İnciler yalnızca tabaklarda değil, şehirlerin hafızasında da parlıyor
İncili Gastronomi Rehberi’nin Ulus 29’da gerçekleşen buluşması, gastronominin bugün geldiği noktayı; lezzetin ötesine geçen kültürel, ekonomik ve toplumsal etkisini bir kez daha ortaya koydu.

İstanbul’un gastronomi hafızasında özel bir yeri olan Ulus 29, bu kez Türkiye’nin gastronomi dünyasından önemli isimleri ağırlıyordu. Hürriyet, Karaca ve Jumbo iş birliğiyle sürdürülen; Doğuş Hospitality&Retail, Şölen ve Unilever Food Solutions destekleriyle büyüyen İncili Gastronomi Rehberi’nin sekizinci edisyonu için gerçekleştirilen ilk buluşma, sektörün farklı alanlarından önemli isimleri aynı masada bir araya getirdi.
İncili Gastronomi Rehberi, yıllar içinde yalnızca restoran seçen bir yayın olmanın ötesine geçti. Bugün artık şehirlerin gastronomik kimliğini kayıt altına alan, yerel mutfak kültürlerini görünür kılan ve gastronomiyi kültürel bir anlatı alanına dönüştüren önemli bir referans niteliği taşıyor.
Gecenin merkezinde ise rehberin proje koordinatörlüğünü üstlenen Müge Akgün vardı.
Gastronomi etrafında
Davete benim de aralarında bulunduğum danışma kurulu üyeleri ve proje ortakları katıldı. Bugün mesele yalnızca iyi yemek değil; şehir kültürü, turizm, yerel üretim, gastronomi ekonomisi ve kültürel sürdürülebilirlik gibi çok katmanlı bir dünyanın tam merkezindeyiz. İncili Gastronomi Rehberi’nin yıllardır kurmaya çalıştığı yapı da biraz bunu anlatıyor: Türkiye’nin gastronomi atlasını şehir şehir genişletmek.
Deprem şehirleri rehberde
Toplantının en dikkat çekici bölümlerinden biri, rehbere bu yıl dahil edilen yeni şehirlerle ilgili açıklamaydı. Hatay, Kahramanmaraş ve Malatya’nın rehbere eklenmesi, gecenin duygusal ağırlığını da belirleyen başlıklardan biri oldu. Müge Akgün, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Depremler, salgınlar, savaşlar ve ekonomik krizlerle boğuşan bir dünyada işimiz kolay değildi ama pes etmeden yolumuza devam etmeyi geleceğe miras olarak görüyoruz. Bu yıl üç yeni kent daha rehberimize giriyor. 2023 depreminde maddi manevi büyük kayıplar veren Kahramanmaraş, Hatay ve Malatya’yı da projeye dahil etmeyi bir sorumluluk olarak gördük.”
Bu sözler, gecenin belki de en güçlü tarafını ortaya koyuyordu. Çünkü gastronomi artık yalnızca restoranlardan ibaret değil; şehirlerin hafızasını, üretim kültürünü ve yeniden ayağa kalkma iradesini de taşıyan önemli bir alan hâline geliyor.
Hatay’ın çok katmanlı mutfak kültürü, Kahramanmaraş’ın köklü lezzet mirası, Malatya’nın ürün zenginliği… Bunların her biri yalnızca yemek değil; aynı zamanda yaşanmışlığın, emeğin ve kültürel sürekliliğin parçaları.
Londra’ya uzanıyor
Gecede dikkat çeken bir başka açıklama ise rehberin İngilizce edisyonuyla ilgiliydi. Müge Akgün, rehberin İngilizce lansmanını 2027 şubat sonu ya da mart başında Londra’da gerçekleştirmeyi planladıklarını söyledi. Bu açıklama, Türkiye gastronomisinin artık yalnızca yerel ölçekte değil, uluslararası düzeyde de bir görünürlük alanı oluşturduğunu gösteriyordu.
Anadolu mutfağının yerel hikâyeleri, bölgesel ürünleri ve genç şef kuşağının yarattığı yeni yorumlar; son yıllarda dünya gastronomi sahnesinde çok daha fazla dikkat çekmeye başladı. İncili Gastronomi Rehberi de bu dönüşümün önemli tanıklarından biri olmayı sürdürüyor.
Müge Akgün ve Faruk Şüyün
Üç şehirle başladı
Karaca Grup CEO’su Fatih Karaca ise konuşmasında rehberin yıllar içindeki büyümesini anlattı:
“Biz 2016 yılında bu projeye başladık. On yıl içerisinde sekiz rehber hazırladık. Bunun sürdürülebilir bir yolculuk olması Karaca için çok değerli. Başlarken üç şehirle yola çıktığımız rehberin bugün coğrafyanın neredeyse büyük bir kısmını kapsadığını görüyoruz.”
Karaca’nın sözleri, Türkiye gastronomisinin geçirdiği dönüşümün de kısa bir özeti gibiydi. Birkaç şehirle başlayan yolculuk, bugün Anadolu’nun farklı bölgelerine yayılan geniş bir gastronomi haritasına dönüşmüş durumda. Geçtiğimiz yıl Fethiye ve Marmaris’i kapsayan rehberin bu yıl Antakya, Malatya ve Kahramanmaraş’ı da içine alması, bu büyümenin yeni halkası oldu.
Mesele yalnızca lezzet değil
Gecenin sonunda geriye yalnızca yeni inciler ya da restoranlar kalmıyordu. Asıl hissedilen şey şuydu:
Bugün gastronomi, yalnızca iyi yemek yeme meselesi değil. Bir şehrin kültürünü koruma biçimi. Yerel üretimi yaşatma çabası. Turizmi dönüştüren bir güç. Ve bazen de büyük yaraların ardından yeniden ayağa kalkabilmenin en sessiz ama en güçlü yollarından biri.
Bazı sofralar artık yalnızca insanları değil, şehirleri de bir arada tutuyor.
