Risklerimize mi fırsatlarımıza mı odaklanmalıyız?

Kerem ÖZDEMİR
Kerem ÖZDEMİR KEREM İLE İŞİN ASLI

SAS’ın Las Vegas’taki toplantısında şov katında Zen AI adlı şirketin mobil uygulaması üzerinden baktığım falımda, mantram “başarı için önceliklerini belirle” şeklinde çıktı. Şimdi Türkiye’nin başarısı için başlıktaki soruyu sormamız gerekiyor: neye öncelik verip odaklanacağız?

E-postada “Her yıl Dünya Ekonomi Forumu'nda açıklanan Küresel Riskler Raporu tanıtımı bu yıl Zurich, Marsh ve TÜSİAD iş birliğinde 7 Mayıs Salı günü gerçekleştirildi. Konferansta, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan bir konuşma yaptı.” yazıyordu. Derhal ekine tıklayıp ne dendiğini okudum. Bundan sonraki beş yıllık dönemde risklerimizi her zamankinden daha iyi tartmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bunun nedeni fırsatlara odaklanmamızın gerekmesi. Las Vegas’taki SAS Innovate etkinliğinde kısıtlı bir zaman ayırdığım şov katında mantramı öğrenmiştim. Kare (QR) kodu taratıp ilgisiz görünen soruları yanıtladıktan sonra ekranda mantram göründü. Makine bana başarı için önceliklendirme konusuna odaklanmam gerektiğini söylüyordu. Nazik hanımlar bana, mantramı beğenmemem durumunda soruları yeniden yanıtlayıp makinenin yeni bir mantra oluşturmasını sağlayabileceğimi söylediler. Bütün mantralar bir ekranda listeleniyordu ve sayıları hiç de az değildi. İşin aslına bakarsınız, bu esnekliğin sunulmasının nedeni, uygulamayı kullananların yapay zekâyı gerçek insan verisiyle eğitiyor olmasıydı. Bunu istekli ve eğlenerek yapıyorlardı ve kişisel verileri yerine bir numara ile temsil ediliyorlardı. Sonunda ödül olarak, mantranızı bir sticker’a basarak başka insanların da görmesini sağlayacak şekilde üzerinizde taşımanızı sağlıyorlardı. Başarılı bir etkileşim ve katılım modeli ile yapay zekâ ile insan arasında köprü kuran bu uygulama, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan’ın oluşacağına işaret ettiği 7 trilyon dolarlık yapay zekâ ekonomisinin parçalarından biri. Turan’ın konuşmasında bizi ilgilendiren ilk bölüm, şu şekilde: “Yapay zekâ, kuantum hesaplama, siber fiziksel sistemler gibi teknolojik atılımlar dijital devrimi yeniden şekillendiriyor. Yapay zekânın yaygın bir şekilde benimsenmesinin on yıl içinde küresel GSYH’yi yüzde 7 (neredeyse 7 trilyon dolar) artırabileceği öngörülüyor. Bu oran üretkenliğin yüzde 1,5 puan artırılması anlamına geliyor. Geniş bant teknolojisinin ve mobil cihaz kullanımının yaygınlaşması ile veri miktarında muazzam bir artış yaşanırken, veri gizliliği ve güvenliği de sektör ayırt etmeksizin eş zamanlı önem kazanıyor.

Giderek veriye dayanan ekonomi yapısında, yapay zekâ kullanımının olanaklarını ve risklerini de eş zamanlı düşünmemiz gerekiyor. Yapay zeka tarafından üretilen dezenformasyon ve yanlış bilgilendirme geçen yıl yayınlanan Küresel Riskler Raporu’nda 16. sırada yer alırken, bu yıl kısa vadeli en büyük küresel risk olarak değerlendiriliyor.

İş dünyası olarak teknolojinin ve dijitalleşmenin fırsatlarından yararlanırken, aynı zamanda risklere karşı hazır ve korunaklı olabilmeliyiz. Siber saldırılar karşısında, güvenlik çözümleri yeteneklerinin artırılması, geleceğe dair planlamalar yapılırken, kurumlarımızın güçlü bir siber saldırıya uğrayabilme riskinin hiç azımsanmaması gerekiyor. Önleyici tedbirlerin alınması her geçen gün daha da önemli hale geldi.

En önemli ticaret ve yatırım ortağımız Avrupa 2030’a kadar dijital kapasitesini, insan kaynağını ve altyapısını önemli ölçüde geliştirmeyi hedefliyor. AB Dayanıklılık Yasası başta olmak üzere, uluslararası veri akışları, veri gizliliği gibi, dijital dönüşümü çok boyutlu ve bütüncül ele almaya yönelik pek çok yeni mevzuat ortaya konuyor. Bu dönemde söz konusu düzenlemelere erken uyumun sağlanması şirketlerimiz için rekabet avantajı yaratacaktır.”

Burada özellikle yapılacaklar listesindekileri akılda tutmak için özellikle Avrupa Birliği (AB) ile uyuma işaret eden son paragrafa ve yapay zekâda bunun risk ve fırsatlar arasında kafa karışıklığı anlamına geleceğini anlamak için de ikinci paragrafa bakmanız gerekiyor. Bu arada TÜSİAD’ın dikkat çekmediği konulardan biri olarak ortaya çıkan yeni yapılardan biri olarak NATO’ya dikkat çekmek ve oluşan bu yenidünya düzeninde bu yapılar üzerinden pazara daha kolay ve iyi erişim için uygulanması gereken politikaları belirlemenin öneminin altını çizmek isterim. Bu yazıda derinlemesine ele almayacağım ama siber güvenlik başta olmak üzere dijital alan yeni bir cepheye dönüşürken –ve cephe gerisinde gizli operasyonların önemi artarken- NATO’nun yeni kimliğinde bilişim sözcüğü daha büyük harflerle yer alıyor.

Gelecek 10 yılın oyununu kurmak kolay değil

Buradan Turan’ın konuşmasına dönersem, bahsedilen ekonomik beklentilere kaynaklık eden Goldman Sachs raporunda başka önemli ayrıntıları da ele almak gerektiğini görüyorum. Goldman Sachs araştırma bölümünden ekonomistler Joseph Briggs ve Devesh Kodnani, 10 yıllık sürece ilişkin beklentileri arasında 7 trilyon dolarlık global gayri safi hasıla büyümesinin yanı sıra gelişen çok çeşitli yapay zekâ çözümlerinin neden olduğu iş akışı değişikliklerinin istihdam piyasasında 300 milyon tam zamanlı işi tehdide açık hale getireceğini ifade ediyor. Bu işler otomasyona kurban gidecek. Hangi işler olduğunu bilmiyorum ama belki de bu gelişme insanlık için daha iyi olur.

Hayatımın bir bölümünde Bağcılar, İkitelli ve Hadımköy’deki Doğan medya binalarında gazete ve dergilerde çalıştım. Gazetede çalışırken haftada altı gün olmak üzere günde dört saate varan ve kimi zaman aşan sürelerle gidiş-geliş yolculuğu yapıyor ve ofiste bilgisayarı açıp sisteme bağlanarak çalışıyorduk. Bilançolardan anlaşılamayacak kadar verimsiz bir iş modeli içinde yaşadığımı bugün anlıyorum.

Raporla ilgili makalede, ABD’deki işlerin üçte ikisinin bir biçimde yapay zekâya dayalı otomasyona kurban gidebileceği ifade ediliyor. Benim açımdan ilgi çekici olan nokta ise, bir diğer ayrıntı: Raporda ekonomist David Autor’un bir araştırmasına da atıfta bulunularak, bugünkü istihdamda yer alan çalışanların yüzde 60’ının 1940’ta var olmadığına işaret ediliyor. Majör etki olarak da, teknoloji ile bağlantılı olarak ortaya çıkan işlerin son 80 yılda yüzde 85’in üzerinde istihdam büyümesine neden olduğu kaydediliyor.

Goldman Sachs araştırma birimi, müstahsil yapay zekâ (generative AI) yazılımlarının hitap ettiği toplam pazarın 150 milyar dolar olmasını bekliyor ve bunu karşılaştırmak için küresel yazılım sanayinin 685 milyar dolar olduğunu belirtiyor. Fırsatlarınızı ve risklerinizi ölçmeniz için yeterli veriyi buraya kadar olan bölümde sunmuş bulunuyorum.

Şimdi de biraz dünyamızın ve ülkemizin risklerini ortaya koyup yapay zekânın yapabilecekleri konusunda biraz derinleşeyim. Bunun için Turan’ın konuşmasının bir başka bölümüne dönmem gerekiyor.

Riskimizi doğru görebiliyor muyuz?

“Küresel riskler raporuna göre, önümüzdeki iki ila 10 yıl içinde ilk 10’daki küresel risk arasında toplumsal kutuplaşma, ekonomik fırsatların eksikliği ve gönülsüz göç konuları toplumsal açıdan ön planda” ifadesini kullanan Turan, risk çerçevesini “Küresel Riskler Raporuna baktığımızda bundan sonraki dönemde karşımıza üç temel konuda riskler çıkıyor.

  1. İklim değişikliği, ani hava olayları gibi çevresel riskler,

  2. Göç, toplumsal kutuplaşma gibi sosyal riskler,

  3. Ve çok önemli olan bir dezenformasyon çağı riski” şeklinde çiziyor.

Bunun ayrıntılarında şu bölüm dikkat çekici: “Pek çok araştırmaya göre iklim değişikliğinin ülkemizin orman, bozkır ve diğer bitki örtüsünü, sulak alanlarını ve tarımını olumsuz yönde ve derinlemesine etkileyeceği değerlendiriliyor. Su stresi altında bir ülke olarak su kıtlığı ile karşılaşmaya giderek yakınlaşıyoruz. Ülke genelinde kurak alanlar genişliyor. Anadolu’daki buzulların eridiğini gözlemleyen araştırmalar var. Öte yandan, 2023 yılının ilk dokuz ayında, ülkemizde 14 bin 140 hektar orman alanı zarar görmüşken 2021 yılında meydana gelen ve 139 bin 503 hektar orman alanına zarar veren yangınlar hafızalarımızda tazeliğini koruyor. Bir akademik araştırma da Türkiye’deki illerin üçte birinden fazlasının ‘yüksek’ veya ‘çok yüksek’ iklim riski altında olduğunu ortaya koyuyor. 2023 yılında Doğa Koruma Merkezi’nin ve değerli akademisyenlerin katkısı ile yayınladığımız ‘Türkiye’de İklim Krizi ile Mücadelede Orman Ekosistemleri ve Yutak Alan Yönetimi’ adlı raporda, iklim krizi ile biyoçeşitlilik krizinin etkileşimine ve birbirlerinin etkilerini derinleştirme potansiyeline de dikkat çekmiştik.”

Durum böyle olunca, Türkiye yapay zekâya yatırım yapmalı ve ekonomisi ile siyasetini tavizsiz bir biçimde yapay zekânın projeksiyonlarını dikkate alarak yeniden tasarlamalıdır ifadesini rahatlıkla kullanıyorum. Ancak benim dikkat çekmek istediğim başka noktalar var.

Birleşmiş Milletler’in ve diğer uluslararası kuruluşların vurgusuyla çokça konuşur olduğumuzu sürdürülebilirlik-çevre-yönetişim kodlarını içeren kavramları bir süreliğine kenara bırakıp tedarik ve arz zincirleri içinde yerimizi kaybetme riskine odaklanmamızı istiyorum. Ortadoğu’daki karışıklık nedeniyle otomotivciler ve benzer sanayiciler 10 günlük gecikme yaşamaktan şikâyet ederlerken bunun bazı sektörlerde 20 güne kadar çıktığını ve geçen aylarda özellikle elektronik perakendesinde talebi karşılamada zorluk yaşandığını dinlemiştim. Geçenlerde okuduğum bir diğer yazı, Ümit Burnu’nu dolaşarak Avrupa pazarına giden gemilerle ilgiliydi. Bu, hammadde ve ara mamullerin ulaşmasında Türkiye’yi Avrupa’ya göre avantajlı olmaktan çıkaran bir gelişme; hem zaman hem maliyet olarak Türkiye’nin üzerinde yük anlamına geliyor. Tersine dönen bu akış sürerse, yapay zekânın değiştirdiği iş akışlarının ya da süreçlerinin ortadan kaldıracağı işlerle ilgili projeksiyonun daha acı verenini kendi ekonomimiz için yapmak zorunda kalabiliriz. Buna önlem olarak yapay zekâ ile farklı koşullar altında neyle karşılaşacağımızın projeksiyonunu yapabiliriz ve yapmalıyız. Biz buna mühendislikte gerek ve yeter koşul diyoruz; sorunlarımızın üzerinden gelmek için bu koşulları yerine getirmek kadar sorunlarımızı çözmeye niyetimiz olması da gerekiyor. Tabii, son olarak başarı için öncelikleri doğru belirlemek gerektiği gibi.

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Neden helva yapamıyoruz? 10 Haziran 2024