahvil piyasaları, olayların sonucunu beklemiyor; olasılıkları ve yapısal kırılmaları erken fiyatlıyor.

Petrol, enflasyon ve yüksek faiz: Günümüzde neler oluyor?

Özdurak’ın çalışmasına göre, bugünkü piyasa hareketlerinin merkezinde klasik bir “jeopolitik risk” refleksinden çok daha farklı bir mekanizma bulunuyor. Modern krizlerde zincir şu şekilde işliyor:

Tahvil piyasası alarmda: Küresel riskler neyi fiyatlıyor? - Resim : 3

Özellikle Hürmüz Boğazı’na yönelik risk algısı kritik rol oynuyor. Küresel petrol ticaretinin önemli bölümü bu hat üzerinden gerçekleşirken, piyasa olası arz sorunlarını enerji fiyatları üzerinden fiyatlamaya başladı.

Geçmişteki “savaş çıkınca tahvil al” refleksiyse günümüzde aynı şekilde işlemiyor. Çünkü enerji kaynaklı enflasyon şoku, tahvilleri de baskılayan bir mekanizmaya dönüştü.

Yatırımcılar da bir yandan güvenli liman ararken, diğer yandan yüksek enflasyon ve yüksek faiz riskini de hesaba katarak hareket ediyor.

Tahvil faizleri neden bu kadar önemli?

Tahvil piyasasında yaşanan hareketlerin hisse senetleri üzerindeki etkisi özellikle teknoloji şirketlerinde daha görünür hale geldi. Çünkü yüksek tahvil faizleri, öngörülerde elde edilecek nakit akışlarının güncel değerini düşürüyor. Bu durum da yüksek büyüme beklentisiyle fiyatlanan teknoloji ve yapay zekâ hisselerinde baskı yaratıyor.

Morgan Stanley’nin Mike Wilson liderliğindeki ekibinin son dönemde yaptığı düzeltme uyarıları da bu noktada öne çıkıyor. Banka, uzun vadeli tahvil faizlerindeki yükselişin devam etmesi halinde hisse senedi piyasalarında daha derin kâr satışlarının görülebileceğine dikkat çekiyor.

Özellikle S&P 500’de son aylarda görülen güçlü rallinin ardından tahvil piyasasındaki hareketler artık hisse yatırımcıları açısından da ana belirleyicilerden biri haline gelmiş durumda.

ABD-İran geriliminde piyasa senaryosu

Özdurak, ABD-İran hattındaki gelişmeleri, oyun teorisine dayalı tabloda, piyasaların yalnızca siyasi açıklamaları değil, tarafların geri adım atıp atmama ihtimalini fiyatlamasıyla da gösteriyor.

Piyasalardaki en olumlu senaryo diplomatik çözüm olurken, petrol fiyatlarının istikrar kazanması ve enflasyon baskısının hafiflemesi için beklentiler bu yönde gelişiyor. Daha sert fiyatlamaların oluştuğu senaryoda da tarafların geri adım atmamasıyla ortaya çıkan “çarpışma” riski bulunuyor.

Tahvil piyasası alarmda: Küresel riskler neyi fiyatlıyor? - Resim : 5

Piyasanın şu aşamada özellikle arz şoku ve kalıcı yüksek faiz ihtimalini fiyatladığına işaret edilirken, tahvil piyasasındaki hareketler yalnızca güncel haber akışına değil, uzun vadeli enflasyon beklentilerine de dayanıyor.

Piyasalar paniklemiyor: Sadece fiyatlıyor

Doç. Dr. Caner Özdurak’ın çalışmasının en güçlü vurgusu, piyasalardaki hareketlerin korkudan çok tarihsel hafızanın sonucu olduğu yaklaşımı olarak üç temel başlığa işaret ediyor:

1. Piyasalar resmi söylemlerden daha hızlı hareket ediyor. Yatırımcılar, siyasi açıklamalardan çok ekonomik sürdürülebilirliği ve riskleri fiyatlıyor.

2. Sermaye piyasaları, siyasi söylemlerle yön değiştirilmeyecek kadar rasyonel davranıyor. Tarihsel örnekler, piyasanın siyasi illüzyonlardan çok ekonomik gerçekliğe odaklandığını gösteriyor.

3. Belki de en kritik sonuç, jeopolitik bir krizin gerçek boyutunu anlamak için manşetlerden çok tahvil piyasasına bakmak gerekiyor. Çünkü tahvil piyasası, büyüme, enflasyon, borç ödeme kapasitesi ve sistemik riskleri aynı anda fiyatlayan en hassas alanlardan biri olarak öne çıkıyor.

Bugün küresel piyasalarda yaşanan dalgalanmalar da bu çerçevede okunuyor. Tahvil faizlerindeki yükseliş, petrol fiyatlarındaki hareket ve hisse piyasalarındaki kırılganlık; yatırımcıların geleceğe dair riskleri yeniden hesapladığı bir döneme işaret ediyor.

Piyasalar tarihin aynı şekilde tekrar edeceğini düşünmese de finansal hafıza, geçmiş krizlerden öğrenilen reflekslerle bugünün risklerini soğukkanlı biçimde fiyatlamaya devam ediyor.