“Avrupa hayali” kabusa dönüşürken...

Zeynep GÜRCANLI Yedi Düvel

Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması, Washington’un F-16 satışının önünü açması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 9 Mayıs’taki Beyaz Saray randevusu, Ankara’nın Batı’ya yönlenmesinin işaretleri gibi algılandı.          

Ancak acaba Batı, özellikle de Avrupa Birliği, Türkiye’yi “kolları açık” beklemekte mi? Durum pek öyle değil gibi.         

Bayram boyunca tatil için Avrupa’ya giden Türk vatandaşlarının sosyal medya gönderilerinde çizilen tablo malum;        

Türkiye’deki hayat pahalılığı öyle bir noktaya ulaşmış ki, herhangi bir AB ülkesinde, üstelik Euro üzerinden hesap ödeyerek, daha ucuza ve daha iyi yemek yemek, daha kaliteli hizmet almak mümkün.        

İşin bir yönü bu.   Diğer yönü ise, Türkiye’de güvenlik-özgürlükler dengesinde AK Parti hükümetinin ağırlığını giderek daha çok “güvenlik” üzerine vermesi, özgürlükleri ise birbiri ardına törpülemesi.        

Sonuç ise, Avrupa Birliği ülkelerinden “iltica” başvurusunda bulunan yüzbinlerce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı.         

Kısaca Frontex olarak anılan AB’nin Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı’nın verilerine göre 2023 yılında toplam 101 bin Türk vatandaşı AB’ye iltica başvurusunda bulundu. Bunlardan kimi Avrupa’ya kaçak yollarla girerken, büyükçe bir kısmı ise bir Avrupa Birliği ülkesinden vize alıp, oraya gittiğinde iltica etmek isteyenlerden oluşuyor. İltica başvurusunda bulunan Türk vatandaşları arasında turist olarak gidenler, iş seyahatine çıkanlar, hatta Erasmus programıyla Avrupa’da eğitim hakkı alan öğrenciler bile var.       

Rakamlar alarm verici; Türk vatandaşları, Suriye ve Afgan vatandaşlarının ardından AB’ye iltica başvurusunda bulunun üçüncü en büyük grup haline gelmiş durumda.

BAŞVURUSU KABUL EDİLMEYENLER GERİ DE DÖNEMİYOR

İşin daha da sıkıntılı tarafı, Avrupa Birliği’nin iltica başvurusunu kabul etmediği Türk vatandaşlarını geri gönderme süreci. Mesela Almanya, iltica başvurusunu reddettiği 38 bin Türk vatandaşını geri göndermeye çalışıyor, ancak Türkiye çeşitli bürokratik engeller çıkardığı içi bu kişiler geri de dönemiyor.            

Yine Frontex verilerine göre 2019’da AB ülkeleri sığınma isteyen neredeyse her iki Türk vatandaşından birine (yüzde 54’üne) bu hakkı tanırken, 2023 yılında başvurusu kabul edilenlerin oranı yüzde 25’te kaldı. AB’nin sığınma başvurusun kabul ettiği Türk vatandaşlarının sayısı her yıl istikrarlı şekilde düşüyor.        

Ancak sığınma başvurularındaki artışa rağmen, iltica talebi reddedilen Türk vatandaşlarının sayısı da son 4 yılda istikrarlı biçimde artıyor.         

Yılan hikayesine dönen Türk vatandaşlarına “vizesiz Avrupa” görüşmelerinde kalan, yolsuzluklar ve özgürlüklerle ilgili adım atılması gereken kriterlere, görünmeyen yeni bir “kriter” daha eklenmiş son yıllarda belli ki;         

Türkiye’deki ekonomik kriz ve artan fakirleşme.       

Gümrük Birliği’nin genişletilmesi konusu ise, Türkiye’deki “hukukun üstünlüğü” durumuna bağlanmış durumda; Türkiye hukuk sistemini siyasetin gölgesinden çıkarmadan, bu alanda da adım atmamaya kararlı duruyor Avrupa Birliği.          

AB, TÜRKİYE’Yİ “KRİTİK ÖNEMDE” BULMUYOR

Brüksel’deki AB koridorlarında konuşulan bir başka alarm verici unsur ise, Türkiye’nin coğrafi konumu nedeniyle kendisine atfettiği önemin Avrupa’da pek karşılık bulmuyor olması; Türkiye’nin enerji koridorlarının geçiş noktasında olması, Ukrayna savaşında oynamaya çalıştığı arabulucu rolü ya da Gazze meselesindeki olası etkisi Avrupa’da artık pek “heyecan” yaratmıyor.       

Kısacası, resmen “aday ülke” konumundaki Türkiye’yi, genişleme raporlarında diğer aday ülkelerle aynı kategoriye bile koymamaya başlayan AB, belli ki kendi açısından “defteri kapatmış”.       

Öylece ortada duran, nefes almayan, beyin fonksiyonları çalışmayan bir insana benzetilebilecek durumdaki üyelik sürecini kimse “gömmeye” bile değer bulmuyor.

Tüm yazılarını göster