Bu iş öyle olmaz, kanka

Güven SAK
Güven SAK DÜNYA İŞLERİ

Doğrusu ya, deprem bölgesinde keşmekeş hala devam ederken başka gündemlere odaklanmayı çok doğru bulmuyorum. Ama bu arada gözlemlediğim İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi deneyimini deprem sonrası toparlanma ile yakından alakalı buluyorum. Özellikle İstanbul depremi olasılığı ve sanayinin Anadolu’ya daha fazla yayılması gereği açılarından bakarsanız.

Bugün aslında Kongre’den bahsetmeyi planlamıştım. Gelin görün ki deprem bölgesinden bir dizi haber geldi. Bölge söz konusu olduğunda önceliklendirmenin önemini yeterince vurguladım zannediyordum. Ama geçen hafta bölgede gerçekleştirilen temel atma törenleri Ankara’nın deprem tecrübesinden hala hiçbir ders çıkartamadığını ayan beyan ortaya koydu. Şimdi diyeceksiniz ki “siyasetçiye seçim döneminde atılacak temel, yapılacak tören lazım”. Haklısınız tabii. Tanım gereği siyasetçi böyle işte.

Ama müsaadenizle bugün geçen hafta TEPAV araştırmacılarının bölgede gerçekleştirdiği ilk derinlemesine mülakatlardan edindiğim ilk izlenimi vurgulayayım. Deprem bölgesinin tamamını tek bir bütün olarak düşünmemek lazım. Her ilin, her ilçenin, her sektörün, büyüklüğüne göre her şirketin derdi diğerinden farklı. Her ile, her ilçeye, her sektöre, her firmaya ayrı ayrı bakmak, farklı çözümler sunmak gerekiyor hayata dönüş sürecinde. Ayrı ihtiyaçlara aynı çözümleri sunmak olmuyor. İşe yaramıyor. Deprem bölgesi için her yerde aynı anda uygulanacak tek tip çözüm yanlış.

Öyle kalıcı barınak için temel attık, hastane de tamam diye Ankara’da yan gelip yatmak yok. Bu iş öyle olmaz, kanka. Gel bak önce bir daha anlatayım şöyle tane tane.

Deprem bölgesinde de tek tipçi yaklaşımlar işe yaramıyor

Adıyaman’ın derdi ile Kahramanmaraş ve Hatay’ın meselesi tamamen aynı değil benim gördüğüm. Fark mesela şirket büyüklüklerinin ya da çalışılan sektörlerin aynı olmamasından kaynaklanıyor olabilir.

Kahramanmaraş ve Hatay’da işletmeleri yeniden hayat döndürebilmek için öncelikle çalışanların kente geri dönmesi gerekiyor. Şirket sahipleri ve yöneticileri çalışanlarının nerede olduğunu biliyorlar. Onlarla konuşuyorlar da. Ya aynı kentin kırsalındalar ya da yakın illerdeler anladığım. Dolayısıyla onlar geri dönmeden ellerinde kabaran sipariş listesine cevap verebilmelerinin, üretime geçebilmelerinin mümkün olmadığını görüyorlar.

Çalışanlar için geri dönmenin koşulu nedir? Geçici barınakların bir an önce tamamlanmasıdır. Depremin 47. gününde yapılan mülakatlarda da bu şehirlerde gündeme getirilen ilk konu, çadır ya da konteyner, bir tür geçici barınak. Tuvalet ve banyo dahil elbette.

Yeter mi? Yetmez. Çocuklar için okul, herkesi için sağlık hizmeti, asayişin temini gerek. Burada öyle kocaman hastaneler, kocaman okullar değil şimdi gereken. Köy okulları gibi tek göz geçici barınakta tüm sınıflardan çocukların bir ya da iki öğretmen nezaretinde bir araya gelmesi. Oyun oynamaları, derslerini tekrar etmeleri.

Adıyaman’da ise öncelikli talepler daha çok işletmenin finansal destek ihtiyacı, işletme sermayesi ihtiyacı ile ilgili gördüğüm. Sanırım işletme başına çalışan sayısı azalınca ihtiyaçlar da daha farklı oluyor. Zaten deprem bölgesindeki bir ilin her ilçesi, her beldesi, her köyü de aynı şeye ihtiyaç duymuyor. Bazılarında depremin etkisi zaten ya hiç yok ya da çok sınırlı ama destekler bütün il için tek tip olarak belirlenmiş durumda. Garip ama öyle.

Bize terzi usulü çözümler lazım

Neden böyle? Aksi durumu düşünün lütfen. Aksi durumda her yeri ayrı ayrı ele alıp yerinde düşünmek filan gerekecek. Siyasetçi için önemli olan sorunu çözmek değil malum çözüyormuş gibi yapmak, sorunun etrafında eşinmek. “Yaptık mı yaptık, canım kardeşim, elimizden geleni yaptık.” İşe yaradı mı? Cevabı seçimden sonra ya da bir sonraki depremde zaten.

Bir yandan bölge içi yerel değer zincirleri nedeniyle meseleye bakıp hasar görmeyen yerlerdeki işletmelerin problemlerini de gündeme getirmek mümkün elbette. Ama bakın o da farklı. Bize bugün terzi elinden çıkmış çözümler gerekiyor hayata dönüş için. Konfeksiyon çözümler, tek tipçi yaklaşımlar işe yaramıyor.

Adıyaman’da sigorta işlemleri ile ilgili çok şikâyet yok. Çünkü pek sigorta yok. Ama Antakya öyle değil. Orada sigortalılık oranı yüzde 50’yi aşkın, en azından bizim yapılandırılmış mülakatlarda öyle. Yakınılan ne? Yeni sigorta yapılmaması ve deprem hasarlarının deprem muafiyeti nedeniyle ödenmemesi gördüğüm. Sigortanız deprem hasarlarını kapsayacak biçimde yapılmamışsa hasarınız ödenmiyor.

Doğrusu ben buradan iki sonuç çıkartıyorum. Birincisi, sigorta acentelerinin bölge bölge işlerini yaparken daha iyi çalışmaları, deprem bölgelerinde deprem hasarlarını da kapsayacak biçimde poliçe satın almanın önemini daha iyi anlatmaları gerekiyor. Hiçbirimiz o küçük puntolu bölümleri okumuyoruz malum.

İkincisi ise, devlet daha geçen hafta yeterli primi ödemedikleri için emeklilik maaşları 7500 liranın altında olanlara ek bir ödeme yaptı. Böyle yaparak maaşlarının 7500’ün üzerinde olması için daha fazla prim ödeyenleri cezalandırdı bir nevi. Burada da devreye girmesinde fayda var doğrusu. Durum aynı.

Neden Ankara hemhal olamıyor, depremin neredeyse ikinci ayı tamamlanırken hala ortadaki derdi tam olarak kavrayamıyor? Bir yerin diğerinden farkını göremiyor? Bir mülakatta “gelip burada bir gece konteynırda yatsalar, bizimle yemek yeseler derdimizi anlarlar” denilen sanırım işte tam da bu. Öyle sabah gelip öğleden sonra Ankara’ya dönmekle olmuyor canım kardeşim. 

Her ilin beceri seti ötekinden farklı

Geçenlerde SGK verilerine dayalı olarak il bazında her ilin beceri seti ile ilgili bir grafik yayımlamıştık. Ama doğrusu ya, TEPAV iktisatçıları orada Kahramanmaraş’ı işaretlememişlerdi. Hadise elbette dikkatli okurların gözünden kaçmadı. Şimdi o grafiği, yukarıdaki “her ilin ihtiyacı diğerinden farklı” önermesi çerçevesinde bir daha koyayım, bu kez Kahramanmaraş dahil olarak.

Kahramanmaraş ve Osmaniye diğer illerden farklı öncelikle. Kabiliyetli sıçrayabilmek için bir yenilik yapmaları, memlekette üretilmeyen bir ürüne yönelmeleri gerekiyor. Aynı İstanbul gibi. Beceri setleri İstanbul kadar iyi değil ama olsun.

İkinci grupta Hatay, Gaziantep ve Adana var. Adana sıçrama potansiyeli en fazla olan il. Hatay, Osmaniye ve Kahramanmaraş’ın imkân/beceri setleri nitelik açısından birbirinin aynı bu arada. Bunlar “doğru politikaların uygulanması ile sıçrayabilecek iller” kategorisinde.

Üçüncü grupta Diyarbakır ve Malatya var. Bu illerimizin beceri setleri diğer iki gruptakilerden daha geride. Bir ileri aşamaya geçebilmek için stratejik politikalarla bir konuya odaklanma ihtiyacı duyuyorlar.

Dördüncü grupta ise imkân setleri ve potansiyeli sınırlı olan Adıyaman, Şanlıurfa ve Kilis var. Buralarda Türkiye’nin stratejik tercihler yapması, bu illerimize birer vazife saptaması gerekiyor.

Zaten ilk iki gruptaki illerden çalışanları almak için ilanlar vardı hadisenin başında. Özellikle Hatay ve Kahramanmaraş’tan. Bir nedeni var sonuçta.

İzmir İktisat Kongresi sanayinin Orta Anadolu’nun İkinci Marmara olmasını tartışmak için uygun bir zemindi

İzmir İktisat Kongresi 17 Şubat 1923 tarihinde toplandı. O sırada dünya yeniden biçimleniyordu. Müsaadenizle kişisel tarihimden örnek vererek anlatayım durumu.

Benim dedem anneannemle 1922 yılında evlendi. O sırada hem Bursa hem de İzmir daha Yunan işgali altındaydı. Dedem dağılan imparatorluğu bir arada tutmak için cepheden cepheye giden askerlerdendi.

Balkan Savaşı’ndan Çanakkale’ye, Doğu cephesinden Filistin cephesine bir avuç insan imparatorluk dağılmasın diye savaştılar. Başarısız oldular. İngiliz esaretinden kurtulup Bursa’ya döndüğünde anneannemle evlenirken dedem ve yeni eşi çocuklarını nasıl bir ülkede yetiştireceklerini, hangi ülkede yaşayacaklarını, kendilerine ne olacağını bilmiyorlardı.

İşte İzmir İktisat Kongresi yüzyıl önce, imparatorluğu kaybedince iktisadi hayat damarları parçalanmış bir ulus devletin iktisadi olarak nasıl toparlanacağını kendini nasıl idame ettireceğini tartışmak için toplandı. Daha Cumhuriyet ilan edilmemişti.

Şimdi de benzer koşullardayız, dünya yeniden biçimleniyor. Dün Birinci Savaş imparatorluklar çağını sona erdirmişti. Bugün ise Yeşil Yeni Mutabakat alıştığımız anlamda küreselleşmenin sonunu ilan etti. Şimdi küresel değer zincirlerinin Yeşil Yeni Mutabakat’ın yeni parametrelerinin yeniden yapılanacağı bir başlangıç noktasındayız. Akıllı olursak hızla zenginleşebiliriz. Şu andaki akıl tutulması süreklilik kazanırsa, fakirleşiriz. Hepsi bizim elimizde.

Üstelik yalnızca küresel süreçlerden değil, bölgesel değişimlerden de olumlu etkilenebiliriz. Rusya’nın hızla bir Körfez ülkesi haline dönüştüğü ilginç zamanlardayız. 25 Nisan 1970’te Çin ilk uydusunu fırlatmıştı. Dongfanghong I (Doğu Kızıldır I). Ondan daha bir hafta önce Apollo 13 zorlu ve olaylı bir ay yolculuğundan daha yeni geri dönmüştü. Sovyetlerin ilk kozmonotunun uzaya çıkmasından bu yana tam dokuz yıl, Sputnik uydusu yörüngeye yerleştiğinden beri ise tam on üç yıl geçmişti. Ne farklıydı o vakit. Sovyetler Amerika ile teknoloji yarışında hiç de geride değildi. Şimdi Rusya bir Körfez Şeyhliği oldu.

Şimdi bütün bu doğal kaynak üreticilerinin yeni yüzyıla intibakı için Türkiye’nin yapacağı çok iş var. Orta Asya’nın rekabet gücü Rusya ile birlikte geriliyor. Bu gerilemeyi engellemek için de Türkiye’ye bir rol düşüyor. Bölgemiz yeniden yapılanacak Yeşil Yeni Mutabakat’ın jeopolitik sonuçları bağlamında. Çok işimiz var.

Türkiye ise Yeşil Yeni Mutabakatı deprem riskini de dikkate alarak bir yeniden yapılanma fırsatı olarak kullanabilir. Türkiye ihracatının neredeyse yüzde 65’ini Marmara Denizi’nin etrafındaki illerden yapıyor. Yalnızca deprem riskini değil çevre felaketini de yönetebilmek için sanayinin Marmara dışına kaydırılması önemli. Ankara’dan Adana’ya giden otoyol sanayinin Orta Anadolu’ya nasıl kaydırılabileceğine ilişkin güzel bir fırsat sunuyor.

İkinci yüzyıla küresel, bölgesel ve yerel yeniden yapılanma gereğinin dayattığı bir dizi ihtiyaçla giriyoruz. Ya yüzyıl önceki kadar akıllı olacağız ya da özellikle son beş yılımızı yalayıp yutan akıl tutulmasına teslim olacağız. Seçim sizin.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar