Tregret ya da Türkiye Pişmanlığı

Ömer Faruk ÇOLAK EKONOMİ ATLASI

Geçen ocak ayında İngiltere’nin AB’den çıkmasının üçüncü yılı doldu. İngiltere, 24 Haziran 2016’da AB’den ayrılmak için halk oylamasına gitti. Halkın yüzde 52’si AB’den ayrılma yönünde oy kullandı. İktidardaki Muhafazakâr Parti’nin popülist lideri Başbakan David Cameron, AB’den kopuşa önderlik etti. Cameron işsiz, eğitim düzeyi düşük, yoksul kesimi arkasına alarak oylamadan galip çıktı. Cameron bu kesime yoksul, işsiz olmalarının nedeninin AB ve göçmenlerin olduğuna inandırdı. Yetmedi, Brexit sonrası İngiliz ekonomisinin daha yüksek oranlı büyüyeceği sözünü verdi.

Halk oylamasının gereği yerine getirildi ve 31 Ocak 2020’de İngiltere, AB’den resmen ayrıldı. Ayrılığın mimarı Cameron bugünü göremedi. Dahası o günden bugüne İngiltere, dört Başbakan değiştirdi. Brexit’in üçüncü yıldönümünde Brexit sonrası için verilen hedeflerin hiçbirine ulaşılamadı. Tam aksine Avrupa Reform Merkezi’nin (CER) Aralık 2022’de yaptığı araştırmaya göre, İngiltere ekonomisi, AB içinde kalsaydı olacağından %5,5 daha az büyüdü. Bu dönemde İngiltere’nin mal ticareti %7, yatırımlar %11 düştü. Uzun dönemde ise ayrılığın İngilizlerin kişi başına GSYH’sini yüzde 4 azaltacağı beklenmekte.

Hal böyle olunca Brexit’i destekleyenlerin oranı da düşmeye başladı. Son yapılan anket çalışmasına göre AB’ye yeniden katılmak isteyenlerin oranı yüzde 58’e yükseldi. Yani artık halkın çoğunluğu AB’den ayrıldıkları için pişmanlar. AB’de kalmalıydık diyenler artık “Bregret” (İngiltere Pişmanlığı) olarak adlandırılıyorlar. Ancak son pişmanlık fayda etmez. En azından kısa dönemde. Yani İngilizler yeniden AB’li olmak için bekleyecekler.

Pişmanlık

Türkiye, AB’yle tam üyelik görüşmelerine başlama tarihini Ekim 2005’te aldı, hedef Hırvatistan’la birlikte 2013 yılında tam üye olarak AB’ye katılmaktı. Hırvatistan 2013’te AB’ye katıldı, hatta önümüzdeki günlerde Euro sistemine de dahil olacak. Türkiye ise bırakın üye olmayı, AB’yle üyelik görüşmelerini geçici olarak durdurdu. Şimdi Brüksel’de AB binalarında tam üyelik görüşmelerini süresiz durdurmalıyız sesleri yükselmekte.

Siyasal erk popülist bir tavırla Türkiye’nin geldiği bu noktayı milliyetçi-dinci söylemlerle eğitim düzeyi düşük kesimlere rahatça anlatmakta. Hatta daha ileri giderek tüm batı kültürünü düşman belletme gayreti içinde. Ne yazık ki sağcı altılı blokta da yüzde 1 oyu olmayan partilerin sözü geçmekte, örneğin “İstanbul Sözleşmesi” yok hükmünde görülmekte.

Türkiye ihracatının yüzde 40’ını AB’ne yapıyor, ülkemize akan doğrudan yabancı yatırımın yüzde 70’i AB’den gelirken AB ile kavga etmek, gerekirse gümrük birliğinden de çıkarız demek sadece popülizm demek hafif kaçar.

Üstelik Türkiye’nin iki gün önce yaşadığı deprem felaketi bir kere daha gösterdi ki, batılı ülkeler her olumsuzluğa rağmen Türkiye’yle iyi ilişkiler istemekte, Türkiye ile yan yana durmakta hatta bunda ısrarcı olma iradesini göstermekte.

Gelin deprem bir bahane olsun. AB’yle olan ilişkilere ciddi bir ülke tavrıyla yanaşalım, ilişkilerimizi onarma yoluna gidelim. Çünkü aksi halde bir gün İngiltere gibi biz de Tregret durumuna (Türkiye pişmanlığı) düşebiliriz.

Depremde yaşamını yitirenlere Tanrı’dan rahmet, ülkemize başsağlığı diliyorum.

Okuma Önerisi: Ersin Kalaycıoğlu, Halk Yönetimi

Tüm yazılarını göster