85 yıldır yapısal reform yapmadık

Adnan NAS ASLINA BAKARSANIZ

Daha önce de söz etmiştik, 2011 seçimleri öncesinde 2023 yılı için konulan hedeflerin yarısını bile gerçekleştiremedik. O zaman %11 olan enflasyonu tek haneye indirecektik, üstelik TÜİK’in tartışmalı rakamlarıyla, %68’e çıkardık. O zaman 772 milyar dolar olan milli geliri 2 trilyon dolara çıkaracaktık, son yıllarda pompalanan tüketim ve baskılanan döviz kuruna rağmen ancak 1 trilyon dolara ulaştırabildik. Dünya ticaretinde o zaman %0.8 olan payımızı %1.5’a çıkaracaktık, %0.4’e düşürdük. En iddialı olduğumuz otoyol uzunluğunda bile o zaman 2119 km olan ağımızı 7500 km’ye çıkaracaktık, ancak 3500 km yapabildik. Öyle olacağı belliydi, çünkü İMF sayesinde uyum ve istikrar programı yapmayı bir nebze öğrendik ama büyüme programı ve stratejisi geliştiremedik. Çünkü 85 yıldır yapısal reform yapmak istemedik. Arada bir niyetlensek de yarı yolda vazgeçtik. Yaptığımız, ekonominin yapısal kısıtları (iç tasarruf yetersizliği, kayıtdışılık, düşük teknoloji, düşük istihdam, yapışkan enflasyon) ile büyüme önceliği arasında konjonktürel, fırsatçı ve kolaycı seçimler yaparak ilerlemeye çalışmaktan ibaret. O yüzden Cumhuriyet’in ilk 15 yılında ulaştığımız büyüme hızını bir daha yakalayamadık. Önümüzdeki yıl da göreceğimiz, enflasyon ile durgunluğun birlikte yaşandığı bir konjonktürde sıcak para arayışıyla yine kusurlu bir büyüme çabası ile sınırlı kalacak gibi görünüyor.

2024’te stagflasyon muhtemel

Mayıs seçimlerinden sonra mecburen sıçramasına izin verilen döviz kuru, ardından vergi artışları ve ücret zamları ile yükselen enflasyon trendinin bundan böyle, yön değiştirmek bir yana, yeni asgari ücret artışı, yoldaki emekli aylığı artışları ve yerel seçim harcamaları ile daha da yükseleceği açık. Özellikle hizmet enflasyonundaki katılık ve gıda, sağlık sektörlerindeki yüksek fiyat artışları ile yıl sonunda % 68’e ulaşacağı öngörülen enflasyon, yılın ilk yarısında %70’in üzerinde seyredecek. Enflasyonun OVP’ye göre 2024 sonunda, yetkililerin kısa vadeli önceliği olmadığı açıklandığı halde, %68’lik düzeyinin nasıl olup ta %33’e düşeceği merak konusu. 2025’te %15, 2026’da %8.5’luk enflasyon düzeyleri de, üstelik %4 ve %5 gibi büyüme hedeflenmişken çok iddialı görünüyor. Bana sorarsanız, yapısal ve yapışkan hale gelen enflasyonun üç yılda %25’e düşürülmesi bile başarı olur. Öte yandan yolun çoktan sonuna gelinmiş olması dolayısıyla başlatılan sıkılaştırma nedeniyle bu tabloya yılın ikinci yarısında keskin bir tüketim ve iç talep daralmasının ekleneceği anlaşılıyor.

Cari açık ta azalmıyor, aksine artıyor. İlk 10 ayda geçen yıl 39 milyar dolar iken bu yıl 41 milyar dolar. Dış ticaret açığı artmaya, ihracatın ithalatı karşılama oranı azalmaya devam ediyor. Hal böyleyken OVP’de 2014’te bu yıla oranla yaklaşık %40 daha düşük 3,9 miyar dolar cari açık hedeflenmesi iyimser görünüyor. Aynı şekilde bu yıl %6,4 düzeyinde oluşacağı beklenen bütçe açığının iki yılda yarıya indirilmesi, %3.9’luk faiz dışı açığın sıfırlanması da nasıl olacağı konusunda izaha muhtaç. Bu yıl 1,1 trilyon TL’lik ek bütçe yetmeyeceği ve karşılığı gelir gösterilemediği için borçlanma yasasına aykırı olarak Cumhurbaşkanı’na bütçe açığının üç katına kadar borçlanma yetkisi verilmesi de bunu doğruluyor. Ayrıca 2023 milli gelir hesaplarında ilk yarıda büyük baskı altında düşük tutulan dolar kurunun esas alındığını, ayrıca mültecilerin üretime katıldığı halde nüfusa dahil edilmemesi gibi teknik kusurlar olduğunu unutmamak lazım. Önümüzdeki yılda 211 milyar dolar kısa vadeli dış borç ve 40 milyar doların üstünde cari açığın finansman gereği düşünülünce Şimşek- Erkan ikilisinin yükünün ağır olduğu ve bir süre onlardan vazgeçilmeyeceği de ortaya çıkıyor.

YEP’in ortodoks hali

Spektaküler faiz artışlarına rağmen, enflasyonun oldukça altında olduğu için, hala negatif faiz söz konusu. Zaten faiz artışları tasarrufları özendirmek için yapılmıyor; reel kesim ve banka bilançolarındaki borç ya da risk birikimini çözmek gibi başka amaçlar için de. Tek amaç sıcak para: yani portföy girişleri ve dış kredilere erişim. Öte yandan sıkılaştırmanın da bir ölçüde gevşek tutulduğunu, arada döviz satışları ile kur kontrolünün sürdürüldüğünü, selektif tedbirlerle kredi kanallarının aralandığını not etmek gerekir; çünkü esas itibariyle hükümet büyüme önceliğinden vazgeçmek istemiyor. Nitekim CDS priminde hızlı bir iniş olmasına rağmen portföy girişlerinin başlaması Aralık ayını buldu( 1.4 milyar dolar). Hazine’ye ve Merkez Bankası’na büyük kur riski yükleyen KKM stokunu çözmek için de mevduat faizleri yükseltildi; ancak başlangıçta haftada 75 milyar TL’yi bulan çözülme giderek hız kaybetti ve Aralık’ta haftada 13 milyar TL’ye düştü.

Oldum olası tutarlı ve kapsamlı bir büyüme stratejisi geliştirmekte güçlük çektiğimiz malum. Bu zorlayıcı koşullarda bunu yapmamız daha da zor. Ancak izlenmek istenen rotaya bir isim vermek gerekirse, reel ücretleri mümkün mertebe baskılayıp iç talebi kısarak ihracatı arttırmayı, bu arada özellikle yılın ikinci yarısında kurlarda bir artışa yeşil ışık yakarak ihracatı desteklemeyi hedefleyecek bir kulvar olacağı söylenebilir. Tabir caizse “eski YEP’in ortodoks hali”ni görmemiz kuvvetle muhtemel.

Tüm yazılarını göster