Mutfağın görünmeyen devrimi…

Bir zamanlar restoranları yalnızca şefler, tarifler ve tabaklar üzerinden konuşurduk. Bugün ise gastronominin geleceğini belirleyen başka başlıklar da var: temiz hava, sessiz çalışma ortamı, sürdürülebilirlik, ergonomi ve teknoloji...

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Mutfağın görünmeyen devrimi…
Maksut Aşkar, Ozan Kumbasar, Sinem Özler, Zeynep Pınar Taşdemir, Osman Sezener, Emre Şen (soldan)

Mutfağın görünmeyen devrimi… - Resim : 1

Gazeteciliğe başladığım yıllarda restoran mutfakları neredeyse gizemli yerlerdi. Kapıları misafirlere kolay kolay açılmazdı. Şefler mutfaklarını göstermekten çok tabaklarını konuşturmayı tercih ederdi. Biz de doğal olarak masaya gelen tabağa odaklanır; kullanılan ürünü, pişirme tekniğini, sunumu ve lezzeti konuşurduk.

Aradan neredeyse yarım yüzyıl geçti.

Bu süre içinde dünyanın dört bir yanında yüzlerce restoran gezdim. Michelin yıldızlı mutfaklardan küçük aile işletmelerine, sokak lezzetlerinden uluslararası gastronomi zirvelerine kadar sayısız mutfağın kapısından içeri girdim. Bugün geriye dönüp baktığımda en büyük değişimin tabaklarda değil, mutfakların kendisinde yaşandığını görüyorum.

Eskiden mutfak yalnızca yemek pişirilen bir yerdi.

Bugün ise araştırmanın yapıldığı, ürünün geliştirildiği, sürdürülebilirliğin planlandığı, hijyenin milim milim hesaplandığı ve teknolojinin üretimin ayrılmaz bir parçası hâline geldiği yaşayan bir ekosistem.

Geçtiğimiz günlerde Maksut Aşkar'ın NeoLokal'inde düzenlenen "Chefs' Kitchens with Dyson" buluşması bana tam da bunu düşündürdü.

Çünkü orada konuşulan yalnızca yeni ürünler değildi. Asıl konuşulan, geleceğin mutfağıydı.

Mutfak artık sadece yemek pişirilen yer değil

Bugün iyi bir restoranı yalnızca şefin yeteneği belirlemiyor. Artık mutfağın havası da önemli. Sessizliği de... Çalışma ergonomisi de... Enerji yönetimi de... Hijyen sistemi de...

Bir restorana giden misafir bunların hiçbirini görmüyor. Ama hepsini hissediyor. Bir tabak kusursuz görünüyorsa, mutfağın içinde görünmeyen onlarca ayrıntı da kusursuz çalışıyor demektir.

Lezzet yalnızca malzemeden doğmuyor. Düzenin içinden doğuyor.

Escoffier'den bugüne

Modern restoran mutfağının temellerini atan Auguste Escoffier, 19. yüzyılın sonunda mutfakları askerî disipline benzer bir sistemle yeniden düzenlediğinde aslında gastronominin ilk büyük organizasyon devrimini gerçekleştirmişti.

Her istasyonun görevi belliydi. Her hareket planlanmıştı. Her saniye hesaplanıyordu. Bugün aynı anlayış farklı araçlarla devam ediyor. Mutfaklarda yalnızca insanlar çalışmıyor. Sensörler... Akıllı havalandırmalar... Enerji yönetim sistemleri... Hava temizleme teknolojileri... Yapay zekâ destekli stok yazılımları... Dijital sıcaklık kontrol sistemleri... Bütün bunlar artık modern gastronominin görünmeyen ekip üyeleri.

Amaç ise değişmedi. Daha doğru üretmek. Daha az hata yapmak. Daha az israf etmek. Daha iyi çalışmak.

Bir laboratuvar gibi

Bugün dünyanın en iyi restoranlarının ortak özelliği yalnızca olağanüstü yemekler hazırlamaları değil. Hepsi aynı zamanda araştırma merkezi gibi çalışıyor. Kopenhag'daki Noma, yıllardır mutfağını yalnızca servis veren bir restoran olarak değil, ürün geliştiren bir laboratuvar olarak yönetiyor. Fermentasyon odaları, test mutfakları ve araştırma ekipleri restoranın ayrılmaz parçaları.

İspanya'daki El Celler de Can Roca, bilim insanlarıyla birlikte aroma, sıcaklık ve ürün davranışı üzerine çalışmalar yürütüyor.

Disfrutar, teknik yaratıcılığı yalnızca tabakta değil, mutfağın işleyişinde de sürdürüyor.

Mugaritz, her sezon aylarca restoranını misafirlerine kapatıp yalnızca araştırma yapan bir ekiple yeni fikirler geliştiriyor.

Ve elbette Ferran Adrià...Belki de modern gastronominin en büyük devrimcisi. Onun yıllar önce söylediği bir söz hâlâ bütün gastronomi dünyasında yol gösterici kabul ediliyor:

"Yaratıcılık, bildiklerini tekrarlamak değil; onları yeniden düşünmektir."

Bugün büyük restoranların çoğu artık bu anlayışla çalışıyor.Şef yalnızca pişirmiyor. Araştırıyor. Deniyor. Yanılıyor. Yeniden deniyor.

NeoLokal neden doğru adresti?

Dyson'ın bu projeyi NeoLokal'de başlatmasını da bu yüzden anlamlı buldum. Çünkü Maksut Aşkar'ın mutfağı uzun zamandır yalnızca yemek pişiren bir restoran değil. Anadolu'nun gastronomi hafızasını araştıran yaşayan bir merkez.

Eski tahıllar... Unutulmuş reçeteler... Yerel üreticiler... Mevsimsellik... Atığın azaltılması... Toprağa saygı... Üreticiyle kurulan ilişki... Bütün bunlar NeoLokal'in mutfağında slogan değil. Günlük çalışma düzeninin doğal parçaları. Burada teknoloji de aynı anlayışın devamı olarak görülüyor. Gösteriş için değil. Üretimi daha doğru yapmak için.

Michelin yıldızının arkasında

Michelin yıldızları uzun yıllar yalnızca tabaklarla özdeşleştirildi. Oysa bugün değerlendirme kriterleri çok daha geniş. Ürün kalitesi... Teknik... Tutarlılık... Kişilik... Ama bunların yanında sürdürülebilirlik... Yerel üreticiyle kurulan ilişki... Enerji kullanımı... İsrafın azaltılması... Çalışma kültürü... Hijyen... Ve ekip organizasyonu.

Michelin'in son yıllarda verdiği, NeoLokal’in de sahip olduğu Yeşil Yıldız da aslında bu değişimin en güçlü göstergesi. İyi restoran artık yalnızca iyi pişiren restoran değil. Doğru çalışan restoran.

Sessizlik de mutfağın malzemelerinden

İyi tasarlanmış profesyonel mutfaklarda dikkatimi çeken ilk şeylerden biri sessizliktir. Yanlış anlaşılmasın... Elbette mutfakta hareket vardır. Tencere sesleri... Bıçaklar... Siparişler... Ama gereksiz gürültü yoktur. Çünkü yoğun servis sırasında yüksek ses yalnızca rahatsızlık oluşturmaz. Dikkati dağıtır. İletişimi zorlaştırır. Hata riskini artırır.

Bugün büyük restoranlarda hava kadar ses de tasarlanıyor. Işık kadar yürüyüş mesafesi de planlanıyor. Bütün bunlar gastronominin görünmeyen mühendisliği.

Teknoloji şefin rakibi değil, çalışma arkadaşı

Teknoloji ile gastronomi arasındaki ilişki uzun yıllar daha çok pişirme ekipmanları üzerinden konuşuldu. Daha hassas fırınlar... Daha güçlü ocaklar... Sous-vide sistemleri... Vakum makineleri... Akıllı termometreler...

Bugün ise teknoloji mutfağın çok daha farklı alanlarına dokunuyor. Temiz hava... Hijyen... Ergonomi... Enerji verimliliği... Çalışma konforu... Koku yönetimi... Bunlar ilk bakışta bir tabağın parçası gibi görünmeyebilir. Oysa profesyonel mutfaklarda geçirilen uzun saatler düşünüldüğünde, bu ayrıntılar doğrudan üretimin kalitesini etkiliyor.

İşte Dyson'ın "Chefs' Kitchens with Dyson" projesi de tam bu noktada anlam kazanıyor. Marka, yıllardır geliştirdiği mühendislik çözümlerini ilk kez profesyonel gastronominin ihtiyaçlarıyla buluşturuyor. Süpürgelerden ıslak zemin temizleme sistemlerine, hava temizleme teknolojilerinden çalışma ortamını destekleyen çözümlere kadar uzanan ürün yelpazesi, şeflerin mutfakta daha sağlıklı ve daha verimli bir ortamda çalışmasına katkı sağlamayı hedefliyor.

Burada dikkatimi çeken nokta, teknolojinin mutfağın önüne geçmeye çalışmamasıydı. Tam tersine... İyi bir mutfak gibi görünmeden çalışmayı tercih ediyordu. Çünkü iyi teknoloji de iyi servis gibi kendini hissettirmeden işini yapar.

Altı şef, altı farklı mutfak, ortak anlayış

Projede yer alan altı şef, aslında bugün Türk gastronomisinin ulaştığı seviyeyi de temsil ediyor.

Maksut Aşkar, Michelin kırmızı ve yeşil yıldız sahibi ve Anadolu mutfağını çağdaş yorumlarla yeniden okuyan isimlerden biri.

Osman Sezener, iki restoranından birinde Michelin kırmızı ve yeşil yıldız, diğerinde kırmızı yıldız sahibi ve tarladan sofraya anlayışını Türkiye'de en istikrarlı biçimde uygulayan şeflerden.

Ozan Kumbasar, iki Michelin yıldızı sahibi ve Urla'nın doğasını ve Ege'nin ürün zenginliğini iki Michelin yıldızıyla uluslararası düzeye taşıdı.

Emre Şen, Michelin kırmızı ve yeşil yıldız sahibi ve rafine teknikleriyle modern mutfağın genç temsilcileri arasında öne çıkıyor.

Zeynep Pınar Taşdemir, Michelin yıldızı alan ilk Türk kadın şef olarak yalnızca kendi kariyeri için değil, genç kadın aşçılar için de önemli bir rol modeli oluşturuyor.

Sinem Özler ise Anadolu mutfak kültürünü koruma ve yaşatma konusundaki çalışmalarıyla dikkat çekiyor; Michelin Rehberi'nin tavsiye listesine girmesi de bunun uluslararası karşılığını gösteriyor.

Bu altı ismin mutfak anlayışları birbirinden farklı. Ama ortak noktaları aynı.

Ürüne saygı.

Üreticiye saygı.

Disipline saygı.

Ve ayrıntıya gösterilen özen.

Aslında bunlar yalnızca iyi şeflerin değil, iyi mühendislerin de ortak özellikleri. Belki de Dyson ile Michelin yıldızlı şefleri aynı masada buluşturan şey tam olarak bu ortak zihniyet.

NeoLokal'in menüsü de aynı hikâyeyi anlatıyordu

Lansman boyunca servis edilen menü, yalnızca lezzetli tabaklardan oluşmuyordu. Her tabak, NeoLokal'in mutfak anlayışını sessizce anlatıyordu.

İlk tabakta yer alan Sırlanmış Lakerda, sote mevsim otları ve kolajenli balık sosuyla, deniz ürününe gösterilen özeni yalın ama güçlü bir dille ortaya koyuyordu.  Ardından gelen Kırmızı Karidesli Erişte, karides sosu, kırmızı biber derisi ve limon yağıyla Akdeniz'in tazeliğini Anadolu'nun damak hafızasıyla buluşturuyordu. 

Ana yemekte ise uzun saatler boyunca ağır ateşte pişirilmiş Kuzu Kol, biberli erik kreması ve tavuk suyuyla hazırlanan üveyikle servis edildi. Bu tabakta teknik ustalık kadar sabır da hissediliyordu.  Finalde gelen Antep fıstıklı tulumba ise çocukluk hafızamızı çağrıştıran tanıdık bir tatlıyı incelikli bir yorumla yeniden karşımıza çıkarıyordu. Yanındaki Antep fıstığı dondurması ile hafif ama akılda kalıcı bir final yaşatıyordu.

Menünün ortak özelliği gösteriş değildi. Hiçbir tabak "Bana bakın" demiyordu. Hepsi aynı şeyi söylüyordu:

"Önce malzemeyi dinle."

Bence son yıllarda dünya gastronomisinin en önemli değişimlerinden biri de bu. Şefler artık tekniklerini sergilemek yerine ürünün karakterini görünür kılmaya çalışıyor.

Lezzetin geleceği mutfağın içinde şekilleniyor

NeoLokal'den ayrılırken aklımda yalnızca başarılı bir öğle yemeği kalmadı. Şunu düşündüm: Belki gastronomi yazarken biz de yıllarca tabağa fazla baktık. Oysa hikâyenin büyük bölümü mutfağın içinde yaşanıyor.

İyi hava... İyi ışık... Doğru sıcaklık... Sessiz çalışma ortamı... Temiz zemin... İyi planlanmış hareket alanları... Ve bütün bunları görünmeden destekleyen teknoloji...

Geleceğin restoranlarını yalnızca yaratıcı tarifler değil, bu görünmeyen ayrıntılar da belirleyecek. Belki de önümüzdeki yıllarda gastronomide en büyük yenilikler yeni malzemelerden değil, daha iyi tasarlanmış mutfaklardan doğacak. Çünkü iyi bir tabak yalnızca yetenekle ortaya çıkmıyor. İyi düşünülmüş bir çalışma kültürüyle doğuyor.

NeoLokal'deki buluşma bana bir kez daha bunu hatırlattı. Lezzetin gerçek hikâyesi çoğu zaman masada değil, mutfağın görünmeyen dünyasında yazılıyor.