Her yer Akbelen

Dr. Uğur TANDOĞAN
Dr. Uğur TANDOĞAN NOT DEFTERİ

Bir acıklı hikâye

Bu hafta size acıklı bir ağaç hikâyesi anlatacağım. Ama gerçekten acıklı... Bu acıklı hikâye Kuzey Ege’de başladı. Bundan 20 küsur yıl önce Kuzey Ege’de bir kooperatiften yazlık bir ev aldık. Yüz üyeli bir kooperatifti; üniversite sınıf arkadaşları kurmuştu. Okumuş, kültürlü insanlar; rahat edeceğiz diye düşündük. Ama öyle olmadı. Neden mi? Anlatayım. Ama uyarmak isterim, acıklı bir hikâyedir.

Sitenin tamamlanması, her kooperatifte olduğu gibi, uzun sürmüştü. Sonunda binalar bitmişti, ama para da. Site yönetiminin bize yolladığı yönetim planında “Sitede her türlü bitki, ağaç ve çiçek yetiştirilmesi serbesttir” denmekteydi. “Bizden bu kadar, gerisini siz yapın” şeklinde bir yaklaşımla karşılaşmıştık. Biz de çevrenin yerlisi köylülere, “Ne dikelim?” diye sorduk. “Hocam, burada su sorunu var. Fazla su istemeyecek bir şey dikin, mesela çam. Hem çevreye de yararınız olmuş olur ” dediler. Biz de önümüzdeki araziye çam ağacı ektik. Ağaçlar biraz büyüyünce vızıldamalar başladı. Ağaçlar manzarayı kapatıyor yaygarası koptu. Halbuki site, eğimli bir arazide kurulmuştu. Herkesin önünde 180 dereceden fazla bir açılım vardı. Hayret edilecek nokta şu oldu. Bu ağaçları görmeyen, bu ağaçlarla hiç bir görüntü ilişkisi olmayan bazı tipler de bu koroya katıldı. Sonunda iki yanımızdaki iki komşu ağaçlar kaldırılsın diye bizi mahkemeye verdiler. Karda kışta Ayvacık Adliyesi’ne gidip geldik. Ama sonunda ağaçları kurtardık, “Ağaçların budanmak suretiyle korunması” diye bir karar çıktı ve kesinleşti. Ama ağaçları kestirmeyi yargı yoluyla beceremeyenler, hırslarını ağaçtan çıkardılar. Bizim ağaçları öylesine budadılar ki, koca çam ağaçları adeta plaj şemsiyesine döndü

Bu arada sitedeki iki ağaç sever de sitedeki zeytinlerden gelen para ile çam fidanları almış yol kenarlarına dikmişlerdi. Zaman içinde onlar da serpildi, büyüdü, dikkat çekmeye başladı. Bizim çamlardan kurtulmayı başaramayanlar, bu kez bu çamlara kafalarını taktılar. Manzara kapatıyor deyip fırsat buldukça ağaçların tepelerinden kesmeye kalktılar. Baktılar “Manzaramızı kapatıyor” gerekçesi fayda etmiyor; belki de bunu belirtmekten utandıkları için, yeni bir bahane yarattılar. “Ağaçlar yangın tehlikesi yaratıyor” demeye başladılar. Her yıl genel kurullarda ağaç bir sorun olarak temcit pilavı gibi gündeme getirildi. Site içindeki ağaçları seyreltmek üzere 2019 yılında alınan bir karar usulden ve esastan yargıda bozuldu. Buna rağmen yine son site genel kurul toplantısında “Sorun olarak devam eden çam ağaçları konusunun yargıya taşınması konusu ve bu konuda bir avukata vekâlet verilmesi” kararını oy çokluğu ile aldılar.

Okumuş yazmış koca koca insanlar (ayıptır söylemesi, aralarında profesörler bile var) bu devirde, ciddi ciddi, yetişmiş 50-60 çam ağacının kesilmesinden söz ediyorlar. Nasıl bir devir? Hani “Allah’ın parmağı yok ki, gözüne soksun” derler. Geçen ay bir sıcaklık dalgası Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’yı kapladı. Bundan ülke olarak biz de nasibimizi aldık. Yeryüzü, şu ana kadar yaşanan en yüksek sıcaklığı yaşadı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres şöyle dedi: “Küresel ısınma devri kapandı. “Küresel kaynama” (Global boiling) devri başladı”. İşte gördüğümüz son sıcaklıklar bunun belki bir ilahi uyarısı. Ve ağaçlar bunun panzehiri. Şimdi kalkmışlar yetişkin kişiler, yetişkin ağaçları kesmekten söz ediyorlar.

Kuzey Ege’de adeta bir “Akbelen vakası” yaşanıyor. Hem de bunu yapanlar, sırası geldiğinde “Vahşi kapitalistler” diye suçlanan işadamları da değil. Belki Akbelen’dekiler “Biz kömür çıkartacağız, enerji sorunumuz için gerekli” diye, haksız da olsa, kendilerini savunabilirler. Ama bizim sitedekilerin bunu neden yaptıklarını gerçekten çok merak ediyorum. Acaba bu “Ağaçsız manzara fetişizmi” mi, yoksa “Çam ağacı alerjisi” mi? Nedeni ne olursa olsun gerçekten acıklı bir hikâye, değil mi?

Merak ediyorum

Bu acıklı hikâyeye, sizi bilmem ama ben çok üzülüyorum ve merak ediyorum.

● Merak ediyorum: Bu ağaç katliamı girişimine ön ayak olanlar ve destek verenler “Mürekkep yalamış” kişiler. Acaba yaladıkları mürekkep mi ağaç alerjisi yaptı?  Böyle bir ağaç düşmanlığını acaba nereden edinmişlerdir? Yoksa bizim kuşağın ilkokulda söylediği “Baltalar elimizde, uzun ip belimizde, biz gideriz ormana” şarkısının etkisinden kurtulamadılar mı?

● Merak ediyorum: Acaba bu kişiler hayatlarında bir fidan olsun yetiştirmemişler mi? Eğer yetiştirmiş olsalardı, bir ağacın ne zorluklarla yetiştiğini, yetişme sırasında yaşanan heyecanı bilirlerdi. Ve yetişmiş ağaçları kesme fikri akıllarından bile geçmezdi. 

● Merak ediyorum: Bu kişiler neden ağaçtaki güzelliği göremiyorlar? Neden eğitim sistemimiz insanımıza estetik duygusu aşılayamıyor? Acaba Muzaffer İlkar’ın “Çamlar arasından süzülürken mehtap, neydi o akşam adalar” şarkısını hiç mi dinlemediler? Mehtabı çamlar arasından süzülürken hiç mi seyretmediler? Ve gerçekten, seyrederken hiç mi bir şey hissetmiyorlar?

● Merak ediyorum:  Bu “okumuş” insanlar neden ağacın, özel olarak da çam ağacının yararlarını bilmiyorlar? Çam ağacı, erozyonu önleme konusunda çok tavsiye edilen bir ağaçtır.  Derin kökleri toprağa sıkı sıkı sarılıp rüzgâr veya yağmura karşı onu yerinde tutar. Depreme karşı iyi bir güvencedir. Yere düşen yaprakları toprağın üst tabakasını korur.  Çam ağacı, yarattığı gölge ile yazın altındaki bitkileri ve yanındaki binaları güneşten korur. Gölgesinin düştüğü binalar yazın daha serin olur; iklimlendirmenin maliyetini düşürür; enerji tasarrufu sağlar. Kışın rüzgârı kestiği için binanın ısınma maliyetini de düşürür. Yapraklar asidiktir; kalsiyum, fosfor ve nitrojen açısından zengindir; toprak için mükemmel malç (mulch) oluşturur. Çam ağacının taze ve hoş bir kokusu vardır. Bu kokuyu yaratan bileşenler ağaç üstünde yükselir; aerosol parçacıkları oluşturur. Bu parçacıklardan, soğutma etkisi olan damlalar ortaya çıkar. Sağlıklı havaya olan katkısından dolayı sanatoryumların çevresine çam ağacı dikilir. Yapılan araştırmalar çam ağacının insana huzur verdiğini gösteriyor. Ama bizdekilerin “Ağaçsız manzara takıntısı” huzur kaçırtıyor. Çünkü manzara anlayışlarında ağaç yok.

● Merak ediyorum: Bu kişiler atalarımızın ağaç sevgisinden de mi hiç nasiplenememişler? Vakayı bilirsiniz belki. Atatürk, Yalova açıklarından yatı ile geçerken kıyıda bir ulu çınar ağacı görür, çok etkilenir. Karaya çıkıp ağacın gölgesinde oturur. “Buraya küçük bir ev yapın” der. İki katlı bir köşk kısa zamanda yapılır. Aradan bir yıl geçer. Atatürk köşke gelir. Bir bahçıvanın ulu çınarın dallarını kesmeye çalıştığını görür. Çünkü ağacın dalları binanın çatısına ve duvarlarına dayanmıştır.  O zaman Atatürk “Dal kesilmeyecek, köşk kaydırılacak” emrini verir. Dallar kesilmez ve bina raylar üstünde doğuya doğru 4,8 metre kaydırılır. “Yürüyen Köşk” olarak anılan bu köşk birçok yerli ve yabancı konuğu ağırlamıştır. Böyle bir ağaç sevgisi olan bir Atamız var. Daha gerilere gidersek “Ormanlarımdan bir dal kesenin kafasını keserim” diyen Fatih Sultan Mehmet isimli başka bir atamız da olmuş. Bu örnekler varken bu ağaç kesme güdüsü nereden bulaşmış bizim ahaliye?

Sonuç

Size acıklı ve çok özel bir hikâye anlattım. Acıklı, çünkü eğitim seviyesi belli bir seviyenin üstündeki insanlardan böylesine bir davranış beklemiyorsunuz. İşin daha acıklı tarafı bu tür davranışların sadece bizim siteye özgü olmaması. Bizim sitede yaşadıklarımız, Türkiye’nin bir küçük örneği.

Çevre bilinci olmayan, doğayı, ağacı da sevmeyen bir toplum olduk. Şehirleri betona boğduk, ağaçları kestik, nefes alacak bir yeşil alan bırakmadık. Sonra da sıcaktan şikâyet ediyoruz. Ağaçları kesip sonra da yağmur duasına çıkıyoruz.

Ağacın değeri bilinmezse, kesmek için çok değişik neden çıkıyor karşımıza. Kimisi bina yapmak için kesiyor, kimisi kömür çıkarmak için kesiyor, kimisi de manzara için. Bu nedenle, her yer “Akbelen”.

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Bir yolculuk 21 Mayıs 2024
Bir insanlık borcu 30 Nisan 2024
Genç işsizliği 23 Nisan 2024