Küresel liderin başarısının ardındaki 7 P formülü

Beyoğlu’nda Tokatlıyan Han’ın 2. katında, oldukça eski bir ofiste başlayan kariyer yolcuğunda attığı tüm adımlar bugün onu Pernod Ricard şirketinin Africa-Middle East CEO’luğuna getirdi. Öğrenmekten, kendini geliştirmekten hiç vazgeçmeyen Selçuk Tümay’ı küresel lider yapan bu başarının anahtarı da kendi geliştirdiği 7 P formülü…

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Küresel liderin başarısının ardındaki 7 P formülü

FATOŞ KARAHASAN

Merkezi Paris’te olan ve 160’dan fazla ülkede faaliyeti bulunan Fransız alkollü içki devi Pernod Ricard bir süre önce yönetim modelini değiştirdi. Bu yeni yapılanma ile şirketin bölge sayısı 10’a indirildi. Bu 10 bölgeden biri de bugüne kadar 12 ülkeyi Türkiye’den yöneten Selçuk Tümay’a bağlandı. 50 ülkeyi kapsayan ‘Africa- Middle East’ bölgesinin CEO’su olan Tümay, yeni görevinde bölgenin en büyük pazarı olan Türkiye ile birlikte Orta Doğu, Körfez Ülkeleri ve Afrika kıtasının tamamından sorumlu olacak.

Pernod Ricard’ın Africa Middle East bölgesi CEO’su Selçuk Tümay’la Hafta gazetesi için bir söyleşi gerçekleştirdik. Tümay, başarısının gerisindeki sırrı 7 P formülü olarak tanımladı.

Öncelikle sohbetimize biraz sizden söz ederek başlayalım...

Babam devlet memuru idi, kaymakam ve vali yardımcısı olarak Türkiye’nin birçok yerinde görev yaptı. 1962 yılında babamın görev yerlerinden biri olan Karaman’da doğdum. Anadolu’da 5 farklı şehirde yaşadım ve 4 farklı şehirde okula gittim. Babamın İstanbul’a tayin olması ile 11 yaşımdan beri İstanbul’da yaşıyorum.

Peki ya eğitim hayatınız?

1997’de Marmara Üniversitesi Ekonomi fakültesini kazandım. Okula başlayacağım sırada babamın dayıma yazdığı bir mektup hayatımı değiştirdi. Dayım babama, okurken aynı zamanda kendisinin yanında çalışabileceğimi yazmıştı. Dayım profesyonel hayatta Coca Cola gibi önemli şirketlerde genel müdürlük görevi üstlendikten sonra kendi işini kurmuş, hem mali müşavir hem de sigorta acentesi olarak faaliyet gösteriyordu.

İlk başta babamın bana sormadan dayıma evet demesine çok içerlediğimi hatırlıyorum, okulda ve arkadaşlarımla zaman geçirmek varken, Beyoğlu’nda Tokatlıyan Han’ın 2. katındaki oldukça eski bir ofiste haftanın büyük bir bölümünü geçirmek hiç de cazip gelmiyordu.

Ama o zamanın şartlarında bana pek söz hakkı düşmedi ve daha okulumun açıldığı ilk hafta sadece belirli derslere ve sınavlara girecek şekilde dayımın yanında çalışmaya başladım. O dönemde bilgisayar olmadığından en önemli iş aracım daktilo idi. Sigorta poliçelerini daktiloda yazıp, bir kopyasını ofiste dosyalıyor, diğer iki kopyayı müşteriye ve sigorta şirketine elden bizzat ben götürüyordum.

Tabii, giderek iş yaşamına uyum sağladınız...

Evet, zamanla daktiloda poliçe yazmanın yanı sıra müşterilerden tahsilat almak, banka işlemleri yapmak, vergi dairesine gitmek, sigorta şirketindeki işleri takip etmek de görevlerime dahil oldu. Şirketin muhasebe kayıtlarını da elde tutmaya başladım, ben başarılı oldukça dayım bana daha çok iş ve sorumluluk veriyordu. Sadece dayımın yanında çalışmakla kalmadım, dışarıdan da ek muhasebe işleri alarak evde defter tutuyordum. Bu dönemde rakamların benim tutkum olduğunu fark ettim ve yaptığım işi çok sevdim. Sonuçta benim için kötü olacağını düşündüğüm bu ilk iş tecrübem tam 5 yıl sürdü. Bilge bir iş insanı olan dayımdan öğrendiklerim, hayatımı değiştiren bir deneyime dönüştü.

Eğitiminiz nasıl ilerledi?

Hem okuyup hem de çalışırken gelecekteki iş hayatım için büyük bir eksiklik olduğunu düşündüğüm İngilizceye merak saldım. Yurtiçi ve yurtdışı kurslara giderek gerek kendi kendime çalışarak bu açığımı kapadım.

Bugüne kıyasla o kadar az materyal ve imkan vardı ki İngilizce haber dinlemek için TRT3 radyosunda 3 saatte bir yayınlanan ve sadece 3 dakika süren İngilizce haberleri kaçırmamak için radyo başında heyecanla beklediğimi hatırlıyorum. Askerliğimi Kıbrıs’ta Birleşmiş Milletler askerlerine tercümanlık yapacak kadar İngilizcemi geliştirmiştim. O zaman için bu mesleği daha üst düzeyde yapabileceğim en popüler iş alternatifleri audit, yani denetim şirketlerinde denetmenlik ve bankacılıktı. Ben, her ikisini de yapma imkanı buldum. 1986 yılında askerliğimi bitirdikten sonra ilk profesyonel işim Ernst&Young’da auditor, yani denetmen olmaktı.

O günlerde şirketin sahibi ve tek partnerinin odasının duvarında asılı olan certified public accountant, CPA sertifikası ile tanıştım.

Bu tarihten sonra bu sertifikaya sahip olmak için büyük bir arzu duydum ve onu ofisteki duvarımda hayal etmeye başladım. Ama kime bu hayalimden bahsetsem yüzünde bir gülümseme beliriyor, sınavın Amerikalılar için bile çok zor olduğunu, kaldı ki Türkiye’de uzaktan hazırlanıp sınavı geçmenin neredeyse imkansız olduğunu söyleyip cesaretimi kırıyordu.

Hele ki benim gibi İngilizcesini kendi çabası ile geliştiren birisi için. Ama ben hayal etmeye devam ettim. Bir süre sonra ikinci işim olan Bank of Boston’da iç denetmen olarak işe başladım. Bu hayalimi o zamanki patronuma anlattım, o da beni destekledi. Sınav hazırlık kitaplarını ve teyp kasetleri satın aldım, yaklaşık 3 sene kendi başıma çalıştıktan sonra ABD’de sınavlara girmeye hazırdım.

1992 yılında 30 yaşımda iken hayatımda ilk defa ABD’ye giderek ve gerekli 4 zor sınavı da birinci girişimde geçerek CPA (certified public accountant) oldum. Artık bana birçok yabancı şirkette üst düzey finans yöneticisi olma yolu açılmıştı. Ben de bu fırsatı çok iyi kullandım ve kariyerimde hep ilerleyerek çoğu yabancı şirketlerde olmak üzere üst düzey finans yöneticiliği yaptım.

Pernod Ricard öykünüze değinelim biraz da… Nasıl başladı bu öykü?

18 yıl önce Pernod Ricard şirketine genel müdür olduğumda sadece üst düzey finans bilgisinin bu işi yapmak için yeterli olmadığın fark etmem hiç de uzun sürmedi. İşimi layığı ile yapabilmek için daha birçok yetkinliğe sahip olmam gerekiyordu. Pazarlama, satış, insan kaynakları, tedarik zinciri ve en önemlisi de ekibime önderlik edebilmek için liderlik yetkinliği... Bu amaçla kendi geliştirdiğim 7 P formülünü hayata geçirdim.

Nedir bu 7 P formülü, biraz söz eder misiniz?

Yarı İngilizce yarı Türkçe olacak ama 7 P formülüm şunlardan oluşuyordu: Zaten çok iyi bildiğim P = profit (karlılığa) ek olarak, Portfolio (markalarımız), Presence, (satış kanalları), Planning, (stratejik planlama ve vizyon), People (çalışanlarımız), Planet (dünyamız, sosyal sorumluluk) ve en nihayetinde Purpose (amacımız)… Bu konularda sürekli okudum, araştırdım, yazdım ve fikirler ürettim.

Şirketimizi hem Türkiye hem de dünyada çok önemli bir yere taşıma görevini ekip arkadaşlarımın özverili çalışmaları ile en iyi şekilde yaptık ve Türkiye’de ithal alkollü içkiler piyasasının lideri olduk.

CPA ile yetinmedi ardından CMA sertifikası aldı

Pernod Ricard macerası başlamadan önce dünyanın alanında en büyük şirketinden biri olan Diageo’da 15 ülkenin yer aldığı Güney Doğu Avrupa bölgesinden sorumlu finans direktörü olan Selçuk Tümay'ın alkollü içkiler sektörü ile tanışması da böyle oluyor. Bu dönemde CPA sertifikasına ek olarak, yine gerekli hazırlığı kendi çabalarıyla evde yaparak bir diğer uluslararası finans uzmanlık belgesi olan CMA, Certified Management Accountant sertifikasını da alan Tümay, “Bu arada rakamları sadece üretmek değil aynı zamanda onların arkasındaki hikayeyi bulmak ve onu anlatmak da tutkularımdan biri oldu” diyor.

Gelecek planları

‘’Hayatımın sonuna kadar öğrenmeye, daha çok uzun yıllar şirketime, sektörüme ve ülkeme hizmet etmeye ve olumlu etki yaratmaya devam etmeyi düşünüyorum. Bunun için görünür, sahada ve hazırlıklı olmaya devam edeceğim. Şirketimizin kurucusu Paul Ricard’ın söylediği gibi ‘her gün yeni bir arkadaş edineceğim’’