Antakya’nın kültürel mirası nasıl yaşatılacak?

Yıkımdan sonra şehri terk etmek zorunda kalan, şehri terk etmeyen, uzun zamandır uzakta yaşayan Antakyalıların, Antakyalı olmayıp gönlü bu şehirde olanların ortak derdi “mirası korumak.” Bu konu ile ilgili kurulan muhtelif platformlar, kentin kültürel ruhunu yeniden getirmek için çalışıyor…

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Antakya’nın kültürel mirası nasıl yaşatılacak?

Gila BENMAYOR

Depremin hemen ardından tarihçi Prof. İlber Ortaylı ne demişti? “Antakya bize binlerce yıllık imparatorlukların mirasıdır. Onu korumak zorundayız.”

Yıkımdan sonra şehri terk etmek zorunda kalan, şehri terk etmeyen, uzun zamandır uzakta yaşamakta olan Antakyalıların, Antakyalı olmayıp gönlü bir şehirde olanların ortak derdi “mirası korumak.”

Bir yanda depremde yıkılan tarihi yapılar diğer yandan göçle birlikte yok olmasından korkulan benzersiz mozaiğin kültürel değerleri.

Antakya’nın kültürel mirasını korumak için Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün yanı sıra çok sayıda saygın bilim insanı, mimar, arkeolog, STK gönüllü olarak devrede.

Aralarında Antakyalı olan da var olmayan da. Çeşitli platformlar kuruldu, kuruluyor.

Henüz taşların yerli yerine oturmadığı, bu zor süreçte kaç platform var, kim ne yapıyor, kaygılar nedir, elini taşın altına koyanlar arasında bir diyalog, koordinasyon var mı gibi soruların peşinde kendi çapımda küçük bir araştırma yaptım.

Deprem sonrası oluşumlardan biri Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan “Deprem Bölgesi Kültürel Miras Bilimsel Danışma Kurulu.”

KURULDA KİMLER VAR?

Koruma ve restorasyon alanında önemli isim Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, mimar Han Tümertekin, afet bölgesinde kazı başkanlığını yürüten Kars Kafkas Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Muhammed Arslan, ödüllü Troya Müzesi’nin Antakyalı mimarı Ömer Selçuk Baz, Antakya yerleşme tarihi üzerinde doktora tezi olan Mimar Sinan Üniversitesi’nda araştırma görevlisi şehir plancısı Tuğce Tezer gibi isimler kurulda yer alıyor.

HATAY ORTAK MESELEMİZ PLATFORMU

Hafta Gazetesi’nin bir süre önce yer verdiği, mimar Emre Arolat’ın öncülüğünde kurulan “Ortak Akıl-Antakya” başka bir platform. Antakyalı iş insanı Ayhan Kara’nın öncülüğünde depremden hemen 10 gün sonra kurulan “Hatay Ortak Meselemiz Konseyi” aralarında bölgeden ve dışından iş insanları, arkeolog, mimar, ekonomist gibi çeşitli meslek dallarından 90’ın üzerinde gönüllüden oluşuyor.

Konseye sürekli yeni üyelerin katıldığını belirten Ayhan Kara “Antakya’nın eşsiz, çok katmanlı, çok kültürlü yapısını, tarihsel bağlamlarıyla, bilge ve barışçıl ruhunu yeniden var etmeyi amaçlıyoruz” diyor.

“Şehrimizde kesinlikle TOKİ istemiyoruz” diye ekliyor. Konsey çatısı altında, eğitim, sağlık, tarım, şehir plancılığı, kültürel miras gibi komisyonlar oluşturulmuş. Konseyin Kültürel Miras Komisyonu’nda yer alan mimar, koruma ve restorasyon uzmanı Aslı Özbay aynı zamanda “Ortak Akıl-Antakya” platformunun üyesi. Farklı oluşumlar arasında diyalogun sağlanması için Özbay iyi bir örnek.

Nitekim “Gruplar birbirini tanımaya çalışıyor. Zaten pek çoğumuz birbirimizi tanıyoruz. Zamanla diyaloglar kurulacak. Bu uzun soluklu bir süreç” diyor.

Aslı Özbay, Antakya için stratejik bir yol haritasının çizilmesinde şehrin tarihini, dokusunu bilen mimarların, restorasyon uzmanlarının yer alması gerektiğini belirtiyor.

Ayrıca şehirle ilgili yapılan tüm akademik çalışmaların, rölöve projelerinin, çekilen fotoğrafların internet ortamında herkese açık bir arşivde toplanması gerektiğini söylüyor.

“Mesela Ataman Demir’in fotoğrafları, Dr. Tuğce Tezer’in tezi” diye ekliyor.

YERELİN CANINI ACITMADAN

Tuğçe Tezer Antakya yerleşme tarihi üzerinde yaptığı doktora tezi için uzun yıllar bu şehirde çalışmış.

“Esas tezimden sonra Antakya ile ilgili çalışmalarım başladı” diyor.

Antakya için yaptığı “Yürünebilir Tarih” projesi, şehrin çeşitli dönemlerini yürüyerek keşfedeceğiniz bir proje.

Ne yazık ki deprem nedeniyle bugün uygulanabilir değil. Portekiz’de bir yıl Antakya örneği üzerinden kentsel morfoloji çalışmaları yapan Tezer depremden bir gün sonra dönmüş.

“Antakya’da koruma ve iyileştirme çalışmaları için yereldeki uzmanlara danışmak gerek. Uzun Çarşıyı, yıkılmış tarihi Meclis binasını bilen, çalışan önemli Antakyalı uzmanlar var” diyor. “Ne yapılacaksa yerelin canını hiç acıtmadan, hayal kırıklığına uğratmadan yapılmalı. Duvarlara geri döneceğiz yazısını yazan Antakyalılara güveniyorum” diyen Tuğce Tezer “Kadim Antakya Dostları Platformu” ve “Hatay Yeniden Ayakta Platformu” üyesi.

“Kadim Antakya Dostları Platformu” kurucusu Antakyalı eski bürokrat Murat Tenekecioğlu. Depremden sonra kurulan ilk platformun, eski bürokratlar, eski milletvekilleri, akademisyenler ve çeşitli meslek gruplarından 250 üyesi var.

“KADOP’un çalışma gruplarıyla yol alıyoruz. Jeoloji, şehir planlaması grupları çalışmalarını tamamladı. Hatay Tabipler Odası’nın tarihi binasını ayağa kaldırmak gibi somut projelerimiz de var” diyor Tenekecioğlu.

“Diğer platformlarla iş birliği yapabiliriz. Antakya için faydamız olacaksa gerisi teferruat” diye ekliyor

Şehrin ruhu korunmazsa insanlar geri dönmez

Antakya’nın kültürel mirasını koruma sürecinin iki önemli oyuncusu daha var. Üyesi olduğum Kültürel Mirası Koruma Derneği (KMKD) ve deprem sırasında tanımış olduğum Nehna.

Anadolu’da yaşamış toplumların kültürel varlıklarının, Türkiye’nin zenginliği ve insanlığın ortak mirası olduğu ve korunması gerektiği düşüncesinden yola çıkan dernek belgelemek, araştırmak, korumak alanlarında önemli çalışmalara imza attı.

Dernek üyelerinden Rubi Asa, Kültür Bakanlığı’nın davetiyle Antakya’da enkaz alanında incelemeler yaptı.

KMKD’nin kurucusu üyesi, Işık Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Eva Şarlak’in süreç ile ilgili kaygıları büyük.

“En çok korkutan Antakya’da işlerin aceleye getirilmesi. Şehri birkaç yılda ayağa kaldıracağız demek doğru değil. Tescilli olan 600 kadar binanın yanında tarihi dokunun içinde tescilli olmayanlar da var” diyor.

Antakya’dan büyük bir göç olduğuna dikkat çekerek “Göçle birlikte dil de göç ediyor. Toplumsal belleğin en önemli öğesi dildir.”

Vurguladığı gibi kiliseleri yıkılan Antakya Rum Ortodoks Cemaati’nin konuştuğu özgün Arapça yok olabilir. Aynen Antakya’daki 2 bin 500 yıllık Yahudi varlığının depremde yok olmasıyla konuştuğu Arapçanın yitip gitmesi gibi.

2021 yılında kurulan Nehna’nın (arapça biz) kurucularından akademisyen Anna Maria Beylunioğlu Antakya Rum Ortodoks Cemaati’nin üyesi.

“Nehna içinde doğduğumuz toplumu anlama ve anlatmak üzere kuruldu. Bu toplumun kültürel hafızasını adetlerini, dilini, hemen hemen yazılmamış tarihini araştırmak, yaşatmak için yola çıktık. Dijital Hafıza Müzesi hazırlığındayız” diyor. Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkilerde “Yemek, Siyaset ve Toplum” dersleri vermekte olan Beylunioğlu, Nehna’nın depremde bir koordinasyon merkezi haline dönüştüğünü söylüyor. Nehna depremden 18 saat sonra depremzedelere sıcak yemek için örgütlenmeyi başarmış.

“Antakya’yı ayağa kaldırırken insanlara değmezseniz o şehrin ruhunu yakalayamazsınız. Şehrin ruhu olmazsa insanlar geri dönmez” diyor. Neticede, Prof. Eva Şarlak ile aynı kaygıları paylaşıyor.