Kakava ateşinin aydınlattığı şehir: Kırklareli

Kırklareli’nde bu yıl Yaşayan Miras Şöleni ile Karagöz, Kültür, Sanat ve Kakava Festivali aynı çatı altında buluştu. Ortaya çıkan tablo, bir şehrin kültürüne nasıl sahip çıktığının canlı bir örneğiydi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Kakava ateşinin aydınlattığı şehir: Kırklareli

Kakava ateşinin aydınlattığı şehir: Kırklareli - Resim : 11980'lerin sonlarından 2000'li yılların ortalarına kadar Trakya yollarını çok aşındırdım. Kırklareli, Lüleburgaz, Pınarhisar, Demirköy, İğneada... Bazen bir haber için, bazen bir söyleşi için, bazen de sadece dostların çağrısına kulak verip yola çıkardım.

O yıllarda Trakya'nın bu köşesine her gelişimde aynı duyguyu yaşardım. İnsanların yüzündeki samimiyet, kahvehanelerdeki sohbetler, köylerdeki köfteciler, bağlar, ayçiçeği tarlaları ve denize açılan o uzun yollar bana hep iyi gelirdi.

Aradan neredeyse yirmi yıl geçti.

Kurban Bayramı öncesinde yeniden Kırklareli yollarına düştüğümde aklımda yalnızca bir festival yoktu. Biraz da geçmişe dönüyordum. Şehrin değişip değişmediğini merak ediyordum. İnsanların aynı sıcaklığı koruyup korumadığını görmek istiyordum. İki günün sonunda gördüm ki şehir büyümüş, değişmiş, yenilenmiş; ama en kıymetli şeyini, ruhunu korumayı başarmış. Belki de beni en çok mutlu eden buydu.

Bu yıl 32’ncisi düzenlenen Uluslararası Kırklareli Karagöz, Kültür, Sanat ve Kakava Festivali ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan Miras Şöleni ilk kez aynı çatı altında buluşmuştu. Aynı günlerde, yine bakanlığın koordinasyonunda gerçekleştirilen Türk Mutfağı Haftası kapsamında düzenlenen bir panel için davetli olduğum şehre girer girmez, bunun sıradan bir festival olmadığını hissediyordum.

Kakava ateşinin aydınlattığı şehir: Kırklareli - Resim : 2
Evliya Çelebi de seyahatnamesinde Karagöz için “Kırklareli’nde güzel konuşmasını bilen efendi bir kimse olarak ün yapmıştır” diye yazıyor ve Karagöz’ün bu topraklarda yaşadığına inanılıyor.

Karagöz'ün memleketi

Festivalin adında yer alan Karagöz, Kırklareli için yalnızca bir gölge oyunu kahramanı değil. Evliya Çelebi seyahatnamesinde Karagöz için “Kırklareli’nde güzel konuşmasını bilen efendi bir kimse olarak ün yapmıştır” diye yazıyor ve Karagöz’ün bu topraklarda yaşadığına inanılıyor, Karagöz Meydanı, heykeli ve festival programı da bu sahiplenmenin bir sonucu.

Karagöz Meydanı'nda durup heykelin önünde fotoğraf çektiren insanları izlerken şunu düşündüm: Bir kentin bir halk kahramanını sahiplenmesi aslında kendisini sahiplenmesidir. Kırklareli'nin Karagöz'ü kendi hikâyesinin parçası haline getirdiği çok açık.

Şehir merkezinde dolaşırken Karagöz yalnızca bir figür değil; yaşayan bir kültür unsuru gibi karşınıza çıkıyor. İstanbul’a dönerken verilen küçük Karagöz heykeli de bunu hatırlatan saklayacağım hatıralardan biri oluyor.

İstasyon Caddesi’nde yaşayan kültür

Festivalin kalbi ise İstasyon Caddesi’ydi. Toplam 30 farklı şehirden gelen 94 somut olmayan kültürel miras taşıyıcısı da festivalde stantlarıyla yer alıyordu. 45 geleneksel el sanatları, 23 dokuma standındaki sanatçı ve zanaatkârlarla birlikte sayı, 150’yi buluyordu. Aslında bütün bu görüntüler bize aynı şeyi anlatıyordu:

Kültür ancak yaşarsa korunabilir.

Müzelere kaldırılan bir miras değil, gündelik hayatın içine karışan bir miras kalıcı olabiliyor.

Kültüre sahip çıkan şehir

Kırklareli’nde beni en çok etkileyen ayrıntılardan biri de şuydu:

Çoğu zaman büyük organizasyonlarda protokol açılışa gelir ve ayrılır. Burada ise farklı bir tablo vardı.

Kırklareli Valisi Uğur Turan, Belediye Başkanı Derya Bulut, başkan yardımcıları Burak Süzülmüş ve Sabri Çınar programların tamamında yer alıyordu. Sadece açılışta değil... Söyleşilerde... Sergilerde... Atölyelerde... Festival alanlarında... Bu durum bir şehrin kültürüne verdiği önemi göstermesi açısından dikkat çekiciydi. Çünkü kültür, sadece sahnedeki sanatçıyla değil, onu en önden en arkaya kadar aynı heyecanla takip eden şehrin yöneticileriyle ve halkıyla bir bütün olduğunda festivale dönüşüyor.

Kakava ateşinin aydınlattığı şehir: Kırklareli - Resim : 3
32’nci Uluslararası Kırklareli Karagöz Kültür, Sanat ve Kakava Festivali kapsamında yakılan geleneksel Kakava ateşi…

Kakava Ateşi ve ortak hafıza

Akşam olduğunda ise sıra Kakava Ateşi’ne geliyor Kıvılcımlar karanlık Trakya gökyüzüne doğru yükselirken, ateşin sıcaklığı sadece yüzleri değil, yüzyıllardır süregelen ortak bir neşeyi de ısıtıyordu… İnsanlar dans ediyor. Çocuklar koşuyor. Yaşlılar sohbet ediyor. Şehir bir süreliğine ortak bir hafızanın etrafında toplanıyor. Belki de Kakava’nın asıl gücü burada. Bir gelenek olmasının ötesinde insanları bir araya getirebilmesinde.

Kırklareli’nin anlattığı şey

Kırklareli’nde geçirdiğimiz ilk günün sonunda aklımda tek bir düşünce vardı: Kültür birbirinden kopuk alanlardan oluşmuyor. Karagöz de aynı hikâyenin parçası. Kakava Ateşi de... Dokuma tezgâhı da... Mozaik sergisi de... Bir şehir bütün bunları aynı çatı altında yaşatabiliyorsa geleceğe güvenle bakabilir.

Kırklareli’nin yaptığı tam olarak buydu.

Gece otele dönerken şehrin sokaklarına bir kez daha baktım. Yirmi yıl önce yürüdüğüm bazı yolları hatırlamaya çalıştım. Lüleburgaz'a giderken geçtiğim güzergâhları... İğneada'nın denize açılan rüzgârlı yollarını... Pınarhisar'da verdiğim molaları... Demirköy'e uzanan ormanları... Aradan geçen yıllar pek çok şeyi değiştirmişti elbette. Yeni binalar yapılmıştı. Yeni kuşaklar büyümüştü. Yeni hikâyeler eklenmişti. Ama insanın bazı şehirlerde aradığı şey değişim değil, ruhun korunup korunmadığıdır. Kırklareli'nde beni en çok sevindiren de buydu. Şehir değişmişti ama samimiyetini kaybetmemişti. Festival büyümüştü ama özünü kaybetmemişti. Karagöz hâlâ meydandaydı. Kakava Ateşi hâlâ insanları bir araya getiriyordu. Çocuklar hâlâ merakla ustaları izliyordu.