Dünyayı kirletenler yılda 209 milyar iklim tazminatı ödemeli!

Dünyanın en büyük fosil yakıt şirketlerinin, çevreyi kirleten faaliyetlerinden en çok zarar gören topluluklara, iklim tazminatı kapsamında her yıl en az 209 milyar dolarlık ödeme yapması gerekiyor.

Didem Eryar ÜNLÜ YAKIN PLAN

Mevcut eylem planlarıyla dünya 2.7 derecelik bir ısınmaya doğru gidiyor.

One Earth dergisinde çok önemli bir analiz yayımlandı. Analiz gezegeni ısıtan fosil yakıtlardan büyük servet edinen ve edinmeye devam eden şirketlerin neden olduğu ekonomik yükü ilk kez ortaya koyuyor ve aralarında BP, Shell, ExxonMobil, Total, Suudi Arabistan’ın devlet petrol şirketi ve Chevron’un da bulunduğu 21 petrol devinin iklim borcunu hesaplıyor.

Analize göre; dünyanın en büyük fosil yakıt şirketleri, çevreyi kirleten faaliyetlerinden en çok zarar gören topluluklara, iklim tazminatı kapsamında her yıl en az 209 milyar dolarlık ödeme yapmalı.

İklim krizi kaynaklı küresel ekonomik zararın 2025 ile 2050 arasında 99 trilyon dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. 700’den fazla iklim ekonomistine göre bunun 69,6 trilyon dolarından fosil yakıt emisyonları sorumlu.

Analiz; gelecekteki iklim maliyetlerinin üçte birini küresel fosil yakıt endüstrisine, üçte birini de hükümetlere ve tüketicilere atfediyor.

Bu, küresel fosil yakıt endüstrisinin önümüzdeki 25 yıl içinde beklenen iklimle ilgili ekonomik kayıpların en az 23,2 trilyon dolarından veya yılda 893 milyar dolardan sorumlu tutulduğu anlamına geliyor.

Bu maliyetler buzdağının yalnızca görünen kısmı

Milano-Bicocca Üniversitesi’nden çalışmanın ortak yazarı Prof. Marco Grasso, 

“Tazminatların miktarının belirlenmesi ve büyük karbon yakıtı üreticilerine atfedilmesi için önerilen çerçeve, ahlaki teoriye dayanıyor ve borçlu olunan mali verginin tartışılması için bir başlangıç noktası sağlıyor” diyor.

Climate Accountability Institute’un kurucu ortağı ve direktörü Richard Heede ise “Bu, uzun vadeli iklim hasarları, azaltım ve uyum maliyetleri buzdağının yalnızca görünen kısmı” yorumunu yapıyor.

En zengin yüzde 1, en fakir yüzde 50’den iki kat fazla seragazından sorumlu

Uluslararası iklim müzakerelerinin son derece yavaş ilerlediği bir süreçte, iklim etkileriyle mücadele etmek için kimin ödeme yapması gerektiği sorusu ağırlıklı olarak ulus devletlerin rolü ve sorumluluğuna odaklanıyor. Bunun nedeni; dünya nüfusunun en zengin yüzde 1’inin, zararın en büyük kısmını çeken dünyanın en fakir yüzde 50’sine kıyasla iki kat daha fazla seragazı salımından sorumlu olması.

Şimdiye kadar, küresel kuzeyin zengin ülkeleri, daha yoksul ülkelerdeki iklim uyum çabaları için çok az söz verdi ve hatta daha azını yerine getirdi.

Gezegenin ısınan iklimi her zamankinden daha hızlı bir şekilde ölüme ve yıkıma neden olurken, tazminat talepleri de artıyor. Nitekim, COP27 zirvesinde, iklim adaleti hareketinin onlarca yıllık baskısının ardından, devletler, iklim krizinden etkilenen yoksul ülkeler için “kayıp ve zarar” finansman fonu kurmayı kabul etmişlerdi.

Amsterdam Üniversitesi’nden Margaretha Wewerinke-Singh’e göre, fosil yakıt şirketlerinin iklim zararına yönelik mali sorumluluğuna odaklanarak uluslararası iklim finansmanı konusundaki tartışmayı yeniden çerçevelendirmek, kayıp ve zarar müzakerelerinde ilerlemeye yardımcı olabilecek.

Kimin ne kadar iklim borcu var?

En büyük emisyona sahip devlete ait şirketi olan Saudi Aramco’nun yıllık 43 milyar dolar borcu olacak. Bu rakam şirketin, 2022 kârının dörtte birinden biraz fazlasına denk geliyor.
ExxonMobil’in yıllık borcu 18 milyar dolar olarak hesaplandı. Şirketin 2022’deki rekor kârı ise 56 milyar dolardı.
Analize göre, geçen yıl birlikte hissedarlarına 68 milyar dolar kazandıran İngiliz petrol devleri Shell ve BP, yıllık 30.8 milyar dolarlık iklim tazminatından topluca sorumlu olacak.
Yazarlar, düşük gelirli ülkelerdeki (Hindistan, İran, Cezayir ve Venezuela) dört şirketi muaf tutuyor. Orta gelirli ülkelerdeki (Rusya, Çin, Meksika, Brezilya ve Irak) altı üreticinin sorumluluğunu ise yarıya indiriyor.

Hepsiburada, Türkiye’de Sürdürülebilirlik Raporu yayınlayan ilk e-ticaret şirketi oldu 

Hepsiburada, “Sürdürülebilir Yarınlar Burada Başlar”  sloganıyla hazırladığı ilk Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayınladı. Sektöründe Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan raporda Hepsiburada; e-ticarette yenilikçi, verimli ve doğaya saygılı süreçlerle Çevre, Çalışanlar ve Toplum başlıklarının yanı sıra dürüstlük, şeffaflık ve hesap verilebilirlik prensiplerine odaklanan Yönetişim alanında gerçekleştirdiği sürdürülebilirlik çalışmalarını paylaşıyor. 

Türkiye’nin, küresel teknoloji borsası Nasdaq’da işlem gören ilk ve tek şirketi olan Hepsiburada, gelecek nesillere daha sürdürülebilir ve yaşanabilir bir dünya bırakmak hedefiyle Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (SKA) katkı sağlarken, belirlenen öncelikli konular kapsamında gerçekleştirdiği faaliyetler ile doğrudan ve dolaylı olarak 12 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’na hizmet ediyor. 

“Teknolojinin gücünü yapıcı şekilde kullanmaya devam edeceğiz”

Hepsiburada CEO’su Nilhan Onal Gökçetekin, “Gezegenimizin ve toplumların refahı ve sürdürülebilirliği için büyük bir dönüşümün eşiğindeyiz. Bizler Hepsiburada’da sürdürülebilirliği ve sosyal sorumluluğu iş kültürümüzün temel değerleri olarak görüyoruz. Kurulduğumuz günden bu yana, bir yandan ticaretin dijitalleşmesine liderlik ederken bir yandan da paydaşlarımız için değer yaratma ve toplumsal gelişime katkı sağlama konusundaki kararlılığımızı sürdürüyoruz. Teknolojik kabiliyetlerimizi bir yandan müşterilerimize sunduğumuz üstün hizmet anlayışımızı iyileştirmek için kullanıyoruz. Bir yandan da on binlerce işletmeyi bir araya getiren pazaryeri modelimizle, Türkiye'nin ve bölgenin en büyüğü olan Akıllı Operasyon Merkezimizle, sektörün çıtasını yükselten teknolojik çalışmalar yürüttüğümüz Ar-Ge Merkezimizle sektörün gelişimine ve dijital dönüşüme liderlik ediyoruz” diyor.

Raporda öne çıkanlar 

Hepsiburada; vizyon, misyon ve kurumsal değerleri çerçevesinde belirlediği sürdürülebilirlik yaklaşımını 4 odak alan temelinde şekillendiriyor. 

 “Eşit ve Kapsayıcı Kurum Kültürü”

Hepsiburada, 2017 yılında başlattığı “Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü” programı ile 41 binden fazla kadın girişimciye destek olurken, HepsiTürkiye’den programı ile 330’dan fazla yerel üreticiyi destekleyerek yerel ürün kullanımını da teşvik etmeyi sürdürüyor. Hepsiburada, 2022 yılında Birleşmiş Milletler Kadının Güçlenmesi Prensiplerini imzalayarak toplumsal cinsiyet eşitliğini ve kadınların güçlenmesini sağlayacak şirket politikaları oluşturmaya yönelik yedi ilkeye uyduğunu da taahhüt etti.  

Toplumsal Fayda 

Hepsiburada kadınlara, çocuklara, dezavantajlı bireylere, hayvanlara, çevreye, bilime, kültüre, eğitime, spora ve sanata verdiği desteği tüm paydaşlarını da katarak artırmayı hedefliyor. 

Etik ve Şeffaf Yönetişim Anlayışı 

Şeffaflık ve hesap verilebilirlik prensipleri doğrultusunda şirketin tüm iş yapış süreçlerinde ön plana çıkan en yüksek etik standartlar aktarılıyor. 

Teknolojik Çözümlerle Çevreye Duyarlı Operasyonlar

“Sürdürülebilir Ürünler ve Ambalaj” konusunu önceliklendiren Hepsiburada “Eskiyi Yenile” projesi ile eski elektronik ürünleri değerlendiriyor ve sorumlu paketleme ile ambalaj uygulamalarıyla malzeme kullanımını optimize eden çözümler üretiyor. 

“Döngüsellik ve Atık Yönetimi” başlığı altında operasyonlarının atık kaynaklı çevresel etkisini azaltmak amacıyla kaynak kullanımını azaltmak, oluşan atıkları kaynağında ayrıştırarak tekrar kullanım ve geri dönüşüm yoluyla ekonomiye geri kazandırılması için çalışmalarını bilinçli bir atık yönetimi çerçevesinde gerçekleştiriyor.

WWF-TÜRKİYE YEŞİL İYİLEŞME FORUM RAPORU

İnsanın sağlığı ve esenliği doğanın sağlığı ile ayrılmaz bir bütündür

Afetlere karşı daha dirençli ve doğayla uyumlu bir gelecek için “Yeşil İyileşme” çağrısı yapan WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Şubat ayında yaşanan depremlerin ardından enkaz kaldırma çalışmalarından yeni yaşam alanlarının geliştirilmesine kadar geçecek sürecin nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğini değerlendirmek ve karar vericiler için stratejik öneriler seti ortaya koymak üzere 29 Mart’ta Yeşil İyileşme Forumu düzenlemişti. Forum, Türkiye’de yakın zamanda meydana gelen depremlerin ardından yaşanan felaketin yıkıcı etkilerinin azaltılması ve benzeri doğal olayların sonucunda ortaya çıkması istenmeyen afet durumlarının engellenmesi için sürdürülebilir çözümler bulmayı amaçlıyordu.

mun ikinci yarısında gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantılarında enerji, şehircilik, doğa, tarım, çevre ve yönetişim konuları ayrı ayrı ele alınmıştı. Bölgesel farklılıklar gözetilerek çevrenin korunması, yeniden inşa sürecinde sürdürülebilir/yenilenebilir enerji sistemlerine öncelik verilmesi, tarım kooperatiflerinin desteklenmesi, yerel üretimin teşvik edilmesi, bölgedeki şehircilik yaklaşımının yapılandırılması ve zihinsel dönüşüm ihtiyacı gibi sonuçların ortaya çıktığı forumun çıktılarının bir kitapçık haline getirilerek, bir kaynak olarak paylaşılacağı duyurulmuştu.

Forumun bir devamı olarak, etkinliğin çıktısı niteliğindeki Yeşil İyileşme Forum Raporu tamamlandı ve kamuoyu ile paylaşıldı.

Forumun bir devamı olarak, etkinliğin çıktısı niteliğindeki Yeşil İyileşme Forum Raporu tamamlandı ve kamuoyu ile paylaşıldı.

Yeşil İyileşme Forum Raporu’nun Sonuç bölümünde özetle aşağıdaki ifadelere yer verildi: 

2023 yılının Şubat ayında meydana gelen ve 11 ilimiz ile komşu ülkelerde milyonlarca insanı etkileyerek, resmi kayıtlara göre 50 bini aşkın kişinin yaşamına mâl olan bu büyük yıkımın iyileşmesi onlarca yıl alacaktır.

Ülkemizin ve dünyanın gündemine son yıllarda, pandemi süreci,iklim krizi ile artan aşırı hava olayları, seller, kuraklık dalgaları ve orman yangınları damgasını vurmuş, son depremler ise bu felaketler silsilesine telafisi olmayan kayıplar eklemiştir. Tüm bu afetler zincirinin bize acı bir şekilde gösterdiği üzere, insanın sağlığı ve esenliği, doğanın sağlığı ile ayrılmaz bir bütündür.

Yeniden ayağa kalkma, bina inşa etmenin ötesine geçerek, depremzede illerimizde yaşamı yeni bir anlayışla kurmayı amaçlamalıdır. Enkaz kaldırma çalışmalarından yeni yaşam alanlarının geliştirilmesine kadar, sağlıklı bir gelecek kurma mücadelesi olarak gördüğümüz bu ayağa kalkma sürecinin her aşamasını yeşil iyileşme ilkelerine göre ele almalıyız.

Depremler, orman yangınları, seller, toprak kaymaları gibi felaketlere karşı ülkemizde bugüne kadar gösterilen yaklaşım genellikle afet sonrası çalışmalar üzerinde yoğunlaşmakta, bu da can, mal ve doğa kaybının yüksek olmasına yol açmaktadır.

Doğa ile uyumlu kentler inşa edilmediğinde çevresel sorunlar da artmaktadır. Yaşam alanlarımızın daha güvenli bir şekilde yeniden inşa edilebilmesi ve gelecekte karşılaşılabilecek benzer şoklara karşı daha dirençli olabilmesi için doğa/çevre, afet yönetim stratejisinin ayrılmaz bir bileşeni olarak ele alınmalıdır.

Depremin yarattığı yıkımın onarılmasında, başta kamu kurumları olmak üzere, yerel yönetimler, meslek örgütleri, bilim dünyası ve sivil toplum işbirliği ile bu belgede yer alan önerileri de içeren yeşil iyileşme ilkelerinin deprem sonrasında ayağa kalkma ve yeniden yapılanma sürecinde hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

Tüm yazılarını göster