Sokağa taşan isyan sonun habercisi mi?

Fransa’da emeklilik yaşının 62’den 64’e çıkarılmasını öngören yasa tasarısını protesto eden sendikaların çağrısıyla ülke genelinde yüz binlerce kişinin greve gitmesi ve sokaklara dökülmesi, Fransa’nın grev kültürünü yeniden gündeme getirdi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Sokağa taşan isyan sonun habercisi mi?

Didem ERYAR ÜNLÜ

En yaygın klişelerden biri Fransızların grev yapmayı çok sevdiğidir. Fransızlar, zamanlarının çoğunu sokaklarda kendilerini rahatsız eden her şeyi protesto ederek geçiriyor gibi göründüklerinden, Fransa’nın asla tatmin olmayan “şikayetçi insanlar”dan oluştuğu düşünülebilir… Fakat aslında, durum hiç de böyle değil.

Fransa’da emeklilik yaşının 62’den 64’e çıkarılmasını öngören yasa tasarısını protesto eden sendikaların çağrısıyla ülke genelinde yüz binlerce kişinin greve gitmesi ve sokaklara dökülmesi, Fransa’nın grev kültürünü yeniden gündeme getirdi.

Her ne kadar, Fransa en fazla grevin yapıldığı ülke olarak görünse de, Avrupa Sendikalar Enstitüsü’nün istatistiklerine göre 2000 ve 2009 yılları arasında Yunanistan 192, İspanya ise 152 grev günü ile Fransa’yı geride bıraktı. Bu dönem içinde Fransa’daki grev günü sayısı 127 oldu. 2010 ve 2019 yılları arasında 275 grev günü ile rekor kıran ülke ise Güney Kıbrıs.

Peki Fransa’nın grevlerinin daha görünür olmasının nedenini nasıl açıklayabiliriz? Bunun birinci nedeni, Fransızların sokaklara dökülmesi ve grevlerini yüksek sesle ilan etmesi.

Fransız siyaset tarihi uzmanı Danielle Tartakowsky ve Antoine Destemberg, Fransa’nın “protesto kültürü”nü şu sözlerle açıklıyor: “Fransa, siyasetin sokakta oynandığı bir ülke. Cumhuriyetimiz, Fransız Devrimi’nin ardından doğdu. 19. yüzyıl, devrimci günlerde rejimlerin kurulduğu ve yenilgiye uğratıldığı uzun bir yüzyıl oldu.”

İTİRAZ, TOPLUMUN DERİN BİR KÜLTÜRÜ

Danielle Tartakowsky’nin yorumlarına göre, grevler yüzyıllar boyunca siyasi krizleri yönetmenin bir yolu haline gelmiş durumda. Sokaklar benzer bir rolü, Arjantin gibi Latin Amerika ülkelerinde de üstleniyor. Avrupa’da diğer ülkelerde ise, sokakların bu derece baskın bir rolü yok. Fransa’nın oluşturduğu bu istisnai durum, Fransa’nın bir “müzakere kültürü”nden “protesto kültürü” yle bağlantılı olduğu fikrinin gelişmesine neden oluyor.

Danielle Tartakowsky şöyle diyor: “Devrimlerden doğan bu Cumhuriyete, ulusal kültürümüzün bir parçası olan büyük bir devrimci anlatı ve imgelerin inşası eşlik etti. Bu devrimler zamanı Victor Hugo tarafından büyütüldü. Sefiller, ulusal kültürümüzün bir parçasıdır. Dolayısıyla, kültürümüzün derinliklerinde, mücadeleyi büyüten bir anlatının yanı sıra, görüntüler ve sesler de var… Hatta, milli marşımız La Marseillaise’in bile bu mücadeleyi anlatan bir ritmi var.”

ORTAÇAĞ’DAN BU YANA MEYDAN OKUYORLAR

Gösteriler ve grevler Fransa’da kamu otoritelerine “meydan okumanın” bir yolu olarak değerlendiriliyor ve Ortaçağ’a kadar uzanıyor. 1229 yılında Parisli akademisyenler, kraliyet askerleri tarafından öldürülen birkaç öğrencinin ölümünü protesto etmek için dersleri sonlandırdı. Antoine Destemberg bu olayın çok belirleyici olduğunu ifade ediyor; çünkü bu vesileyle Papa IX Gregory, Paris Üniversitesi’ne ek ayrıcalıklar tanıdı. Bu sayede üniversite faaliyetlerini yasal olarak durdurabilme yetkisine sahip oldu. Paris’e özgü bu hak, yani grev hakkının atası olan “cessatio” hakkı, o dönemde akademisyenler tarafından yaygın bir şekilde kullanıldı. Destemberg, “Üniversitede grev hakkının ortadan kalktığı 1231 ile 1499 yılları arasında, birkaç günden iki yıla kadar süren, iyi belgelenmiş yaklaşık otuz grev vakası var” diyor.

Bu ayrıcalığın diğer Avrupa üniversitelerine tanınmadığını ifade eden Destemberg, Avrupa üniversitelerinde anlaşmazlık durumunda akademisyenlerin Paris’te greve gittiklerini söylüyor. Yorumları şöyle: “Diğer üniversite şehirleri Paris’in sahip olduğu entelektüel ve dini bileşenlere sahip değil, ancak her şeyden önce kraliyet gücünün varlığı söz konusu. Paris Üniversitesi’nin kralın şehrinde olması, en başından itibaren krala yakınlık hissi geliştirdiği ve bu yakınlığın kral tarafından korunduğu anlamına geliyor. Grev ise, her şeyden önce kraliyet otoritesini ele geçirme ve harekete geçirme arzusunu yansıtıyor. Fransa’da protestolar merkezi bir güce karşı koyarken, diğer Avrupa ülkelerinde daha yerel bir yapıya sahip olduğundan, daha az görünür oluyor.”

Fransa’da grevler 1864 yılında, sendikaların yetkilendirilmesinden yirmi yıl önce suç olmaktan çıkarıldı. Bu sayede, iş dünyasında “güç ilişkileri kültürü” yaratıldı.

SOL PARTİLER "SOKAKTA GÖRÜŞÜRÜZ" DEDİ

Fransa’da emeklilik yaşının 62’den 64’e çıkarılmasını öngören yasa tasarısını protesto eden sendikaların çağrısıyla ülke genelinde yüz binlerce kişi greve gitti. Öğretmenlerin yanı sıra endüstri, demiryolu, gaz ve elektrik işçilerinin greve katılması nedeniyle ulaşım, kamu hizmetleri ve enerji üretiminde büyük aksamalar yaşandı. Hükümet yetkileri, gelecekte emeklilik sistemini finansal olarak desteklemeye devam edebilmek için bu değişikliğin yapılmasının şart olduğunu söylüyor.

Çalışma Bakanlığı’nın tahminlerine göre, emeklilik ödeme süresinin uzatılması ve emeklilik yaşının 64’e çekilmesi, yıllık emeklilik sistemine 17,7 milyar Euro’luk katkı sağlayacak. Şu an açık veren sistemde böylelikle gelir ve giderler 2027 yılında dengelenmiş olacak. Ancak muhalefet, sistemin işlediğini, emeklilik harcamalarının kontrol dışı olmadığını söylüyor. Sendikalar da gelir-gider dengesini sağlamanın yolunun zengin insanlardan daha fazla vergi alınması; işverenin ve halihazırda varlıklı olan ve yüksek miktarda emekliliği olan kişilerin daha fazla katkı vermesi olduğunu söylüyor.Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçen yıl seçim kampanyası sırasında emeklilik yaşını 65’e çıkaracağını açıklamış ancak hükümet bunu tepkiler sonrası 64’e düşürmüştü. En düşük emekli maaşının aylık bin 200 Euro olması kararlaştırılmıştı.

Bu arada, Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hükümeti, tartışmalı emeklilik yasasına karşı muhalefetin meclise getirdiği güven oylamasını az bir farkla kazanmayı başardı. Hükümete güvensizlik oyu 278’de kaldı. 9 oy daha verilseydi yeni bir hükümet için süreç başlayacak ya da ülke seçime gidecekti. Sol partilerin girişimiyle yapılan ilk güven oylamasının başarısız olması sonrası, bu partilerin vekilleri “Sokakta görüşürüz” yazılı dövizler açtı.