Boğaz’da iki şef, tek sofra ve unutulmaz bir gece
Diego Guerrero’nun yaratıcı mutfağı ile Antonio Bachour’un göz alıcı tatlı dünyası, The Peninsula Istanbul’da aynı sofrada buluştu. Konuklar, Boğaz’ın büyüleyici atmosferinde lezzetin bir deneyime dönüştüğü unutulmaz bir yolculuk yaşadı.

İstanbul’da yaz akşamlarının kendine özgü bir büyüsü vardır. Boğaz’dan gelen hafif esinti, gün batımının suya düşen renkleri ve güzel bir sofranın etrafında başlayan keyifli sohbetler… The Peninsula Istanbul’da gerçekleştirilen Gault&Millau Türkiye Signature Dining Experience, işte böyle bir atmosferde dünya gastronomisinin iki güçlü şefini aynı mutfakta buluşturdu.
Çağdaş gastronominin yaratıcı ve vizyoner isimlerinden Diego Guerrero ile modern pastacılığın dünyaca tanınan temsilcilerinden Antonio Bachour, ABELIA x Diego Guerrero’da gastronomi tutkunları için özel bir menü hazırladı.
Gault&Millau Türkiye’nin, Gökmen Sözen liderliğinde Sözen Group organizasyonuyla hayata geçirdiği Signature Dining Experience serisinin sezon içindeki beşinci buluşması olan gece, yalnızca seçkin lezzetlerin sunulduğu bir davet değildi. İki farklı mutfak disiplininin, iki yaratıcı bakış açısının ve İstanbul’un benzersiz atmosferinin aynı sofrada buluştuğu çok katmanlı bir deneyimdi.
Türkiye gastronomisinin uluslararası alandaki görünürlüğünü artıran projelere imza atan Gökmen Sözen, gastronomiyi yalnızca mutfakla sınırlı görmeyen yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Şefleri, üreticileri, seçkin mekânları ve gastronomi tutkunlarını ortak bir hikâyede buluşturan Sözen, kurduğu güçlü bağlarla sektörün gelişimine değer katmayı sürdürüyor. Signature Dining Experience serisi de onun yenilikçi bakış açısını ve Türkiye’yi dünya gastronomi sahnesinde daha güçlü bir konuma taşıma hedefini yansıtan özel projeler arasında yer alıyor.

Gecenin ilk imzaları
Menünün ilk dokunuşları, gecenin nasıl ilerleyeceğine dair güçlü ipuçları veriyordu. Kokteyl bölümünde Abelia Omelette 2.0 ve Piquillo Pepper Pastry’nin ardından sarı yüzgeçli ton balığı; gazpacho-kahve cold brew ve piparras biberleriyle sunuldu.
Soğuk başlangıçlarda portakal, greyfurt ve zeytinli sosla servis edilen Confit Cod öne çıktı. Turşulanmış rezene, deniz börülcesi, İzmir tulumu, bademi buluşturan tabak, yerel tatlarla çağdaş gastronomi arasında zarif bir köprü kurdu. Frenk soğanı özü ve dondurulmuş ahududuyla tamamlanan Cured Cherry Tomato ise menünün ferah ve şaşırtıcı yorumlarından biri oldu.
Ardından mutfağın temposu yükseldi. Mojo sos ve tatlı patatesle sunulan midye, pastırmalı Yufka Croquetas ve közlenmiş sarımsak köpüğüyle tamamlanan Calamari Buñuelos, sıcak başlangıçların başrolünü paylaştı.
Gecenin en etkileyici anlarından biri ise açık ateşin başında yaşandı. Konukların gözleri önünde büyük tavalarda hazırlanan iki farklı paella, yalnızca lezzeti değil, mutfağın yaratım sürecini de deneyimin bir parçasına dönüştürdü. Levrek ve karidesle hazırlanan deniz mahsullü paellaya, kuzu pirzola ve Bask biberinin güçlü aromalarını taşıyan etli paella eşlik etti. Ateşin sıcaklığı, yükselen kokular ve şeflerin çalışma ritmi konuklara canlı bir enerji kattı.

Lezzetin sahneye dönüştüğü an
Unutulmaz bir gastronomi deneyimi için iyi malzeme ve kusursuz teknik tek başına yeterli değil. Hikâye, duygu ve paylaşım da sofranın ayrılmaz parçaları arasında yer alıyor. Diego Guerrero’nun menüsü tam olarak bunu hissettirdi.
Ana yemeklerde istiridye mantarı ve fırınlanmış tavuk ile Carmen’s Albóndigas sunuldu. Üç kez pişirilen patates ve turşulanmış soğan ile vinaigrette sosla hazırlanan yeşil salata, bu iki tabağı tamamladı. Her lezzet, gösterişe ihtiyaç duymadan kendi karakterini ortaya koyarken malzemenin doğallığıyla çağdaş mutfak teknikleri arasında dengeli bir ilişki kurdu.
Final ise Antonio Bachour’a aitti.
Dünyanın en etkili pasta şefleri arasında gösterilen Bachour, tatlıyı menünün sonunda sunulan küçük bir mutluluk olmaktan çıkarıp başlı başına bir sahneye dönüştürdü. Ön tatlı olarak servis edilen Nitro Coconut; dondurulmuş Hindistan cevizi espuması, sıkıştırılmış ananas, passion fruit crémeux ve mango pudingini aynı tabakta buluşturdu. Tropikal aromaları ve ferah yapısıyla menünün finaline zarif bir geçiş sundu.
Gecenin son sözü Chocolate Sabotage oldu. Çikolatalı crémeux, çikolata-fındık mus, çikolatalı sünger kek ve beyaz çikolata sorbesinden oluşan bu güçlü final, Bachour’un teknik ustalığını ve estetik dünyasını farklı dokular üzerinden yansıtıyordu.

Gastronomi sahnesine yakıştı
Gastronomi artık yalnızca karın doyurmakla ilgili değil. Bir şehri tanımanın, farklı kültürlerle bağ kurmanın ve yaşamın güzel anlarını çoğaltmanın en keyifli yollarından biri. Gökmen Sözen’in yıllar içinde oluşturduğu gastronomi ağı, Türkiye’nin değerlerini uluslararası isimlerle aynı platformda buluştururken sektöre yeni iş birlikleri ve ilham verici deneyimler kazandırıyor.
O gecede de geriye etkileyici tabakların yanı sıra Boğaz’ın eşsiz manzarası, açık ateşin etrafında paylaşılan anlar ve iki usta şefin aynı sofrada buluşturduğu farklı dünyalar kaldı.
Ne de olsa yaşam keyfi, kimi zaman bir manzarada, kimi zaman güzel bir sohbette, kimi zaman da hafızamızda uzun süre yer edecek tek bir lokmada saklı.