Reel sektör için nisan – temmuz dönemi stratejisi

Murat ÖZSOY
Murat ÖZSOY Püf Noktası

Merkez Bankası 17 Nisan’da politika faiz oranını 350bps artırarak aslında 20 Mart tarihinde ara toplantı kararı ile yapmış olduğu örtülü faiz oranı artışının altını kalın çizgiler ile çizmiş oldu. Reel sektör açısından baktığımızda finansal maliyetler 20 Mart tarihinde zaten artış göstermişti. En son PPK toplantısı ile de reel sektör için yüksek finansal maliyetlerin bir müddet daha devam edeceğini görmüş olduk.

İleriye yönelik olarak 2025 yılının geri kalanına dair strateji belirlerken şu anda para politikasına dair bence iki tane önemli soru var. Birincisi bu yüksek faiz ortamı ne kadar edecek? İkincisi de Merkez Bankası yeniden faiz indirim adımları atmaya başlayınca bu adımlar yılbaşındaki 250bps indirim adımlarından daha mı fazla olacak?

İkinci sorunun yanıtını birinciye göre daha kolay ve öngörülebilir olarak değerlendiriyorum. İlk faiz indirim adımı tahminime göre 250bps’dan daha yüksek bir adım olarak gelecek. Merkez Bankası hem küresel hem de içerideki piyasa dalgalanmalarının bir an önce geçmesini ve hemen ilk fırsatta 2025 yılı başında bu yıl için öngördüğü faiz indirim döngüsüne yeniden hızlı şekilde geri dönmek isteyecektir. Dolayısıyla yüksek faizden geri dönüşün adımları daha büyük olacak. Birinci sorunun yanıtını ise öngörebilmek kolay değil. Bundan sonraki ilk toplantı 19 Haziran tarihinde. Şu andaki görünüme bakacak olursak hemen 19 Haziran’da yeniden indirime geçme ihtimali zayıf. Ondan sonraki toplantı ise 24 Temmuz tarihinde. Temmuz ayında muhtemel turizm sezonu kaynaklı döviz girişlerinin katkısını düşünerek ilk indirimi ve büyük adımı burada atabilir diye düşünüyorum.

Bu öngörü çerçevesinde de reel sektör için aslında bir rota şekillenmiş oluyor. Finansmanın hem bugüne göre nispeten daha uygun olabileceği hem de finansmana erişimin de bugüne göre rahatlayabileceği zaman diliminin Temmuz sonrası olabileceğini tahmin ediyorum. O halde bugünden Temmuz ayına kadar olan süreçte reel sektör firmaları finansmanı kendi iç kaynakları ile temin etme tarafına odaklanmaları lazım. Bunun da yollarından birisi bugünden Temmuz ayı sonuna kadar olan dönemde cirolarını artırmak diğeri de alacak tahsilatı konusuna daha fazla odaklanmak.

İkisi de kolay değil anlıyorum. Zaten normal piyasa koşullarında bile ciro artışı sağlamak ve alacak tahsilatına yoğunlaşmak zor iken, şimdi bu durağan ortamda nasıl yapalım sorusu akıllara gelebilir. Bu dönemde ciro artışına giderken karlılıktan biraz daha feradat etmek işin birinci adımının seçeneği. İkinci adım olan alacak tahsilatına yoğunlaşmanın seçeneği ise erken tahsilat durumlarında özel iskontoların uygulanması. Yani karlılığa çok odaklanma, ciroya koş içeriye para sok; alacağının hepsini tahsil etmeye bakma, alabildiğin kadarını alabilmek için sana borçlu olanın da ödemesini kolaylaştır.

İhracatçı açısından baktığımda ise kendisini mutlaka yaz dönemi sonrasında bugüne göre daha yüksek oranda ivmelenecek kur artışlarına göre korunaklı konuma getirmesi gerektiğini düşünüyorum. Merkez Bankası’nın faizi indirirken daha büyük adımlar atması sonucunda döviz kuru artışı yılın son çeyreklik döneminde daha da hızlanabilir. Hemen bu konuda da bir rakamsal analiz yapalım.

Bu yıl için öngörümüz döviz kuru artışının enflasyon artışının altında kalması yönündeydi. Bu devam ediyor. Ancak Merkez Bankası’nın 22 Mayıs tarihli Enflasyon Raporu Sunumu’nda yıl sonu yüzde 24 olan enflasyon tahminini yukarı yönde revize edeceğini düşünüyorum. Şu anda bile zaten makul yıl sonu enflasyonu benim öngörüme göre yüzde 30 idi. Şu son gelişmeler ile bence yıl sonu enflasyonu yüzde 30’un da üzerinde olacak. Bu da yıllık kur artışının 2025 yılı başındaki tahminlerin daha da üstünde olacağına bir işaret. Yani ihracatçı da 2025 yılı başında yıl sonu için eğer yüzde 25 gibi bir dolar/TL kuru artışı öngörmüş ise bu öngörüsünü biraz daha artırabilir.

Tüm yazılarını göster