Paşinyan’la uzlaşılmalıdır

İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan kısa bir süre önce yaptığı açıklamalarla ülkesinin günümüzee kadar Türkiye ve Azerbaycan’a karşı izlediği siyaseti eleştirmiştir. Sözlerinde iki nokta önem arzediyor. İlkin, Paşinyan halkın mevcut sınırlar içindeki ülkeyle barışmasını istemiştir. Artık Ermenilerin yaşamadığı bazı toprakların gelecekte tekrar Ermenistan’a geri döneceğini hayal etmek, eldekilerin de kaybı ile sonuçlanabilecektir. İkinci olarak, Başbakan Rusya’nın Ermenistanın komşularına  yönelik tarihi ithamlarını tahrik ettiğini, böylece kendisinin koruyucu rolüne soyunarak kazançlı çıktığını ileri sürmüştür. Paşinyan’ın sözleri gerçekçidir, fakat bu sözleri söylemek seçmenin bir bölümü yanında Ermeni Kilisesi, Ermeni diasporası ve bazı Batı parlamentolarının itibar ettiği bir takım efsanelerle bağdaşmadığı için, cesaret işidir.

Paşinyan’ın halkı mevcut sınırları benimsemeye daveti ülkesinin Kafkaslarla bütünleşmesinde önemli bir adımdır. Büyük Ermenistan idealini kovalayan siyasi şahsiyet ve hareketlere karşı seçimlerde sağladığı başarı, seçmenin büyük bölümünün de komşulara karşı gerçekleşmesi imkansız toprak iddialarıyla çıkma tezini benimsemediğine işaret ediyor. Yine de, böyle bir gerçeği özümsemek yerel halkın da kabulde zorlandığı adımlar atılmasını gerektirecektir. Örneğin Ermenistan kısa süre önce sınırdaki dört köyü Azerbaycan’a iade etmiştir. Bu işlem tarihi ve hukuki bakımdan doğrudur çünkü köyler iki ülke bağımsızlığa kavuştukları dönemde Azerbaycan tarafındaydı. Azerbaycan’a iadeleri Ermenistan’ın Azerbaycan’ın neredeyse dörtte birini işgal ile sonuçlanan savaştan sonra yine eski sınırlara dönmesinin sadece bir adımıdır. Ancak yine de nüfusun bir bölümü bu adımı acı bulup kabulde zorlanmaktadır. Paşinyan’ın direnme ve eleştiriler karşısında geri adım atmayıp, barış planına bağlı kalmasını takdir etmek lazımdır. Türkiye’ye dönecek olursak, Ermenistan’ın tarihi bakımdan kendisine ait olduğunu iddia ettiği Türkiye toprakları bu ülkenin anayasasında da yer bulmuştur. Türkiye’nin bu iddiaların anayasadan çıkarılmasını istemesi tabiidir. Ancak anayasayı değiştirmenin yasaları değiştirmekten daha zor olduğu da bir gerçek olduğundan, belki Türkiye’nin endişelerini giderecek başka bir formül bulunabilir.

Çoğu Türklere karşı olan suçlamaları tahrik ettiği belirterek, Paşinyan’ın kaybolan kişilerin isim bazında araştırılmasının daha doğru olacağını önermesi, tarihin bu trajik dönemini incelemek bakımından gerçekçi bir yaklaşımdır. Tahminimce bu yaklaşıma en çok itiraz edenler Ruslar değildir. Hatta, Paşinyan’ın Rusları hedef alması, Rusya ile ülkesini birbirine sıkıca bağlayan ilişkilerin gevşetilmesini öngören bir siyasa tercihi olabilir. Paşinyan’ın izlediği siyasete iki grup şiddetle karşıdır. İlk grup Batı Avrupa ve ABD’de yerleşmiş olup Ermenistan’ın komşularından tarihi toprak taleplerinde bulunmasında ısrarlı diaspora Ermenileridir. Diaspora, yerleştiği ülkelerde kendi kimliğini, varlığını korumak ve sürdürebilmek maksadıyla, Ermenistanın komşularına yönelik maksimalist toprak taleplerini desteklemektedir.  Ermenistan bölgesinde tecrit edildikçe, yaşayabilmek için diasporaya bağımlılaşmakta, bu durum diasporanın çıkarlarına hizmet etmektedir. Buna karşılıki müreffeh bir Ermenistan ancak b ölge ülkeleriyle işbirliği yaparak kurulabilir.

Paşinyan’ın ilgilenmek zorunda olduğu diğer büyük grubu memnun etmesi daha zordur. Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı ve Ermenilerin yaşadığı olaylar hakkında doğru bilgilere sahip oldukları şüpheli olan bir dizi Batı parlamentosu, Türklerin soykırım uyguladığına karar vermiştir. Bu heyetler çoğu zaman ne tarih ne de bugünkü Ermenistan hakkında yeterli bilgiye sahiptirler. Daha ziyade Ermeniler hakkında olumlu, Türklere karşı ise nefret duyguları besleyen seçmen kitlelerine hizmet ettiklerini düşünmektedirler. Unutulmamalıdır ki, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonuna yaklaşırken Avrupa’nın çoğu siyasi lideri heyecana kapılmış ve “Türkü geldiği yere geri gönderelim” naraları atmaktan kendilerini alıkoyamamışlardı. Arnold Toynbee gibi saygın bir tarihçi bile Blue Book diye bilinen bir propaganda kitabı yazarak Türkleri Ermenileri öldürmek dahil birçok kötülükle suçlamıştı. Toynbee yaptıklarıyla iftihar etmediğini, üzüntü duyduğunu sonradan açıklamışsa da, siyasi heyetler bu kitabı ve benzerlerini güvenilir kaynaklar olarak kabul ederek, onlara dayanarak hüküm vermişlerdir. Paşinyan’ın Batı siyasi çevrelerinden gelecek direnmelerle nasıl baş edeceği merak konusudur.

Bu koşullar altında Paşinyan’ın izlediği siyasetin Ermenistanın yararına olduğunu seçmene kanıtlaması gerekmektedir.  Bu konuda sorumluluk Türkiye ve Azerbaycana düşüyor. İki ülke de  Paşinyan’ın işini kolaylaştırarak Ermeni seçmenine izlenen yolun doğru olduğunu göstermesine yardımcı olmalıdır. Bu yapılmazsa zaman içinde seçmenin desteğini kaybedecektir. Böyle bir sonuç herhangi bir Kafkas ülkesinin yararına olmamakla birlikte, diasporayı ve bazı Avrupa ülkelerini fazlasıyla memnun edebilir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Türkiye ve BRICS 24 Haziran 2024