Prof. Dr. Fatih Özatay: Sadece faizi, vergiyi artırmak marifet değil

TCMB Eski Başkan Yardımcısı ve EKONOMİ gazetesi yazarı Prof. Dr. Fatih Özatay, Türkiye’nin ekonomi politikasının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Ekonomi Masası’nın konuğu olan Özatay, “Bizim rasyonel programdan anladığımız sadece faizi, KDV’yi, ÖTV’yi artırmak değil. Bunların ötesinde birtakım hünerler bekliyoruz” diye konuştu.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Prof. Dr. Fatih Özatay: Sadece faizi, vergiyi artırmak marifet değil

 

İLHAN DUMAN

Nasıl Bir Ekonomi TV’de yayınlanan Ekonomi Masası’nın bugünkü konukları TCMB Eski Başkan Yardımcısı ve EKONOMİ gazetesi yazarı Prof. Dr. Fatih Özatay, Coface Türkiye Ekonomisti Seltem İyigün ve Yatırım Finansman Direktörü Dr. Nuri Sevgen oldu. Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ ve gazeteci Berfin Çipa’nın sorularını yanıtlayan Fatih Özatay, mevcut ekonomik programın eksik olduğu yorumunda bulunarak, “Kısa vadede hukuki ve yapısal iyileştirmeler yapılmalı. ‘Böylece biz programı sürdürmekte kararlıyız’ algısı güçlendirilir” dedi. Seltem İyigün, dün açıklanan mart ayı enflasyon verilerinin değerlendirirken Nuri Sevgen de “Enflasyonun düşürülmesi hedefleniyorsa faiz indirimi için henüz erken” dedi.

TCMB ESKİ BAŞKAN YARDIMCISI & EKONOMİ GAZETESİ YAZARI PROF. DR. FATİH ÖZATAY:

Asgari ücreti insanca yaşanacak seviyeye çıkaracak ekonomik yapı gerekli

Ekonomiye ilişkin şu ana kadar fazla bir şey duymadık. Aynı programın devam edeceği açıklamaları var. Bu çerçevede rasyonel olan nedir? Her zaman rasyonel yola sapılmıyor tabii. Sapılsaydı bu hale gelmezdi enflasyon. Rasyonel ne olabilir diye düşününce 4 senelik bir dönem var. Hani illa seçim ekonomisi uygulanacaksa seçimden 1- 1,5 sene önce oluyor. O da dengeleri bozuyor.  Ancak önümüzde en azından 2,5 senelik bir zaman var. Bu 2 buçuk senelik dönemde yakıcı sorun olan enflasyonu düşürecek bir programın uygulanacağı bekler rasyonel bir akıl. Aynı zamanda da 10.000-15.000 liralık emekli maaşı ya da açlık sınırına gelmiş bir asgari ücretin enflasyonla mücadele programı sürdürülürken nasıl yükseltileceğine kafa yormak gerekiyor. Dolayısıyla programdan bir geri dönüş beklememek gerekiyor. Aksine program güçlendirilmesi lazım. Çünkü program eksik bir program.

Bugün 10.000 TL emekli maaşı alan var. Bununla geçinmek mümkün mü? Asgari ücret 17.002 TL, Türk-İş’in mart ayında açıkladığı açlık sınırı bunun 9 TL altında. Emekkli maaşı temmuzda artacak ama asgari ücreti artmayacaksa ne olacak? Nisanda açlık sınırının altına kalacak zaten. Aralık ayına gelindiğinde sürünüyor olacak asgari ücretli. Biz böyle bir ülkede mi yaşamak istiyoruz? Asgari ücreti sadece birkaç kişi alsa, dert etmeyeceğiz. Çalışanların çoğu asgari ücreti alıyor ve önemli bir kısmı da asgari ücrete yakın bir ücret alıyor. Yani marifet asgari ücreti insanca yaşanacak bir seviyeye çıkaracak bir ekonomik yapıyı oluşturabilmekte. Bugünden yarına olacak bir şey değil ama en azından yapılabilecek şeyler var. Mesela emekli maaşları açısından iş yine bütçeye geliyor. Bir dolu gelir garantisi var. Hiç yolcunun gitmediği havaalanları için, köprüler için gelir garantisi veriyorlar. Bunlar karşılıklı anlaşma çerçevesinde gözden geçirebilir. Bu bütçede bir sürü manevra alanı var. Sadece bu değil. Kimden vergi aldığınız da önemli. Bir yandan da deprem harcamaları var. Bunları da finanse etmek zorundasınız. Bu anlamda marifet burada. Marifet faiz artırmak değil ki. Bu zaten gerekiyor.  KDV’yi, ÖTV’yi artırmak marifet değil. Onlar kolay işler. Yani bizim rasyonel programdan anladığımız sadece bunlar değil. Bunların ötesinde birtakım hünerler bekliyoruz.

“Acaba program devam edecek mi?” endişesi var

Temel sorun inandırıcılıkta. “Acaba bu program devam edecek mi? Zaten eksik program ama bunda bile devam edecek mi?” sorusu var. Bu sadece yurt içinde değil, yurt dışında da var. Böyle olunca yerleşikler, döviz cinsinden mali varlıklarını bozdurup TL cinsinden mali varlıklara geçmiyor. Dışarıdan da istenildiği kadar finansman girişi olmuyor. Bunun yansıması o zaman döviz piyasasına oluyor. Halbu ki Türkiye'de enflasyonun ana belirleyicisi döviz kuru. Dolayısıyla enflasyonu ciddi biçimde düşürmek istiyorsanız, döviz kurundaki artışı sınırlamanız gerekiyor. Ama bunu bunu suni yollarla yapmamanız lazım. Çünkü döviz rezervimiz yok. Doğal yollarla olmalı. Doğal yollarla TL cinsinden mali varlıklara olan talep nasıl artırılır? Buna yönelik somut reform ne? Sadece faizle olacak bir iş değil. Bu programın devam edeceğine dair şüpheler de TL’nin istenilen ölçüde değerli bir para olmasının önüne geçiyor. Demek ki bunu sağlamak gerekiyor. Ne yapılabilir? Çok basit. Bu şüphelere yol açan uygulamalara son verilmeli. Örneğin istenildiği zaman merkez bankası başkanı görevden alınabiliyor. 2001’de yapılan yasal değişiklikle bu yasaklanmıştı. Bunu tekrar eski haline döndürmek çok kolay bir şey. Bu büyük bir yapısal reform adeğil ama algıyı değiştirecek. Kuvvetli bir sinyal vermiş oluyorsunuz: “Biz ciddiyiz bu işte. Merkez Bankası’nın işine karışılmayacak” demiş oluyorsunuz. Bu da tek başına yeterli değil. Mesela TÜİK’in açıkladığı enflasyon verileri hakkında uzun zamandır şüpheler var. TÜİK ile ilgili bazı yapısal değişiklikler yapabilirsiniz. Bu büyük bir reformu değil ama yine algıyı değiştirmek açısından önemli. Benzer şeyler BDDK için de yapılabilir. Bunlar birkaç gecede yapılabilecek işler.

Enflasyonun yeniden fırlamayacağına dair güvence ortamı sağlanmalı

Yıl sonunda enflasyonda yüzde 36 olmasa da yüzde 40’a ulaşılabilir görünüyor. Dolayısıyla orada bir değişiklik yok. Çünkü dış koşullar da olumlu gelişiyor. Türkiye'ye yönelik ülkelerle ilişkimiz, alma iştahını artırıcı gelişiyor. Daha fazla döviz girişi olabilir.  Ekonomik program tamamlanmadığı,  tamamlanacağına ilişkin de bazı sinyaller hâlâ alamadığımız için sadece enflasyon üzerine konuşuyoruz. Enflasyonu indirmek istediğimiz yer yüzde 36. Zaten çok yüksek. Dün açıklanan enflasyon  Merkez Bankası tahminleriyle uyumlu geldi diye çok sevindik ama çok yüksek. 2003’ten bu yana en yüksek ikinci mart ayı enflasyonu. Yani geldiğimiz nokta acıklı bir nokta. Durup dururken geldik. Biz yüzde 18’den buralara fırladık. Bir daha bunun olmayacağına ilişkin güvence verecek bir ortam yaratmalıyız. Kısa vadeli yapısal reformdan anladığım bu. Ondan sonra öbür adımları atılır.

COFACE TÜRKİYE EKONOMİSTİ SELTEM İYİGÜN:

Gıda enflasyonu risk olmaya devam ediyor

Mart ayı enflasyonu beklentimiz yüzde 3,5 seviyesinde gerçekleşmesi yönündeydi. Bizim beklentimizin altında kaldı ama yine de ürün gruplarının geneline baktığımızda fiyat baskısının devam ettiğini görüyoruz. Çok az bir azalma var hizmetler sektöründeki enflasyon baskısında. Fakat Merkez Bankası’nın sıkı ara politikası duruşunu yumuşatması için ya da sene başında konuşulan faiz indirimi döngüsü sene sonunda başlar mı konusunun masada kalması için yeterli bir oran değil. Özellikle hizmetler sektörünün alt kalemlerine baktığımızda hem haberleşme hem de eğitim tarafında çok ciddi fiyat baskısının devam ettiğini çok net bir şekilde görebiliyoruz. Onun dışında gıda enflasyonunun zaten Ramazan Ayı nedeniyle katkıda bulunmasını bekliyorduk. Gıda fiyatlarındaki artışın daha çok sebze-meyve ve işlenmemiş gıda tarafından geldiğini gördük. Ama yine de işlenmiş gıda tarafında da bir baskı var. Senenin kalanında da olabilir. Bu arada her ne kadar Ramazan Ayı’nda bazı büyük dağıtıcılar fiyatlarda indirime gitmiş de olsalar bu gıda sektöründeki yapısal problemi tam olarak ortadan kaldırmıyor. Dolayısıyla gıda enflasyonu önümüzdeki dönemde bir risk olmaya devam ediyor.

Enflasyon üzerinde konut grubunun da etkili olduğunu gördük. Konut grubunda tabii ki temel olarak aslında kiralar bir baskı uyguluyor. Yukarı doğru bir baskı yaratıyor. Mobilya ve dayanıklı mal fiyatlarında da bir artış gördük. Ama en azından bu ay şöyle bir ayırım görebildik. Mal fiyatlarındaki enflasyon, hizmet enflasyonuna göre daha hızlı gerileyebiliyor. Dolayısıyla para politikasındaki sıkılaşmaya paralel olarak kur da önümüzdeki dönemde çok dengeli ve küçük montanlarda bir değer kaybı görürsek, mal fiyatlarındaki enflasyon, hizmet fiyatlarına göre daha az katılık gösterecektir. Hizmet fiyatlarındaki enflasyon küresel olarak zaten diğer ülkelerin de problemi. Fakat tabii burada örneğin et ya da süt ürünlerindeki bir fiyat artışı, yiyecek, içecek hizmetlerindeki fiyatları da artırır konumda. Gıda enflasyonuyla hizmet enflasyonu arasında bir bağ olduğunu da unutmamak lazım.

Para politikasının talep tarafına yansımasını bu ay görebiliriz

Dolayısıyla şu anda uygulanan para politikasının en azından talep tarafında nisan ayından itibaren etkisini görmeye başlayabiliriz. Çünkü bu hâlen seçim öncesinin bir verisi. Bunu unutmamak lazım. Yapılan para politikasındaki sıkılaştırmalar, kredi faizlerinin geldiği noktalar, talep enflasyonunu dengeleyecektir. Ama bence önemli olan unsurlardan bir tanesi de Türkiye'de yaşadığımız enflasyonun sadece talep kaynaklı değil, maliyet kaynaklı olması. Geçtiğimiz senelerde yüksek enflasyon döneminde firmaların kârlılıklarında herhangi bir problem görmedik. Talep kuvvetli olduğu için firmaların fiyatlama kabiliyetleri hâlâ vardı. Maliyetlerin üzerinde fiyat artışları olabiliyordu. Fiyatlara yansıtabiliyorlardı. Şimdi yavaş yavaş bu fiyatlama davranışlarını düzelmesini açıkçası bekliyoruz. Bunun da beklentiler kanalıyla birlikte enflasyondaki düşüşe katkısının olmasını bekliyoruz. Yani şunu ayırmak önemli. Sadece türkiye'de yaşanılan enflasyon talep enflasyonu değil ya da ücretlerdeki artıştan kaynaklı bir enflasyon değil. Biz maliyet kaynaklı bir enflasyon yaşadık. Nitekim dünkü veriye baktığımızda vergi ve ücret artışlarının enflasyon üzerindeki etkisinin neredeyse tamamen sönümlendiğini görebiliyoruz.  

YATIRIM FİNANSMAN DİREKTÖRÜ DR. NURİ SEVGEN:

Faiz düşerse borsa coşar, ama ekonomi daha büyük sıkıntılara gebe olur

Faizler konusunda çok umutlu değilim. Faiz indirimleri için halen erken olduğunu düşünüyorum. Rakamlara baktığımızda Merkez Bankası diyor ki “Yüzde 36’lık yıl sonu enflasyon hedefim var.” Bu da aylık ortalama da yüzde 1,9’luk enflasyon ortalaması demek. Merkez Bankası'nın yaptırdığı anketler 44,5 yıl sonu enflasyonu hedefliyor. Bu da ortalama aylık yüzde 2,6’lık enflasyon demek. Bloomberg ekonomik tahminlerine baktığınız zaman da yıl sonu beklentisi yüzde 43. Bu da aylık yüzde 2,4 demek. Yani 2019-2023 arasındaki genel tahminlere baktığımız zaman da yüzde 2,7’lik oran görüyoruz. Demek ki şu aşamada zaten yüzde 36’yı tutturmak için 2019-2023 ortalaması 2,7 olan bir ülkedeki 1,9’a indirmeniz lazım. Şu anda bu noktada değiliz. Gelen mart ayı enflasyonu oldukça yüksekti. Beklentinin altında kaldı ama hâlâ oldukça yüksekti.

Enflasyonla ilgili yüzde 36 hedefini Merkez Bankası değiştirmeyecek ise faizlerin düşürülmesi şu aşamada gündemde olmamalı. Tabii ki bu sanayiciyi zorluyor, ekonomiyi zorluyor. Zaten amaç da bu. Böyle olması ancak enflasyonu düşürecek. O yüzden ben faizleri indirmek için erken olduğunu düşünüyorum. Eğer faizler inerse borsa coşar ama ekonomi uzun dönemli daha büyük sıkıntılara gebe olur.