Kapadokya’da yağmurun ardından çıkan gökkuşağı
Kapadokya Üniversitesi’nin Mustafapaşa’da düzenlediği 5. Kapadokya Gastronomi Festivali, ilk gününde yağmurun koyulaştırdığı taş sokaklarda yalnızca sofraları değil, Anadolu’nun ortak hafızasını da bir araya getirdi.

Kapadokya’nın o zamanı yavaşlatan coğrafyasında iki gün geçirmek, bazen insanın yalnızca bir festivalin içinde değil, yüzyılların içinde dolaştığını hissettiriyor. Tüflü kayaların arasından süzülen rüzgâr, taş konakların gölgeleri, eski bağ yolları, mübadele hafızası taşıyan sokaklar… Bu coğrafya insanı yalnızca misafir etmiyor; içine çekiyor.
Mustafapaşa’ya vardığımız ilk saatlerde gökyüzü yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı. Sonra Kapadokya’nın o ince, sabırlı yağmuru taş sokakların üzerine düştü. Yağmurun altında koyulaşan taş duvarlar, meydandaki eski konaklar ve avlular bir anda sanki başka bir yüzyıldan çıkıp gelmiş gibi görünüyordu.
İnsan bazen yağmurun bir şehrin üzerine değil, hafızanın üzerine yağdığını düşünüyor. Meydanın taşlarına düşen yağmur damlalarıyla birlikte Kapadokya’nın rengi de değişmişti sanki. Sokaklardan yükselen hafif toprak kokusu, ıslanan taşların koyu griye dönen yüzeyi, rüzgârın taşıdığı serinlik… İnsan o anlarda coğrafyanın yalnızca görülen değil, hissedilen bir şey olduğunu daha iyi anlıyor.
Kimsenin dağılmadığı festival
Ama ilginçtir, kimse dağılmadı. Bu sene festival halka açık gerçekleştiriliyordu. Bölge halkı, turistler, açılışa gelen davetliler herkes sokaklardaydı… Gençler koşturmaya devam ediyor, üreticiler tezgâhlarını koruyor, meydandaki sohbetler sürüyor, taş sokaklardan müzik sesleri yükselmeyi bırakmıyordu.
Bir köşede kadın kooperatifleri ürünlerini yağmurdan korumaya çalışıyor, başka bir yerde öğrenciler misafirleri yönlendiriyor, çocuklar meydanda koşturuyordu. Şemsiyelerin altındaki o hareketlilik bile bu festivalin ruhunu anlatıyordu aslında.
Kapadokya Üniversitesi’nin Nevşehir Valiliği himayesinde bu yıl beşincisini düzenlediği Gastronomi Festivali, daha ilk dakikada şunu hissettiriyordu:
Bu yalnızca yemeklerin konuşulduğu bir etkinlik olmayacaktı.
Kapadokya Üniversitesi’nin Nevşehir Valiliği himayesinde bu yıl beşincisini düzenlediği Gastronomi Festivali açılış töreni sonrası toplu fotoğraf çekildi.
Gökkuşağının altında
Derken yağmur hafifledi… Ve Kapadokya semalarında bir gökkuşağı belirdi. O an, taşların, toprağın ve gökyüzünün aynı hikâyenin parçası olduğunu düşündüm. Festivalin ruhunu anlatan en güzel karelerden biri belki de buydu.
Festivalin bu yılki teması “Yerel Miras, Yıldızlı Sofralar”dı. Ama buradaki “yıldızlı” sözcüğü yalnızca gastronomi dünyasının seçkinlik simgelerine gönderme yapmıyordu. Aynı zamanda Türk kültüründeki Ülker Takımyıldızı’nın bereket, mevsimsel dönüşüm ve ortaklık duygusuna da ince bir selam veriyordu.
Ve gerçekten de iki gün boyunca Mustafapaşa’nın taş sokaklarında tam anlamıyla bir Anadolu imecesi yaşandı.
Görünmeyen emeğin izi
Festivalin açılış kokteylinin yapıldığı Kapadokya Üniversitesi yerleşkesinde daha ilk saatlerden itibaren farklı bir ruh hissediliyordu. Akademisyenler, şefler, gastronomi araştırmacıları, üreticiler, öğrenciler… Herkes aynı büyük masanın etrafında buluşmuş gibiydi.
Bu atmosferin arkasında hâlâ güçlü biçimde hissedilen bir fikir dünyası var. Kapadokya Üniversitesi’nin kurucusu merhum Alev Alatlı’nın “yerelden evrensele” bakışı bugün de festivalin ruhunu belirliyor. Mütevelli Heyeti Başkanı Funda F. Aktan’ın yaklaşımı ve Rektör Prof. Dr. Hasan Ali Karasar’ın akademik çizgisiyle bu festival, gösterişli tabaklardan çok daha büyük bir meseleye odaklanıyor: Kültürel sürekliliğe.
Ama böylesine büyük organizasyonların görünmeyen kahramanları da oluyor. Festival boyunca gençlerin koordinasyonundan program akışına, konuk ağırlamadan sahadaki o kusursuz iletişime kadar hissedilen büyük emeğin arkasında Kapadokya Üniversitesi Öğrenci İlişkileri Koordinatörü Elif Yılmaz’ın titiz çalışmasının izleri açıkça görülüyordu.
Bazen bir etkinliğin ruhunu ayrıntılar belirler; burada da o ayrıntılar dikkat çekiyordu.
Ve Kapadokya semalarında çıkan o gökkuşağı, sanki bu iki günlük buluşmanın sessiz imzasıydı.
