Finansa erişimde alternatif kaynaklar yaratmak için hukuki altyapı

Umurcan GAGO
Umurcan GAGO VERGİ PORTALI

Geçtiğimiz günlerde, Gelir İdaresi Başkanlığı'nın faydalanıcı PwC’nin yüklenici olarak yürüttüğü “Kayıt Dışı Ekonominin Azaltılması Kapsamında Denetim Kapasitesinin Güçlendirilmesi ve Kurumlar Arası Veri Paylaşımının Geliştirilmesi” projesi çerçevesinde, GİB ve PwC ev sahipliğinde çok geniş bir paydaş grubunun katılımı ile düzenlenen ve nakit ekonomisinin ele alındığı bir dizi çalıştaya katıldım.

Nüfusu -görece- genç ve büyüyen, ama kadınların işgücüne katılma oranı düşük; genç işsizliği yüksek, internet ve akıllı telefon kullanımı yaygın ve fakat eğitim kalitesi ve finansal okuryazarlığı düşük; nakit kullanımı yüksek olmakla birlikte kayıt altında olma alışkanlığı/tercihi/imkanı düşük; giderek çok daha fazla kentlerde yerleşik ama (bilhassa biyolojik ve organik) tarımda elindeki değerleri iyi kullanamayan; ciddi bir genç göçmen kitleye sahip ancak nitelikli beyinlerinin göç etme arzusunda olduğu; yaratıcı-girişimci ruha sahip ama bunun için finansal kaynaklara sahip olmayan; yeterince tasarruf etmeyen, etse bile sosyo-kültürel nedenler, alışkanlıklar, finansal okuryazarlığın gelişmemiş olması, sisteme güven eksikliği gibi çeşitli nedenlerle kısıtlı tasarruflarını taşınmaz ve fiziki altına yatırmayı yeğleyen; “Bir elin nesi var…”gibi bir atasözüne sahip olduğu halde, kooperatif-kolektif hareket etme fırsatlarını yeterince kullanamayan; çözümleri devletten bekleyen (ve belki biraz da beklemek zorunda olan veya buna alışık) insanların ülkesiyiz biz.

Kalkınarak büyümemiz için ekonomimizin bel kemiğini oluşturan KOBİ’lerimizi, gelecekte girişimci eko-sistemimizin temelini daha da fazla oluşturması kaçınılmaz olan genç girişimcileri ve start-up girişimcilerini, ARGE ve teknoloji yatırımlarını, finansal erişimi kısıtlı (örneğin kadınlar, göçmenler gibi) dezavantajlı bireylerin girişimlerini desteklememiz gerektiğini biliyoruz. Ki bu alanlarda - etkinliği öznel olarak tartışılabilecek olsa da - belli bir gayret de gösteriyoruz. Kalkınma için finansa erişimi artırmamız, finansa erişim için finansal kapsayıcılığı artırmamız, bunun için de bilhassa Fintech alanında banka dışı finansal kurumlarımızın hizmet kapasitesini ve erişimini artırmamız gerektiğini de biliyoruz. Tüm bunlara bütüncül bir çerçevede, uzun vadeli stratejik hedefler koyup bunları gözeterek yaklaşmamız gerektiğinin de giderek daha çok farkına varıyoruz. Bu anlamda örneğin vergi politikalarının önemini yadsımadan ama salt vergi politikalarına da bel bağlamadan hareket etmemiz gerektiğinin aşikâr olduğunu da giderek daha fazla görüyor, yaşıyoruz. Aynı, finansa erişim noktasında tüm sorumluluğun, geleneksel günah keçisi arama alışkanlığımızın bir diğer tezahürü olarak, ticari bankaların üzerine yüklenmemesi gerektiği gibi.

Artık bu gereklilikler ülkemizde hiçbir politika belirleyici, düzenleyici ve denetleyici kurum, STK ve özel sektör kurumu için “yeni” değil. Belki de eğitim sistemimizdeki bir eksiklik nedeniyle, bazen sorunlarımızın ve bunlara dair çözüm önerilerimizin efradını cami ağyarını mani kılarak, analitik bir çerçeveye oturtmakta zorlanıyor olsak bile, sorunlarımıza ilişkin farkındalık düzeyimizin düşük olduğunu söylemek büyük haksızlık olur. Finansa erişim için bilhassa Cumhuriyet tarihi boyunca çok kafa yormuş, çok çeşitli inisiyatifler geliştirmiş bir ülkeyiz üstelik. Bu kadim topraklarda meslek localarından gelen tarihi bir sosyo-ekonomik işbirliği kültürü, zamanın ihtiyaçlarına göre, örneğin devlet girişimleri, kooperatifler, birlikler, kamu bankaları, daha yakın zamanlarda girişim sermayesi fonları ile dönüştürerek kotarma konusunda bir tecrübe birikimimiz olduğu da yadsınamaz. İşte şimdi, bunları yine zamanın ihtiyaçları çerçevesinde tekrar ele almamız, mevcut altyapı, kaynak, birikim, tecrübe ve inisiyatifleri, geleceğin gerçeklerini de dikkate alarak, dönüştürerek geliştirmemiz gerekiyor.

Finansa erişimi sağlamak adına, yatırım-girişim iklimimizin geliştirilmesi için hiç kuşkusuz olmazsa olmaz olan hukukun üstünlüğü, makro-istikrar, yapısal reformlar gibi hususların yanında, uzun vadeli bütüncül stratejik hedeflerimizi eylem planlarına bağlarken eğilmemiz gereken hususlar arasında, çalıştayda en fazla öne çıktığını gözlemlediklerim şunlar oldu:

- Kadınlar, gençler, göçmenler gibi dezavantajlı bireyler yanında KOBİ’lerde finansal katılımın, finansa erişimin ve finansal okuryazarlığın artırılması;
- İç tasarrufların bilhassa uzun vadeli olarak ve sermaye piyasalarımızda artırılması;
- Banka dışı finansal kurumlarımızın geliştirilmesi;
ve
- Fintech ve girişim eko-sistemimizin geliştirilmesi.
Tüm bunlar finansal hukuk sistemimizde de vergi politikalarımızda da, bazı şeyleri gözden geçirmemizi gerektiriyor. Örneğin:
- Alternatif finansal kaynaklar yaratabilmek için 2000’li yılların ortasında eksik teşebbüs halinde kalan mikro-finansmana dair regülasyon meselesini yeniden ve bu defa örneğin Fintech, kitle fonlaması platformları gibi çağdaş boyutlarını da dikkate alarak ele almalıyız.
- Yatırım araçlarımızdan elde edilen gelirin vergilendirilmesi konusunda uzun vadeli ve sermaye piyasası araçlarına ve bilhassa yatırım fon ve ortaklıkları gibi kolektif sermaye piyasası araçlarına, geleneksel ve finans dışı varlıklara kıyasen pozitif ayrıştıracak bir şekilde, mevcut vergi sistemimizi reforme etmeliyiz.
- KOBİ’lerin alternatif finansal kaynaklara, örneğin sermaye piyasalarına, erişimini artırmak için ihtiyaç duydukları teminat mekanizmalarının hukuki altyapısına eğilmeli; kredi kaynaklarının artırılmasına ilişkin geçmiş yıllardaki olumsuz tecrübelerden dersler çıkartıp ve fakat bunların esiri olmaksızın, finansal teknolojideki gelişmelerden de faydalanarak, alternatif finansal kurum ve platformların hukuki alt yapısını oluşturmalıyız.

Elbette, bunlar yalnızca örnekler. Önümüzdeki dönemde bunları çok daha fazla konuşacağımızı düşünüyorum. Konuşmamız da zaruri görünüyor. Ancak, bu gibi çalıştaydaki gibi çabalar pek ihtiyaç duyduğumuz gelecekten umutlu olma duygusunu önemli ölçüde destekliyor.