Faiz indiriminin sonuçları

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Zafer Özcivan

Ekonomist

Eylül 2021 de başlayan ve yeni ekonomik yürürlüğe girmesiyle birlikte düşürülmeye başlayan politika faiz oranları 2022 yılında da ikinci kez düşürüldü. Yılbaşından ağustos ayına kadar %14’te sabit tutulan faiz oranı ağustosta 100 baz puan, eylülde 100 baz ve ekimde 1650 baz puan olmak üzere %10,5 oranına çekilmiş oldu.

Hükümetin düşük faiz politikasına geçiş amacı, enflasyonla büyümeyi riske alarak üretim odaklı cari açığı kapatmak idi. Üretim kaynaklarının en verimli şekilde kullanılması, başka bir ifade ile ülkede üretim seferberliğinin başlaması, sanayicilerimize ucuz kredi olanaklarının sağlanması ve dolayısıyla ihracat rakamlarının arttırılarak ülkeye döviz girdisinin sağlanması ve aşağıdaki olumlu sonuçların alınması şeklinde sıralanabilir;

- Öncelikle ucuz maliyetli kredi olanaklarının sağlanmasıyla birlikte üretim girdi maliyetlerinin aşağıya çekilmesi ve düşen maliyetlerin tüketici fiyatlarına yansımasıyla birlikte enflasyona pozitif etki yaratılması.

- Üretim konusunda girişimcilerimizin teşvik edilmesi ve üretim hacminin genişletilmesi ile birlikte ihracat hacmimizin yükseltilmesi sonucu ülkeye girecek döviz girdisinin yükselmesi ve merkez bankası döviz rezervlerinin yeterli düzeye ulaşması sonucu döviz kurlarının daha kolay kontrol edilebilmesi. Çünkü merkez bankası rezervleri istenen düzeyde olduğu takdirde gerekli görüldüğü dönemlerde diğer bankalar vasıtasıyla piyasaya müdahale ederek döviz kurlarını kontrol altına alabilir. Döviz kurlarının kontrol altına alınması enflasyonun da kontrol altına alınması anlamına gelecektir. Çünkü ülkemizde yerli veya ithal her ürünün fiyatları döviz kurlarına göre değerlendirilmektedir.

- Uluslararası pazarlarda ülkemizin saygınlığının artması ve CDS priminin aşağıya çekilmesi. CDS primi, yabancı para birimi cinsinden yani ülkelerarası borçlanmalarda normal faizin üstüne ilave edilecek faiz oranıdır.

- Üretimin çeşitliliği ve miktarının artmasıyla birlikte yurt içi piyasalarda üretim arzı çoğalacağından arz ve talep kanununa göre fiyatların geriye gelmesi ve enflasyonun aşağıya yönelmesi.

- Düşen fiyatlarla birlikte halkımızın alım gücünün yükselmesi sonucu yerli piyasada da hareket oluşması.

- Üretim artışı sayesinde milli gelirin arttırılması ve fert başına düşen milli gelirin yükselmesi ve halkın refah düzeyinin yeterli seviyeye gelmesi.

- Döviz kurlarının kontrol altına alınması sonucu dış ticaret açığımızın azalması hatta kapanması. Özellikle dışa bağımlı olduğumuz akaryakıt, enerji, doğalgaz gibi temel ürünleri ithal etmek zorundayız. Döviz kurları ne kadar düşük olursa o kadar dışarıya paramız az gidecek demektir. Bir diğer konu kurların kontrol altına alınması enflasyonu da düşürecektir.

- İthalat bağımlılığımızın azalması. Bugün için ülkemizde yapılan üretimim hammadde ve ara mallarının yaklaşık yüzde ellisi yurt dışından gelmektedir. Döviz kurları yüksek olunca bunlara ödediğimiz bedel de yüksek olacak daha da ötesi üretim maliyetlerimiz yükselecektir. Hâlbuki döviz kurları düşük olursa üretim maliyeti de düşecek, tüketici fiyatlarına yansıyacaktır. Karadeniz’de keşfedilen doğalgaz rezervleri hizmete girince ithal çıktılarımız azalacaktır.

- İthal ikame mallarının kendimiz üretmek durumundayız. Çünkü yukarıda saydığım unsurlar ortadan kalkacaktır. Daha önemli bir konu ise katma değeri yüksek, yüksek teknolojik ürünler üretmeliyiz. Örneğin yerli araba, uçak sanayi, bilgisayar malzemeleri gibi.

- Üretim kaynakları çoğalınca işsizlik de azalacaktır.

- Üretimin artmasıyla birlikte yerli ve yabancı piyasalarda oluşacak ekonomik hareketler devletin vergi gelirlerini arttıracaktır.

Üretim konusunun ülkeye katacağı katma değer saymakla bitmez ve üretim olmadan büyümeden de bahsedilemez.

Ancak yukarıda saymaya çalıştığım olabilecek gelişmelerden sadece ihracat rakamlarımız arttı. Döviz kurları astronomik şekilde yükseldi. Politika faizlerinin düşürülmeye başlandığı Eylül 2021’den bu yana enflasyon %83,45 oldu.

Türk Lirası, nisan sonundan beri yüzde 19’a yakın, yılbaşından beri yüzde 28’e yakın, son bir yılda ise yüzde 54 kayıp yaşadı.

Politika faizinde bir yıldaki 850 baz puanlık indirim ile ülke ekonomisinde önemli bozulmalar yaşandı.

Dış ticaret açığı, ağustos ayında 11,3 milyar dolar olurken, önceki yılın aynı ayına göre yüzde 162 ve ocak-ağustos döneminde yüzde 146 arttı.

Cari açık ise yılın ilk yedi ayında 36,7 milyar dolara ulaşarak, önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 168 arttı. 2021 yılı boyunca verilen açık, 2022’nin ilk beş ayında verildi.

Bir yılda enflasyon 4 katına, cari açık 2 katına, kur neredeyse 2,5 katına çıktı.

Bütün bu olumsuz sonuçların nedeni ise bankaların tutumu sonucu, düşük faizli kredilerin üretime bir türlü yansımamasıdır. Faiz düşmesi piyasalara olumlu etki yapmadı ve aksine tüketici kredi faizleri yükseldi. Hükümet bu sorunu çözmek için zorunlu karşılıklarda verilen kredi faizi baz alınarak yeni bir düzenlemeye gitmesi ise faizi az da olsa düşürdü ama bu defa da bankalar kredi vermekte ketum davranmaya başladılar. Üretim işletmeleri gelecekte artacağı kaygısıyla döviz kredisi kullanmak istemiyorlar ve haksız da değillerdir. Bankalar ise kredilerin geri dönüşümünden endişe duymaktadır. Enflasyonun %83.45 olduğu bir dönemde %40 faizle alınan kredi bile karlıdır. Çünkü üretici hammadde alıp hiç kullanmasa bile karda olacaktır ama krediye bir türlü ulaşılamıyor.

Merkez Bankası’nın döviz kurlarını baskılamak için zaman zaman ‘arka kapı’ döviz satışı yaptığı dile getirilirken, Bloomberg Türkiye ve İsveç Ekonomisti Selva Bazik geçtiğimiz günlerde yaptığı analizde yılın ilk 9 ayında bu rakamın 85 milyar dolara ulaştığını yazmıştı.

Böylelikle, aylık döviz satışı miktarı 9,5 milyar doları bulmuş oldu. Bazik, müdahalelerin yaz aylarında turizm gelirleri nedeniyle yavaşladığını da belirtmişti.

Döviz kurlarının yükselmesini önlemek amacıyla yürürlüğe konulan kur korumalı mevduat sistemi ise eylül ayına kadar hazineye 85 milyar TL yük getirmesine rağmen kur fiyatları KKM nin başladığı döneme geldi.

Şubat ayında döviz mevduatından kur korumalı mevduata geçen şirketlere sağlanan kurumlar vergisi avantajı nedeniyle vazgeçilen kurumlar vergisi tutarının ise 25 milyar lira olduğu açıklandı.

Buna göre sistemin son açıklanan verilere göre kamuya toplam maliyetinin 160- 175 milyar lirayı bulduğu tahmin ediliyor.

Yukarıda saymaya çalıştığım olumsuzlukları olumluya çevirmek ancak ve ancak enflasyonun düşürülmesi ile mümkündür. Enflasyonun düşmesi için ise üretimden geçmektedir. Üretmeden büyümemiz mümkün değildir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Lityum arzı 16 Nisan 2024