Bambi ve annesi firarda

Başrollerini Melisa Sözen ve Eylül Tumbar’ın paylaştığı Perihan Mağden’in aynı adlı romanından uyarlanan ‘Biz Kimden Kaçıyorduk Anne?’ psikolojik gerilim sevenler için biçilmiş kaftan.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Bambi ve annesi firarda

Canan DEMİRAY

Çocukluk odamın perdelerini süsleyen şirin Bambi’nin hüzünlü hikayesini duyduğum ilk anı hatırlarım. Üzüntünün uzun süre içimi acıttığını da... Masallarda korkuyla tanışmanın çocukların gerçek hayatta travmalarla başa çıkma becerilerini geliştirmelerine yardımcı olduğunu düşünmüşler ki, bir çok anlatıcı hikaye ve masallarında ürkütücü maceraları paylaşmış.

Şimdi bahsedeceğimiz Bambi başka. Bu Bambi, bir genç kız ve hikayemizin anlatıcısı ve 24 Mart’ta Netflix’te yayına giren, Perihan Mağden’in aynı adlı romanından uyarlanan ‘Biz Kimden Kaçıyorduk Anne?”nin kahramanlarından biri. Yedi bölümden oluşan mini dizi daha ilk birkaç gününde sadece Türkiye değil tüm dünyada Netflix izlenme listelerinin baş sıralarına yerleşti.

Başrollerini Melisa Sözen ve Eylül Tumbar’ın paylaştığı dizi, esrarengiz bir kadın ve kızının, lüks bir otele havalı girişiyle açılıyor. Şık giyimleri, bavul yerine karton kutularda getirdikleri eşyaları, nakit ödeme yaparak burada uzun süreli kalışları, kalabalıkla muhattap olmaktan kaçışları, otel personel ve konukları arasında merak uyandırıyor. Dakikalar ilerledikçe anne ve kızın ilişkilerine daha yakından şahit oluyoruz. İsimlerini duymuyoruz, tek duyduğumuz annenin kızına “Bambi” diye hitap ettiği, aynı hikayedeki yavru ceylan gibi.

“ANNEMİN BANA YAPTIĞI TEK İYİLİK ÖLMEKTİ”

Simsiyah giyimi ve duruşuyla Adams Ailesinden Morticia Addams’ı andıran anne, geriye dönüş sahneleriyle garip gerginliklerinin arkasında yatan acıları zaman zaman aktarmaya başlıyor. ‘Biz Kimden Kaçıyorduk Anne?’ üç kuşağa yayılmış travmatik anne kız ilişkisini dramanın merkezine alıyor. Melisa Sözen’in başarılı performansıyla hayat bulan annenin, Buzlar Kraliçesi olarak andığı soğuk, ilgisiz ve katı bir anneyle, sevgi yerine korkuyla büyüdüğüne tanık oluyoruz. “Annemin bana yaptığı tek iyilik ölmekti” dediğini duyduğumuzda ise nefretin boyutunu anlıyoruz. Durum buyken kendisi kızını kendi yaşadığı soğukluğun aksine, sıcaklıkla yetiştirme yolunu seçiyor, hatta gereğinden fazla sıcak bir biçimde. Anne-kız, aralarında gizli bir kulüp oluşturmuşlarcasına kalabalıktan uzak yaşıyor. “Dünya güvenilmeyecek bir yer” mottoları, Bambi’nin kutsal kitap olduğu bu kulübün kapısı meraklı bakışlara ve yakınlık kurmaya çalışanlara tamamen kapalı. Bambi ve annesi sadece birbirlerine sahip olmayı seçmişler. Geçmişte yaşanan travmaların bazılarını ve hesapsızca harcanan paranın kaynağını öğreniyoruz ancak gizemli hikayenin gerilim vitesi, annenin tehlike ile baş etme yöntemiyle yükseliyor.

PARÇALARA AYRILIRIM ANLATIRSAM…

Kimden kaçtıklarını başta bilmiyoruz, Bambi de öyle. Dizinin adından anlayacağımız gibi cevabını aradığımız sorulardan biri bu. Kaçak yaşamları sürekli yer değiştirip kaldıkları lüks otellerde yarattıkları ev ortamında geçiyor. Anne kızına tehdit olarak gördüğü herkese karşı bileniyor, aşırı yöntemlere başvuruyor. Arkalarında bıraktıkları cesetlerin ardından takip edildiklerini öğreniyoruz, göçebeliğin nedenlerinden biri de bu. Annenin işlediği her suçla kıskaç daralıyor, girdikleri yollar dönülmez hale geliyor.

Bambi bir genç kız aslında ama feminenlikten uzak, çocuksu. Annesi de onun böyle kalması arzusunda, ancak büyümek kaçınılmaz. Her ne kadar kendi kabuklarına çekilmek isteseler de gizemli tavırları, gittikleri her yerde insanların dikkati üzerlerine toplanmasına neden oluyor.

Bambi annesinden geçmişi öğrenmek istediğinde ise “parçalara ayrılırım anlatırsam” diyerek soruları yanıtsız kalıyor. Ama o yine de ılımlı. Hatta annesinin yaptıklarını idrak ettiğinde bile onun tarafında. Geçmişte yaşanan travmalardan kurtulmanın kolay olmadığını da deneyimle anlamaya başlıyor ve hak veriyor: “Annem geceleri bu yüzden uyuyamıyormuş demek. Yastığının içi geçmişiyle dolu olduğundan, batıp durduğundan,canı yandığından.’’ Anne korkusuyla saldırganlaşıyor ve kendi deyimiyle canavarlarla savaşmayı göze alınca canavar olmayı da göze alıyor.

EKRANA BAĞLAYAN, SÜRÜKLEYİCİ BİR TEMPO...

Umut Aral’ınyönettiği ve Ertan Kurtulan’ın kaleminden çıkan senaryo, uyarlandığı kitaptan farklılıklar ve eklemeler taşıyor. Bu farklılıklar ve başarılı sinematografi ile bizi sürükleyici temposuyla ekrana bağlıyor. Hikaye sinema diline aktarılırken diyalogları başlarda yapay gelse de bunu da kurgunun bir parçası olarak kabul ediyorsunuz, hikayenin akıcılığında gözünüze batmamaya başlıyor. Psikolojik gerilim sevenler beğenebilir.