Olaylara hem dedektif hem suçlunun gözünden bakıyorum

Kitap dergisi ‘2023 Yılı En İyileri’ ödüllerinde ‘Polisiye Edebiyata Katkı’ ödülü alan Ercan Akbay’la yazı masasının başında buluştuk. Caz tutkusundan dolmakalem merakına renkli dünyasını konuştuk...

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Olaylara hem dedektif hem suçlunun gözünden bakıyorum

Faruk ŞÜYÜN

EKONOMİ gazetesi KİTAP dergisinin ‘2023 Yılı En İyileri’ ödüllerinde ‘Polisiye Edebiyata Katkı’ ödülü alan Ercan Akbay, genç yaşlardan başlayarak müzik, resim ve edebiyatla yoğun şekilde ilgilenmiş. Çocukken bir kitap tutkunu olduğu kadar iyi bir müzik dinleyicisi ve çizgi roman-karikatür izleyicisiymiş. İlk gençlik yıllarında ise icraat safhasına geçmiş ve yazmaya başlamış. İlerleyen senelerde caz kulübü işleten, çeşitli alanlarda şirketler kuran, borsa ve gayrimenkul işinde bulunan, müzik yapımcılığı, eski film ve taş plak restorasyonu, konser kayıtları, ses kayıt ve film montaj stüdyoculuğu, kitap kapağı ve afiş tasarımcılığıyla da ilgilenen Akbay’da, ilk kitabı ‘Kuraldışı Öyküler’den (1996) bugüne yazarlık tutkusu hiç sönmemiş. Gönül verdiği polisiye edebiyata katkıları ise hep sürmüş… Türkiye Polisiye Yazarları Birliği’nin kurucu üyelerinden ve Dark İstanbul’un editörlerinden olan Akbay’la yazı masası başında buluştuk:

“Bu masa, rahmetli kayınpederim Abdurrahman Odabaşı’nın yazıhanesindeydi. Kendisi hukukçuydu. Vefatından sonra ben kullanmaya başladım. Bu eski tip lamba da onun üzerindeydi, akkor ampulleri halojenlere tercih ediyorum, ışığı daha hoşuma gidiyor.”

Akbay’ın masasının üstü, bizim çekim için koyduğumuz kornonun dışında birkaç dergi, kalem kutuları ve bilgisayar ile son derece sade:

“Makaleleri doğrudan bilgisayara yazıyorum. Not aldığım da oluyor, öyle bir durumda klasik kalem, kâğıt kullanıyorum. Eskiden dolmakalemle yazardım, artık tükenmezi ve kurşun kalemi tercih ediyorum. Bazı durumlarda çizmek gerekebiliyor; özellikle betimleme yaparken. Hatta birkaç kare çiziyorum. Diyelim ki adam kapıdan içeriye girdi, ikinci karakter kadın koltukta oturuyor. Adam, silahını çıkarıp kadını tehdit ediyor. O betimlemeyi yaparken, odayı anlatırken tasvirleri çizmekte büyük fayda var. Güzel çizip çizmemek önemli değil, onu taslak olarak kullanmak yararlı oluyor. Bir yanlışlık da yapmıyorsunuz böylelikle. Oklar kullanarak, yazarak adamın nasıl göründüğü, ışığın nereden geldiği gibi ayrıntıları da tanımlayabiliyorsunuz.”

Duvardaki resimler de böyle mi ortaya çıktı?

“Onlar, vaktiyle yazdığım hikâyelerin önemli pasajlarından alınma. Bazen de beni etkileyen sahnelerin veya okuduğum dizelerin uyandırdığı duyguları veyahut da gözümün önüne getirdiği kareleri resimlediğim oluyor. Bu tablolar, o dönemden kalma ama şimdi artık yapmıyorum.”

Ya kütüphanedeki kitaplar?

“Yazı masamın bulunduğu odadaki kitaplar roman tarzı değil bilimsel, kurgu dışı… Elimin altında olsunlar diye burada tutuyorum. Tabii ki polisiyeler, yerli ve yabancı çağdaş edebiyatın büyük ustaları da evdeki diğer kitaplıkların raflarında.”

Nasıl yazıyorsunuz?

“Kendime göre bir üslup geliştirdim yılların içerisinde; olayların iki tarafından da bakmayı seviyorum yani hem detektifin hem de suçlunun… Bu nedenle çok hızlı yazan biri olmama rağmen, roman çalışmalarım uzun sürüyor. Çözümlenme kısmına kadar işaretleri vermeden, okurların ilgisini de kaybetmeden götürebilmem lazım. Bir hikâyeyi ya da romanı yazar, on kere falan kontrol ederim, bir romanımı yazmak birkaç yıl, düzeltmem altı ay kadar sürüyor.”

Masanızın üstündeki kornonun hemen yanında bir akustik gitar, salonun farklı yerlerinde nefesli çalgılar, bir akordeon… Müzikle ilginiz sürüyor mu? Bu arada siz de çalıyor musunuz?

“Aletler stüdyoculuk zamanından. 13 yıl sürmüştü. Çoğunu antikacılardan, müzayedelerden toplamıştım. Müziğe gelince artık çalmıyorum, ama virtüöz düzeyinde olmasa da bir zamanlar gitar ve saksafon çalardım. Bir zamanlar, Jazzino isimli kendi caz kulübümde bazen sahne de aldım, ama profesyonelce değil. Cazcı çok arkadaşım oldu, çok iyi bir dinleyiciyimdir, Türkiye’ye kim geldiyse hepsinin konserlerine gitmişimdir.”

Müzisyen olmak, müzik bilmenin yazmaya faydası var mı?

“Çok işe yarar, çünkü her romanın rengi ve görselliği olduğu kadar işitselliği, müziği, ritmi ve temposu vardır.”

Camlı, antika bir bijuteri dolabında sergilediğiniz dolmakalem koleksiyonunuz da olduğunu görüyorum:

“Uzun yıllar önce Pelikan bir dolmakalemim vardı, bir süre sonra arızalanınca Sirkeci’deki bir tamirciye götürmüştüm, orada farklı dolmakalemler görünce onları satın alıp kullanmaya başladım ve sonra bu heves meraka dönüştü.”

Hep di’li zaman kullanıyorsunuz niye?

“O meraklarımı kaybettim; kendime maymun iştahlı diyemeyeceğim ama sanat ya da iş alanı üzerinde uzun süre çalıştıktan sonra ilgim azalıyor, tabii o aşamaya gelmek bir zaman alıyor. Yapacak bir yenilik bulamadığımda, merakım gidince enerjim düşüyor. Yeni bir alan arıyorum. Eskiden caz kulüp biterdi, stüdyoculuk başlardı. Meselâ Bilgisayar Hastanesi diye bir şirket kurmuştum, çok da başarılı olmuştu. Beş yıl geçti, zirvesindeyken payımı ortaklarıma sattım, çünkü orada yapılabilecek yaratıcı bir faaliyet yoktu. Meraklarım da böyle.”

Yazmak?

“O bir tutku, ondan vazgeçemem. Bir de benim sözlü ifadem zayıftır. Bana göre yazmak daha doğru bir ifade biçimi. Benim için harika bir şey. Yazının bir sürü alanına giriyorum yalnızca polisiye öykü roman değil; bilimkurgu, makale, senaryo yazıyorum. Belgesel senaryosu da yazdım, tarihi filmlerin senaryo gruplarının içinde de bulundum. Yani yazmak vazgeçilmez bir şey. Yarın öbür gün belki başka bir alana geçerim ama o da yazmakla ilgili olacaktır.”