Trene dış bakış

Bugün modern bir kentli olmak, yol yürümek ve raylarda seyahat etmekle eşdeğer görülüyor. Tren, Viktorya Çağ’nda Sanayi Toplumu’nun ikonu idi ve önemliydi. Bugün ise önemliden öte, “vazgeçilmez” hale geldi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Trene dış bakış

Şeref OĞUZ

DEVLET DEMİRYOLLARI , en eski kurumlarımızdan biri. Osmanlı’da tam 162 yıl önce başlayan demiryolu maceramız bugün TCDD ile sürüyor. Cumhuriyetimizden de daha yaşlı bir kurumdan söz ediyoruz.

Köklü kurum sayısı zaten az olan ülkemizde var olanların da zamanın değirmeninde hantallaştığını görüyoruz. Bu köklü kurum, ulaştırma gibi risklerle dolu ve stratejik bir alanda ise özellikle toplumun daima dikkat odağındadır. Neticede hayatından tren geçmeyen insan, yok gibidir. Demiryolcular, son yıllarda hummalı bir değişim sancısı içinde. Bir yandan trenlerini modernleştirip hızlandırırken diğer yanda kurumsal yönetişim alanında “farklı neler yapılabilir” arayışındalar.

Kurum, “yalnızca kazalar ile gündemde olmaktan” bıkmış olacak ki yıllar önce, kendine “dış bakış” aynası tutma cesaretini göstermişti.

TCDD evreninin sivil toplum örgütü olan Demiryolu Meslek Okulu Mezunlar Derneği, kendi içine fazlaca kapalı olan dünyalarının dışarıdan nasıl göründüğünü anlamak için bir platform oluşturmuştu. Dernek yönetiminden Gökay Türkyılmaz, “Dış Bakış” toplantıları ile toplumun her kademesinden insanı davet edip kendilerine “dışarıdan ve yansız” eleştiri talep ettiklerini söylüyordu.

Bu ve benzeri girişimler sayesinde kurum, dışarıdan nasıl göründüğünü öğrenirken diğer yanda kendilerini, “yazar, kanaat önderi, sanatçı gibi” insanlara daha “gerçekçi” anlatabiliyor.

NEDEN GERİ KALDIK?

Son derece cesur ve çağdaş bir yaklaşım… Aslında bunu TCDD’nin yanı sıra Koç, Sabancı gibi özel sektör devleri de denemeli. Neticede ister kamu olsun ister özel sektör, zaman içinde her kurum, kendi içine kapanma eğilimi taşır. Kendi dışındaki dünya ile etkileşimli platform kurulması halinde, dışarıdan gelen eleştiriler “düşmanca” olmaktan çıkar. Aynı zamanda kendini dış dünyaya ifade ederken itibarını yönetmiş olur.

Meslekteki ilk yıllarım, Köprü’nün dahi olmadığı zamanlarda, Gebze ile Haydarpaşa arasındaki banliyölerde geçti. Uzun yıllar Maltepe istasyonuna bakan evde oturdum. Her gece Kurtalan Ekspresi’nin içinde yer aldığı rüyalarla sabaha uyandım. Geciktiğinde herkes kadar ona öfkelendim. Bir gün Ankara’da diğerinde İstanbul’da çalışıp geceyi yataklı vagonlarda geçirdiğim zamanlarım oldu.

Hayatından tren geçen biri olarak yurtdışındaki demiryollarını tanıdıkça, “neden geri kaldık?” sorusunu, herkes gibi ben de sordum. Sorunu kendi sorumluluk alanının dışına öteleyenler gibi ben de “zamanında yatırım yapsaydık…” kolaycılığını denedim.

Ancak yılların gerisinde beliren gerçek şu ki; insan neyi öncellerse, onu geliştirebiliyor. Tren, önceliğimiz olduğu kadar gelişebildi. Bu, trenin uçak, araba gibi alternatiflerine göre “çağdışı” olmasından değil, mevcudun çağdaşlaşmasına “öncelik vermeyişimizden” idi.

SAVUNMA, İNKAR, YALANYAMA!

Bugün modern bir kentli olmak, yol yürümek ve raylarda seyahat etmekle eşdeğer görülüyor. Tren, Viktorya Çağı’nda Sanayi Toplumu’nun ikonu idi ve önemliydi. Bugün ise önemliden öte, “vazgeçilmez” hale geldi.

Sorun, bu “vazgeçilmezlik trendini” trenlerimizin modernitesine taşıyabilmekte... Bunun da yolu, öncelikle mevcut mirasın temellerinde, “mevcudu korumak, eksiği gidermek, olmayanı yaratmak ve gereksizi terk etmek” gerekiyor. Misal eksik olan şudur ki biz yolcuları hızlandırdık fakat yükler hala yavaş ve lojistikte treni devreye alabilirsek, taşıma maliyeti 9’da 1 gerileyecektir. Bu, ekonomi demektir. Bu, büyüme demektir. Bu, treni ekonomiyle bütünleştirmek demektir.

Kurumların tümü diyalogdan söz eder ama aslında olan şudur; Kurumdan dış dünyaya “monolog” ile dış dünyadan kuruma “bir başka monolog”. Biliyoruz ki diyalog, iki monoloğun toplamından daha farklı bir şeydir.

Monolog kültürü ile trene dışarıdan bakınca ancak “kaza” görürüz. Monolog kültürü ile trenciler de kendilerini, “savunma, inkâr, yalanlama” gibi negatif iletişim denizinde yüzer bulur.Dış Bakış, kurumlara, onları var eden toplum ile diyalog imkanı için bence mükemmel bir enstrüman sunuyor. Her kuruma lazım, hararetle öneririm.

HAFTA