Bir otelden fazlası: Antakya’da zamanın üzerinde yükselen bir hafıza

Bazı yapılar vardır; misafir ağırlamaz, tanıklık eder. Antakya’da, toprağın altından yükselen yapı, yalnızca bir otel değil; binlerce yıllık bir belleğin, direncin ve yeniden hayata tutunma iradesinin mekâna dönüşmüş hâli.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Bir otelden fazlası: Antakya’da zamanın üzerinde yükselen bir hafıza

Bir otelden fazlası: Antakya’da zamanın üzerinde yükselen bir hafıza - Resim : 1

Yoğun bir günün, şahit olduğumuz onca emeğin ve hayat mücadelesinin ardından, başımızı yastığa koyacağımız yer de sıradan bir mekân olamazdı. Hatay’ın hem binlerce yıllık geçmişini hem de sarsılmaz direncini simgeleyen o durak, bize çok şey fısıldıyordu.

"Bonna Yarına da Kalsın Diye Geleceğin Şeflerinin Yanında" etkinliği için Hatay’a yaptığımız yolculukta konakladığımız yer, sıradan bir otel değildi. Daha ilk adımda anlıyordunuz bunu. The Museum Hotel Antakya, konfor vaat eden bir mekân olduğu kadar zamanla kurulmuş bir diyalog gibiydi. Odalarından koridorlarına, cam zeminlerinden sessiz müze alanlarına kadar her ayrıntı, “burada acele edilmez” diyen bir dil kuruyordu.

Bu hikâye, Asfuroğlu Ailesi’nin Antakya’ya yeni bir otel kazandırma fikriyle başlamıştı. 1990’lardan itibaren demir deposu olarak kullanılan, kent merkezindeki bir arazide modern bir beş yıldızlı otel inşa edilecekti. 2009’da başlayan proje, başlangıçta yalnızca nitelikli bir konaklama alanı yaratmayı hedefliyordu. Ta ki ön sondaj çalışmaları yapılana kadar…

Bir otelden fazlası: Antakya’da zamanın üzerinde yükselen bir hafıza - Resim : 2

13 ayrı medeniyet yatıyor

17 dönümlük arazide, otel inşaatı öncesinde gerçekleştirilen 29 noktadaki sondaj çalışmaları, yerin altında saklanan koskoca bir tarihi açığa çıkardı. İşte o an, her şey değişti. İnşaat işçilerinin yerini arkeologlar, restoratörler, mimarlar aldı. Bir yıl boyunca Anadolu topraklarının en büyük ve en sistematik arkeolojik kazılarından biri gerçekleştirildi. Tam 30 bin parça eser gün yüzüne çıkarıldı. 13 ayrı medeniyetin izleri, katman katman ortaya serildi.

Bugün, dünyanın tek parça hâlindeki en büyük taban mozaiği, bu otelin sınırları içinde yer alıyor. Ve bir de Arkeoloji Müzesi bulunuyor; yaklaşık 400 eser, otelle iç içe ama ayrı bir girişle sergileniyor. Geri kalan eserler Hatay Arkeoloji Müzesi’nde korunuyor.

Bu projede belki de en çarpıcı olan şey, “emanetçilik” duygusu. Otelin kurucusu Necmi Asfuroğlu, bu alanı bir ticari yatırım değil, ailelerinin ve kentin ortak emaneti olarak gördüklerini açıkça dile getiriyor. Mimari çözüm de bu anlayıştan doğuyor. Arkeolojik alanın korunması için yapı, çelik konstrüksiyonla, 66 kolon üzerinde yükseliyor. Otelin odaları, tarihî katmanlara dokunmadan havada duruyor âdeta.

Kazı sırasında karşılaşılan Pegasus mozaiği, bu hikâyenin simgesel anlarından biri. İmzalı, nadir bir eser… 162 farklı renkte taş kullanılmış. Yalnızca renklerin tespiti sekiz ay sürmüş. Bu keşif sonrası projenin statik hesapları yeniden yapılmış, plan baştan aşağı revize edilmiş. Sabırla, inatla…

Görülmesi gereken yerlerden

Dünyanın saygın yayınlarından The New York Times’ın, The Museum Hotel Antakya’yı “dünyada görülmesi gereken 52 yer” listesine alması, bu emeğin uluslararası bir karşılığıydı. Ama burayı asıl değerli kılan, listeler değil; zamanla kurduğu bağ.

Sonra 6 Şubat depremleri geldi. Antakya, tarihinin belki de en ağır yıkımlarından birini yaşadı. Binlerce yıllık mozaikler, Roma caddeleri, hamam kalıntıları… Hepsi geçmişte defalarca deprem görmüş, direnmişti. The Museum Hotel Antakya da taşıyıcı sistemleri sayesinde depremleri hasarsız atlattı; dış cephe ve dekorasyon zarar gördü ama yapı ayaktaydı.

Bir otelden fazlası: Antakya’da zamanın üzerinde yükselen bir hafıza - Resim : 3

Yaşayan bir mekân

Depremden sonra uzun süre kapalı kalan otel bugün konuklarını ağırlamaya devam ediyor. Biz bu yolculukta bu otelde konaklarken yalnızca bir gece geçirmedik; cam zeminden bakarken, binlerce yıl öncesinin izleriyle göz göze geldik. Bir müzede değil, yaşayan bir mekânda… Belki de bu yüzden, Kurucu Yayın Yönetmeni olduğum KİTAP dergisinde konuyu kapaktan işlemem, bir hafızayı kayda geçirme çabasıydı.

Çünkü The Museum Hotel Antakya, bize çok önemli bir gerçeği, demir ve betonun ötesindeki bir hakikati fısıldıyor: Geçmiş, üzerine beton döküp kapatacağımız bir çukur değil; üzerine basarak, ondan güç alarak yükseleceğimiz bir temeldir. Antakya, tarih boyunca yedi kez yıkıldı ve her seferinde küllerinden yeniden doğdu. Bugün bu otelin çelik ayakları üzerinde güvenle duran o muazzam miras, şehrin sekizinci kez ayağa kalkacağının da en somut kanıtı.

Burada uykuya dalarken, altınızda binlerce yıllık bir zaman nehri akıyor. Ve sabah uyandığınızda, o nehrin kıyısında filizlenen yeni bir hayata, Antakya’nın bitmeyen umuduna "günaydın" diyorsunuz.