Gazeteciliğin yüz akı: Aluf Benn ve Gidon Levi

Rüştü BOZKURT
Rüştü BOZKURT BUZDAĞININ DİBİ

Gazeteciliğe başladığım yıllarda Günaydın’ın Küçükkuyu’daki yazlık kampında tanıştığımız Necati Doğru ile dostluğumuzu yarım yüzyıla çok yaklaşan bir zamandır sürüyor. Cumartesi günü Ayasofya Camii yakınındaki evine gittim. Uzun söyleşimizin bir saniyesini bile ucuzculuğun pençesine düşürmeden, yaşam serüvenlerimizin değişik kesitlerini sorguladık ve toplumumuzu “malumat mahkûmu” yapan sürecin üzerine gidilmesi gerektiği düşüncesinde birleştik.

Bu hafta size “neden malumat mahkûmu” olduğumuzun gerekçelerini anlatmak istiyordum. Eve dönünce “İstanbul’un doğusundaki bitmeyen oyunun” ateş odaklarından biri olan Filistin-İsrail savaşını kimlerin nasıl değerlendirdiğine göz attım. Yazı insanlığı serüvenimin iki kahramanı çıktı karşıma İsrail’deki Haaretz gazetesinin iki büyük insanı: Aluf Benn ve Gidon Levi.

Birisi bana, “Gazetecilikte kendine ‘rol modeli’ seçecek olsan kimi seçerdin?” diye soracak olsa, en küçük tereddüdün gölgesini düşürmeden, Aluf Benn ve Gidon Levi ‘nin adlarını söylerdim.

Neden Benn ile Levi’yi rol modeli seçeceğimin gerekçelerini okuyucularla paylaşmak isterim:

1- Yazar olarak Benn ve Levi işlerinin odağına “insanı” yerleştirmiştir. Fukişima’nın uğradığı büyük yıkımın ilk günlerinde Gidon Levi’nin “Fukişima Sevgilim” başlıklı yazısını ağlayarak kaç kez okuduğumu bilemiyorum. Bu iki gazeteci, yaşamı insan odaklı bağlamından koparmadan ve hiçbir düşüncenin, inancın, polemiğin, popülizmin, fanatizmin, önyargının, yerleşik doğrunun, kalıp düşüncenin, kör inancın ve ezberin tuzaklarına düşürmeden işlerini yapıyorlar.

2- Düşüncelerini yazıyla paylaşan, kamu aydını sorumluluğu taşıyan Benn ve Levi’yi zihnimde yücelten özelliklerinden bir başkası da “ilkelerden oluşturdukları kalelerini” büyük bir azimle, “sözlerini dudaktan gözlerini budaktan sakınmadan” savunmaları. Yazılarına küresel ölçekte güven duyulmasının, dünyanın bütün medya araçlarında yer verilmesinin nedeni, ilkeli duruşları ve iç tutarlılıklarını koruma özenleridir.

3- “Düşmanını öğretmen yaparsan kazanırsın; düşmanına benzersen tökezlersin” diyen insanlığın akıl birikiminin ince ipek tülbentlerinde süzerek kristalleştiren ve içselleştiren iki gazeteci Levi ve Benn. Bu iki yazar, bir imparatorluğun çöküşünün, bir yeni devletin kuruluşunun birikimlerine sahip olan İsmet İnönü’nün gençlik liderlerini uyardığı, “ Siyasette haklı haksız yoktur; güçlü ve güçsüz vardır. Güçlü olanlar haklı gibi gözükebilir. Eğıer, güçlü olanlar ilke, kural ve yasalardan kendilerine sınır çizmezlerse, kendi kuvvetleri içinde boğulur. Siyasette bugün ‘hain’ ilan ettikleriniz yarın ‘kahraman’ olabilir. O nedenle, iki binde bir olsa siyasette tamiri imkânsız hata yapmamak gerekir” gerçekliğini bütün benlikleriyle yaşama taşımak için çabalıyorlar.

4- Benn ve Levi, toplumun huzur ve güvenini, refahını artırmaya engel olan “tabulara” karşı yalın kılıç savaşıyorlar. Bu iki insan kendi toplumlarında “aklını bir yerlere emanet edenlerin” düşmanlıklarını göğüsledikleri gibi, insan-odaklı yaşama önem veren yurttaşlarının da, dünyanın herhangi bir yerindeki başka insanların da sevgilerini kazanıyor; çok ciddi desteklerini alıyorlar.

5- Gerçek gazeteci kimlik ve kişiliğine özen gösterdikleri için Benn ve Levi, mesleki yaşamlarını, med-cezir çöpçülüğü yapmadan, yazar ne kadar çok çalışırsa okuyucusuna o kadar değer katar ilkesinden en küçük bir ödün vermeden sürdürüyorlar. Yazdıkları konuların ayrıntılarına inme özenleri gösteriyor; saha sorgulaması yapıyor, olay ya da olguları bağlamından koparmadan yorumluyorlar. Kullandıkları sayısal, görsel ve kavramsal açıklamaların model, metot ve içerik bileşenlerini paylaşıyor, analizlerindenki ehliyet ve liyakatları nedeniyle kendilerine duygulan güvenini büyütüyorlar.

6- İsrail’deki toplumun bir kısmının “kibir ve üstünlük inancını” besleyen içi boşaltılmış “milliyetçilik ve dindarlık” kavramlarına dayalı söylemlerin
toplumun uzun dönemli geleceğine vereceği zararları büyük bir cesaretle, bizdeki deyimiyle, “kelle koltukta göğüsleyen” iki meslektaşımız Levi ve Benn.

7- Bir gazetecinin “mesleğinin hakkını vermesi”, okuyucularına “ilham vermesi ve saygı uyandırmasıyla” ölçülür. Bir yazı insanı olarak Benn ve Levi’den ilham almıyor; onların büyük bir cesaretle yürüttükleri bağnazlığa karşı savaşa saygı duymuyorsak, dönüp kendimize ayna tutmalıyız: “Ben kimim, ne yapıyorum, kime ve neye hizmet ediyorum, yaptığım işin bir değeri ve anlamı var mı?”

Bir gazeteci, kahve sohbetlerinde ciddi fikirler yerine sloganları durmadan tekrarlayanlarla benzeşmemelidir. Gazeteci, başkalarının paylaştıklarına yana ve karşı olma tuzağına düşmeyecek kadar objektif olduğu kadar, okuyucunun ufkunu genişletecek düşünceler, gözlemler ve yorumlar katacak kadar da işinin ehli olmalıdır. O zaman Aluf Benn ve Gidon Levi gibi ilham verir ve saygı uyandırır.

 

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar