Potansiyel işsizlik oranını değiştirmek

Fatih ÖZATAY EKONOMİDE UFUK TURU

Dün, Temmuz ayına ait üç önemli veri açıklandı: Ödemeler dengesi, sanayi üretimi ve işgücü. Ödemeler dengesinde dikkat çekici unsur, normal yollardan sermaye girişleri ile -ki toplamı 3.9 milyar dolar- 5.5 milyar dolara yükselen cari işlemler açığının finanse edilememesiydi. Finansman, hem de fazlasıyla, ‘net hata noksan’ kaleminden sağlandı. İlginç olan, seçim öncesindeki üç ayda (Mart-Mayıs) net hata noksan kaleminden 15.2 milyar dolar çıkış varken, seçim sonrasındaki iki ayda (Haziran ve Temmuz) 12.6 milyar dolar giriş olması. Seçimden hemen önce ve hemen sonra bu tür hareketlerin başka seçimlerde de yaşanıp yaşanmadığı -elbette olası nedenleriyle- ilginç bir araştırma konusu olabilir. Takvim ve mevsim etkisinden arındırılınca, sanayi üretiminde ise bir ay öncesine kıyasla yüzde 0.4 oranında düşüş olduğu anlaşılıyor. Buna karşılık, yine arındırılmış veriye göre işsizlik oranı yüzde 9.4’e geriledi. Özellikle işsizlik verisinde aylık oynamalara çok ‘takılmamak’ gerekiyor; fazla oynak çünkü. Takıldığım başka bir konu var işsizlikle ilgili, onun üzerinde durmak istiyorum bugün.

Mevcut hesaplama yöntemi ile yayınlanan işgücü verileri Ocak 2005’ten başlıyor. O tarihten bu yana gerçekleşen ortalama işsizlik oranı yüzde 10.4. Bugüne kadar gözlenen en düşük aylık (mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış) işsizlik oranı ise yüzde 8.3. Bunlar oldukça yüksek işsizlik oranları. Gelin dünyada durum nasıl ona kısaca bakalım. 2005-2022 dönemi için verisi olan 116 ülkeyi en yüksek işsizlik oranından en düşüğe göre sıralarsak Türkiye yirmi dokuzuncu sırada. Bizden daha düşük işsizlik oranına sahip 87 ülke var. Sadece 2022 ele alınırsa, 104 ülke içinde on sekizinciyiz. İşsizlik oranımız yüksek. Bir de şu gerçek var. İşsizlik oranı, işsiz sayısının işgücüne katılan sayısına bölünmesiyle elde ediliyor. Oysa Türkiye’de işgücüne katılım oranı (çalışanların ve işsiz olup iş arayanların toplamının çalışabilir yaştaki nüfusa oranı) çok düşük. Gelişmiş ülkelerde gözlenen bir işgücüne katılım oranımız olsa, işgücüne yeni katılanlar hemen istihdam edilemeyeceklerine göre, işsizlik oranımız bayağı yüksek olur.

Burada önemli olan şu: Bu sorun, para politikasıyla, daha genelde de makroekonomi politikalarıyla çözülecek bir sorun değil. Tıpkı potansiyel büyüme oranını makroekonomik politikalarla yükseltmenin mümkün olmadığı gibi. Bu politikaların düzgün olması gerekiyor ama ekonomide makroekonomik istikrar var diye sizin işsizlik oranınız bir çırpıda yüzde 3-4’lere düşmüyor, potansiyel büyüme oranınızda yüzde 4’lerden yüzde 6’lara sıçramıyor. Özellikle para politikası açısından şöyle yüzeysel bir bakış bile bu gerçeği hemen ortaya koyuyor. Euro Bölgesi’ni ele alayım mesela. Tek merkez bankası, tek para, tek para politikası, tek politika faizi. Oysa çok ama çok farklı işsizlik oranları var. Mesela 2005-2022 ortalama işsizlik oranı (yüzde olarak) Almanya’da 5.5, Fransa’da 9, İtalya’da 9.5, İspanya’da 16.8, Yunanistan’da 16.9. Son yıllarda özellikle büyük Euro bölgesi ülkelerinde fark daha da çarpıcı. Mesela 2022’de (yüzde olarak) Almanya’da 3.1, Fransa’da ve 7.3, İtalya’da ise 8.1.

Özellikle enflasyonla mücadele bahsi her açıldığında ‘peki işsizlik ve büyüme ne olacak?” diye soranların ve dolayısıyla enflasyonla mücadeleye darbe vuranların bu konuyu düşünmelerinde yarar var. Neden sadece para politikasıyla işsizlik oranı kalıcı olarak düşürülemiyor? Biz makro iktisatçılar makroekonomi politikası tasarlarken ya da bu konuda öneride bulunurken potansiyel işsizlik oranını (2005-2023 ortalamasından kriz yıllarını çıkarırsanız, Türkiye için yüzde 8-9 civarında olduğu anlaşılıyor) ve potansiyel büyüme oranını veri almak durumundayız. Bu oranlardan sapmalara yol açan politikaların yarattıkları sorunlara karşı makro politikalar öneririz. Potansiyel oranlar önemsiz olduklarından değil. Aksine çok önemliler. Ama makro ekonomi politikalarıyla onları değiştirmek için yapılabilecek fazla bir şey yok. Daha derindeki sorunlarla ilgili işsizlik meselesi. Sanayi politikası üzerinde çalışanların ve kalkınma iktisatçılarının daha fazla katkı vermeleri gerekiyor bu derin sorunların çözümü için.

Tüm yazılarını göster