Çirkinleşen, yaşanmaz hale gelen şehirlerimiz

Dr. Uğur TANDOĞAN
Dr. Uğur TANDOĞAN NOT DEFTERİ

Uzun süredir böylesine bir dehşete kapılmamıştım. Çanakkale’den gelirken istanbul’a TEM otoyolu üzerinden giriş yaptım. Ve yapılaşmayı gördüm. O beton kütleleri bir ateş topu olup gece rüyalarıma girdi; rüyalar kâbusa dönüştü. Gözüme tek renk ilişti; beton rengi. Yeşili şifa niyetine aradım; bulamadım.

Sonra biz bu şehre yağmur bekleyeceğiz. Zaten küresel ısınma nedeniye dünya ısınıyor. Bu yazdan şikâyet mi etmiştiniz? Gelecek yaz daha sıcak olacak, yanacaksınız. Çünkü bu ısınan dünyada bulunduğumuz şehrin fırınına, bu çarpık yapılaşma ile siz de bir kaç odun atıyorsunuz. Ayıbınız, günahınız çok. Eğer inançlı iseniz öteki dünyadaki cehennemden korkmayın, zaten bu dünyada cehennemi yaşayacaksınız.

Neden şehirler daha sıcak?

Şöyle bir gerçek var. Bütün dünyada şehirlerin ortalama sıcaklığı çevreye göre 4-10 derece daha fazla. Neden mi? Birinci neden, ağaçların kesilmesi. Şehirleşme dendiğinde olan şey şu. Ağaçlar kesiliyor ve yerine çirkinlik abidesi binalar dikiliyor. Halbuki ağacın ısıyı önleme konusunda çok önemli iki fonksiyonu var. Birincisi gölge yapıyor. Ağacı kesince daha önce güneş ışığından korunan alan bu kez güneş ışınlarını doğrudan alıyor ve ısınıyor. İkinci neden ise, ağaç serinletiyor. Kesilince ağacın verdiği serinlikten yoksun kalıyorsunuz.

Şehirler geceleri de soğumuyor. Eğer köyde ekmek yapılmasını gözlemişseniz bunu anlarsınız. Ne yaparlar? Fırının içinde önce ateş yakarlar. Fırını ısıtırlar, ateşi fırından çıkarırlar. Fırının tuğlaları ısınmıştır. Fırına konan ekmek bu ısıyla pişer. İşte gündüz güneş altında ısınan asfalt, beton, tuğla da gece ısını çevreye verir. Fırın olayında ısıyı alan içeri konan hamur idi, şehir olayında da insanlar tuğlanın, betonun ısısı ile pişer.

Şehirlerin ısınmasının bir başka nedeni, yanlış yapılaşma. Sıcak havayı şehirde hapsetmek üzere adeta bilinçli bir çaba gösteriliyor. Binaları öyle gelişigüzel dikiyorlar ki, şehre hava gelecek kanallar kapatılıyor. Örneğin, deniz kenarındaki şehirleri düşünün. Alın İstanbul’un Ataköy sahilini. Deniz doldurularak yapılan çirkin konutları göz önüne getirin. Denizden içeriye hava girişinin engellendiğini anlamak için aerodinamikçi olmaya gerek yok. Ya da İzmir’in Alsancak’ını, ve de Antalya’yı düşünün; hep aynı aymazlık. Mühendislikte termodinamik dersi alanlara sorulan klasik bir soru söyledir: Oda içindeki buzdolabı kapağı açık çalışırsa evin sıcaklığı nasıl değişir? Doğru cevap, sıcaklık artar. Buzdolabı kapağı kapalıyken çalıştığında da dolabın içi soğur ama dışarısı ısınır. Klimalar çalışınca da aynı şey olur. Binanın içi soğur ama dışarısı ısınır. Şehirlerde çalışan klimalar böylece binaların içini soğuturken dışarıyı ısıtırlar.

Bütün bu nedenlerin bir sonucu olarak şehirler “Isı adası” oluşturur.

Sıcak sessizce öldürüyor

Küresel ısınma nedeniyle dünya ısınıyor ve iklim değişiyor. Isı dalgaları ile karşı karşıyayız. Bu yaz Temmuz ve Ağustos ayları kavurdu. National Oceanic and Atmospheric Administration verilerine göre bu iki ayda 174 yılın en sıcak günleri yaşandı. Bu ısı dalgasına bir de ısı adası eklenince sıcaklık sağlık için önemli bir tehlike olmaya başlıyor. Uzun süren yüksek sıcaklıklar vücudun kendi ısısını düzenleme sistemini bozuyor. Bunun sonucu ısı kaynaklı hastalıklar oluşuyor. Bunları şöyle sıralamak mümkün:

Sıcak çarpması: Aşırı sıcaklık, vücut sıcaklığını düzenleme mekanizmalarını aşabilir ve sıcak çarpmasına yol açar. Bunun sonucunda yüksek vücut sıcaklığı, hızlı nabız, baş dönmesi, bayılma, kusma ve hatta ölüme yol açabilen ciddi bir durumlar ortaya çıkar.

Isı bitkinliği: Uzun süreli sıcak havada kalmak, vücuttaki su ve tuz dengesini bozar ve ısı bitkinliğine neden olur. Semptomlar arasında halsizlik, baş ağrısı, kas krampları ve mide bulantısı bulunabilir.

Solunum sorunları: Sıcak hava, solunum yolu sorunlarını artırır, özellikle de zaten solunum rahatsızlıkları olan kişiler için risk oluşturur. Yüksek sıcaklık ve nem, astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) gibi rahatsızlıkları olan kişilerde semptomları kötüleştirebilir.

Sıvı kaybı ve dehidrasyon: Sıcak hava, terleme yoluyla sıvı kaybına neden olabilir ve bu da dehidrasyona yol açabilir. Dehidrasyon, baş ağrısı, halsizlik, konsantrasyon bozukluğu ve böbrek hastalıkları gibi sorunlara neden olabilir.

Kalp sorunları: Yüksek sıcaklık, kalb atış hızını artırabilir ve kardiyovasküler sorunları olan kişiler için risk oluşturabilir. Isı dalgaları, kalb krizi ve inme riskini artırabilir.

Yorgunluk ve zihinsel sorunlar: Sürekli sıcak hava altında yaşamak, uyku düzenini bozabilir, yorgunluk ve zihinsel sorunlara yol açabilir. Bu durum, odaklanma güçlüğü, sinirlilik ve anksiyete gibi semptomları içerebilir.

Gıda güvenliği sorunları: Sıcak hava, gıdaların hızla bozulmasına neden olabilir ve gıda zehirlenmesi riskini artırabilir.

Güzel örnekler

Isı adası sorunu çözmek, ya da en azından hafifletmek için çalışmalar yapan örnek şehirler var. Örneğin, Singapur. Şehri soğutmak için bir dizi önlemeler almışlar ve almaya devam ediyorlar. (How to Cool Down a City, The New York Timesi Sept. 18, 2023)

Yeşili binalarla bulaştırmak için finansal teşvik sistemleri getirmişler. Binaların tepesine çatı bahçeleri yapmak ve yan duvarları bitkilerle kaplamak için finansal kolaylıklar sağlıyorlar. Bu şekilde bitkiler, binalarda doğal panjur gibi çalışıyor; binaları sıcağa karşı izole ediyor. Böylece bina soğutma giderleri aşağı çekiliyor.

Bir başka çözüm de binaların çatıları ve tüm cepheleri açık renkli yansıtıcı boyalarla boyanıyor. Bu şekilde çevre sıcaklığına göre 2 derecelik bir düşme sağlanıyor.

Geniş parklar yapmakla kalmamışlar; parklar arasında yeşil koridorlar yaparak bir yeşil network oluşturmuşlar.

Isı adasına çare bulmak üzere girişimde bulunmuş örnek şehirlerden birisi de “uyuşturucu” baronlarının mesken tuttuğu Medellini şehri. Medellini, Bogata’dan sonra Colombia’nın ikinci büyük şehri. Olayın farkına 2016 yılında vararak proje geliştirmişler. Şehirin ısınmasına ve hava kirliliğine karşı 30 yeşil koridor ile bir havalandırma network’ü oluşturmuşlar. Bunun için 880.000 ağaç dikmişler.

Çözüm ağaçta

Görülen o ki, şehirlerin “ısı adası “ sorununa en etkin çözüm ağaçtır. Georgia Institute of Technology’deki Urban Climate Lab yöneticisi bilim insanı Dr. Stone şöyle diyor: “İklim değişimi olayına bir çare üretmek için sıfırdan başlayacağınız bir proje size çok pahalıya mal olacaktır. Onun yerine hemen neden ağaç çözümüne odaklanmıyorsunuz? Eğer ağacı bir çözüm olarak ele alırsanız da ona bir alt-yapı olarak bakmalı ve sağlıklı kalmasını sağlamalısınız”

Ağacın ısı dalgalarının etkisini azaltmaya rahatlatıcı ve sürdürülebilir bir şehir yaratmaya çok olumlu değişik katkıları vardır:

Ağaç, sağladığı gölge ile yüzeylerin güneşe doğrudan maruz kalmasını önler. Bu da ağaç çevresindeki sıcaklığın düşmesine neden olur. Ağaç yaprakları ile terler, bu da çevresini soğutur.

Ağaç, hava kalitesini geliştirir. Ağaç, doğal bir filtre gibi çalışır; havadaki kirli elementleri emer. Temiz hava, özellikle ısı dalgasında hava kalitesi düşerken en azından bir boyutun düzgün kalmasını sağlayarak insan sağlığına olumlu etki yapar.

Bina yakınlarına uygun biçimde ekilmiş ağaçlar doğal yalıtım oluşturur. Bu nedenle, iklimlendirme ihtiyacını azaltır. Bunun için harcanacak enerjide tasarruf sağlatır. Sera gazı üretimi düşer.

Ağaç, kuşlar ve böcekler için yer ve yiyecek sağlar. Bu da bio-çeşitliliği, dolayısıyla ısı dalgası sırasında gerekli dayanaklılığı artırır.

Ağaçlar, genellikle ısı dalgalarının ardından gelen sel baskını durumunda karşılaşılacak zararı hafifletmede yardımcıdır. Yoğun yağmurun getireceği suları absorp etmede ve su akışını yavaşlatmada yardımcı olurlar

Parklar ve ağaçlıklı yeşil alanlar, ısı dalgalarında insanların kaçıp sığınabilecekleri, toplanabilecekleri ve sosyalleşecekleri yerler olurlar.

Ağaçlar estetik olarak da şehir çevresine bir güzellik ve çekicilik katar. Isı dalgasında bile insanların açık havaya çıkmasını özendirir ve şehir hayatının kalitesini yükseltir.

Şehirleri şehir yapan iki dokunuş

Bir şehirin doğru dürüst yaşanacak, yaşarken de zevk alınarak yaşancak bir şehir olmasında iki önemli dokunuşun katkısı vardır. Birincisi, bilim ve teknoloji; ikincisi ise estetik. Bilim ve teknolojinin katkısı ile şehrin yerleşimini düzgün yaparsınız. Deprem bölgesinde fay hattının üstüne bina yapmazsınız. Şehrin suyu, kanalizasyon şebekesi düzgün çalışır; bir yağmurda tıkanıp taşmaz. Binaları öyle yerleştirisiniz ki, şehir hava alır, hava dolaşamı kesintiye uğramaz. Dere kenana bina yapmazsınız ki, her yağmur yağdığında suda yüzen eşyalar ya da cesetler olmaz. Ama merkezi ve yerel yönetimler bilim ve teknolojiden nasiplerini almadıkları, sadece rant düşündükleri için şehirlerde bilim ve teknolojinin emrettiğinin dışında her tür uygulamaya tanık oluruz. Bu nedenle, şehirlerdeki yaşamın akışı pamuk ipliğine bağlıdır. En ufak bir doğal olumsuzlukta eziyeti, o şehrin insanları çeker. Isı dalgaları, daha sık yaşayacağımız bir doğal afettir.

Şehirlerimizin estetiği de bozulmuş durumdadır. Ecdadımız ecdamız diye diye ecdamızın yarattığı güzel şehirlerin ciğerlerine beton sıkıldı, şehirlerin silüetleri bozuldu. Örneğin, İstanbul’un tarihi yarım adasının kartpostallara, takvimlere konu olan, tarihi camilerle süslü bir silüeti vardı; onun bozulmasına izin verildi. Öte yandan, yeşili ile anılan, bir dönem Osmanlı’ya başkentlik yapmış Yeşil Bursa’nın tepelerine mezar taşı gibi binalar konduruldu. Şehir planlaması yapanların, binalara izin verenlerin ve bütün bunların başında sisteme yön veren yöneticilerin gerekli alt-yapıları olmadığı için estetik duygusundan da yoksun oluyorlar. Bu nedenle şehirlere estetik açıdan bakamadılar; şehirlerimizi çirkinleştirdiler.

Yukarıda değindiğimiz gibi, şehirler için hem bilimsel açıdan hem de estetik açıdan değerli bir varlık var: ağaç. Ama bunun önemini anlayamamış bir anlayışla karşı karşıyayız. Şehirlerdeki ağaçlar binaların rakibi gibi görüldü. Örneğin, Taksim’in ortasında kalmış bir avuç yeşile göz dikildi, Gezi Parkı’na bina yapılmak istendi. Böyle bir aymazlığa karşı çıkanlar cezalandırıldı. İstiklal Caddesi’nin ağaçları kesildi. Askeri alanlar yeşil olarak kalmıştı. Feto kalkışması fırsat bilinerek o alanların bir kısmı betona çevrildi.

Sonuç

Olan olmuştur; maalesef şehirlerimizin çoğunun içine edilmiş durumdadır. Bundan sonra ne yapılmalı diye bakmak gerekir. İnsaf da dinin yarısı derler. Şehirlerin kurtuluşu için, yönetimi ellerinde tutanlar bunu hatırlamalıdır; artık bu kadar rant yeter deyip, insaf etmelidirler. Şehir için kararları bilim ve teknolojinin ışığında, estetik bir gözle vermelidirler. Yoksa çirkinleştirdiğimiz şehirler yaşanmaz hale gelecektir.

 

 

 

 

 

 

 

           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Bir banka ve yalnızlık 09 Temmuz 2024
Bir hatır meselesi 02 Temmuz 2024
Bir yolculuk 21 Mayıs 2024
Bir insanlık borcu 30 Nisan 2024
Genç işsizliği 23 Nisan 2024