Kurşunkalemsiz asla!

Faruk ŞÜYÜN
Faruk ŞÜYÜN ODAK

Kalem ve kâğıt tüm teknoloji merakıma, yazılarımı bilgisayarda yazmama rağmen kullanayım ya da kullanmayayım vazgeçilmez ikilim... Evde kocaman bir çekmece onlarla dolu. Renk renk çeşit çeşit kalemler. Ve tabii ki dolmakalemler ve onların da rengârenk, ne yazık ki yeterince kullanmadığımdan sık sık kurumaya yüz tutan mürekkepleri... Raflarda farklı kalitelerde birbirinden güzel kâğıtlar. Ve de çok sevdiğim kurşunkalemler...

Taa 1500’lerin ortalarına kadar gidiyor ilk kurşunkalem kullanımı, çünkü yazmayı sağlayan grafit bulunmuş bununla koyunlar işaretleniyor. Zamanla, daha rahat kullanılması için üzeri sarılmaya başlanmış, bir müddet sonra da tahta çubuklardan yararlanılabileceği keşfedilmiş. Bugünküne benzer kalemlerin yapılışı ise 18. yüzyılı buluyor. Kaspar Faber, 1761’de ilk Faber kalemi üretiyor. Bu kalem halen Almanya’da Faber-Castell şatosunda sergileniyor. 1858’de kalem arkasına silgi bağlamak için ilk patent alınıyor.

 

Peki kurşunkalem nasıl yapılıyor?

Önce, kalemin ortasında yer alan ve yazmamızı sağlayan mine denilen kısımla başlayalım:

Kalem minesi grafit (önceleri kurşuna benzetildiği için kaleme de adı verilmiş), kil ve emprenye kimyasallardan oluşuyor. Grafit, mineye rengini veren kristalleşmiş bir kömür. Kil, kalem minesinin şeklini ve dayanıklılığını sağlamak için kullanılıyor. Taşların, havanın da etkisi ile aşınması sonucu oluşuyor. Emprenye kimyasallar ise mineye ilave dayanıklılık ve pürüzsüz yazım kalitesi sağlıyorlar. Bu karışım preslenip pürüzsüz hale getiriliyor ve 900 derecede fırınlanıyor. Sonra da balmumu banyosundan geçirilerek uygun yazım kalitesine getiriliyor.

Burada grafit, kil dengesi önemli: Eğer grafit daha fazlaysa yumuşak, daha pürüzsüz ve koyu renk yazı yazan kalemler; kil fazlaysa sert ve daha açık renk yazan kalemler üretiliyor.

Sıra kalemlerin lata denilen tahtalarında. Bunlar kavak, ıhlamur gibi ağaçlardan elde ediliyor ve bir latadan, üretilecek olanın profiline göre, 10 adete kadar kurşun kalem oluşturulabiliyor. Önce lata üzerine yuvalar açılıyor, sonra özel bir yapıştırıcı buralara enjekte ediliyor, ardından mineler, alt lata üzerindeki bu yuvalara yerleştiriliyor. Üzerinde yapıştırıcı bulunan üst lata da kapatılarak sandviç şekli oluşturuluyor. Bu sandviç, üzerindeki yapıştırıcı kuruyana kadar kurutma fırınlarında basınç ile sıkıştırılıyor.

Daha sonra bu latalar, üretilecek kalemin şekline göre (yuvarlak, altıgen, üçgen) biçimlendiriliyor... Tabii bütün bu anlattıklarım, makineler tarafından yapılıyor, başlarındaki ustalarca da denetleniyor.

Sonraki aşamada astar ve vernik ile örtülüyorlar. Her verniklenme ve ardından boyama işleminden sonra (birkaç kez gerçekleştiriliyor) fırınlarda veya taşıyıcı bantlarda kurutuluyorlar. Peşinden üzerlerindeki yazılar basılıp bir de hologram yapıştırılıyor. Son olarak da kalemtıraşlarda açılan kalemler, ambalajlanmaya hazır hale geliyor.

Edebiyatçılar arasında kurşunkalem kullanan çok. Kitaplarına hayran olduğum polisiye yazarı Georges Simenon, masasının üzerinde bulundurduğu bir kalemlikte çok sayıda sivri yontulmuş kurşunkalem olmayınca tek kelime bile yazamazmış. “Hafta” ekimizde yayınlanan “Yazar Masaları” söyleşileri için gittiğim edebiyatçılarımızın da masalarında illâ ki çeşit çeşit kurşunkalemler oluyor.

Dedem, kalemtıraş kullanmaz kurşunkalemin ilk bulunduğu yıllardaki gibi bıçakla açardı onları. Kalemtıraşı beğenmeyenler, bir kurşunkalemin her zaman en iyi bir bıçakla açılabileceğini söylerlermiş. Çeşit çeşit kalemtıraşlarım olmasına rağmen dedemin özenle kalemin ucunu yontmasını hayranlıkla izlerdim.

Mehmet Çelik’in bir yazısından New York’ta yaşayan bir karikatürist olan David Rees’in 2012’de, içinde kendi çizimlerinin bolca bulunduğu ve teorik olarak kalem açmayı anlattığı How To Sharpen Pencils (Kurşunkalemleri Nasıl Sivriltmeli?) adlı bir kitabı olduğunu öğrendim, doğrusu kıskandım da.

Şunu da belirtmek isterim, kurşunkalemci olmama rağmen mekanik kurşunkalemlere de karşı değilim. Rees gibi “Mekanik kurşunkalemler saçmalıktır!” demiyorum ve onların da ucuzundan pahalısına envaı çeşitleri içinden beğendiklerimi alıyorum.

Bu arada yine çeşit çeşit olan kalemtıraşlarımla kalemlerimi açmaya devam ediyorum. Emin olun ağaç kokusu da açma eylemi de ruhuma çok iyi geliyor…

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Dofu ya da tofu 02 Şubat 2024
Fado dinlerken… 26 Ocak 2024
Benim şehrim 05 Ocak 2024