Merkantilizm’in ayak sesleri

Ömer Faruk ÇOLAK
Ömer Faruk ÇOLAK EKONOMİ ATLASI

Dünya ekonomisi her dönem krizler yaşadı. Son üç yüzyılın ilk çeyrekleri hep sorunlu geçti. 1800 yılların ilk çeyreği sanayi devriminin yarattığı etki ile dünya ekonomisinde değişim yaşanırken, 1789 Fransız devrimi bir sonraki yüzyıla yansıdı ve milliyetçi akımlar ulus devletlerin doğuşunu hızlandırdı. Avrupa bu dönemde de savaşmaya devam etti. 1800-1815 yılları arasında Fransa ile İngiltere, Avusturya, Prusya ve Rusya kesintisiz savaştı.

Yirminci yüzyılın ilk çeyreğine (otuz yıla) bir büyük ekonomik kriz, bir büyük dünya savaşı sığdı. 1914-1918 yılları arasında Avrupa’da başlayan Atlantik’in öte yakasının da dahil olduğu 1. Dünya Savaşı ile imparatorluklar çöktü, yeni devletler, yeni rejimler ortaya çıktı. Savaş sonrası Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan ve Alman İmparatorluğu çökerken yerlerine yeni ülkeler kuruldu. Türkiye dışında Osmanlı Devleti’nin kalan parçaları emperyalist ülkelerce paylaşıldı. Diğer yandan savaş Çarlık Rusya’sında yeni bir rejimin kurulmasına adeta ön ayak oldu. Çarlık rejiminin yerine Sosyalist rejim kuruldu.

Almanya ile 28 Haziran 1919’da imzalanan Versailles Antlaşması sonrası savaş tazminatlarının da etkisi ile çöken Alman ekonomisi, 1921-1923 arasında büyük bir hiperenflasyon batağına düştü, 1923 Temmuz-Kasım ayları arasında aylık enflasyon ortalaması yüzde 370 milyonu buldu. Savaşın galibi ülkelerde de işler kısa süre sonra bozuldu. Sonunda da 1929 Krizi patlak verdi. Yüzyılın ilk çeyreği sona ermesinin hemen ardından başlayan krizin maliyeti çok yüksek oldu.  ABD ekonomisi krizden en çok etkilenen ekonomi oldu. Kriz sadece iktisat politikalarında dönüşüme neden olmadı, yeni bir iktisat teorisinin de önünü açtı. Keynes iktisadı krize yönelik önerileri ile klasik iktisat politikasının yerini aldı ve 1970’lere değin egemen iktisat oldu.

21. yüzyılın ilk çeyreğine girerken önce 2008 küresel krizi başladı. Yeni kriz 1929 krizinden izler taşısa da (gayrimenkul sektörünün çöküşü, batan bankalar) farklıları da az değildi. Bundan dolayı da müdahalede başta Fed olmak üzere fazla gecikmediler, dünyaya adeta gökten para yağdı. Fed’in bilançosu kriz döneminde dört kat büyüdü ve 2019 yılı sonunda 4 trilyon dolara çıktı. Sonra Covid-19 salgını geldi. Dünya yakın dönemde böyle bir kriz yaşamamıştı. Kriz ekonomileri adeta duvara çarptı. İşsizlik ve durgunluk ekonomileri esir almaya başladı. Yeni bir müdahale dalgası geldi. Genişlemeci para ve maliye politikaları daha sert uygulanmaya başladı. Fed’in bilanço büyüklüğü 2021’in sonunda 9 trilyona çıktı. Salgın hafifleyicince tedarik sorunu gündeme girdi. Enflasyon oranı yükselemeye başladı. Ülkeler yüksek enflasyona karşı faiz oranlarını yukarı çekerken, Rusya Ukrayna’yı işgale etme girişimde bulundu. Enflasyon oranı yaşanan enerji krizi ile birlikte daha da yükseldi. Birçok gelişmiş ülkede enflasyon oranı yüzde 10’ların üstüne çıktı.

Küreselleşme düşüncesi de çöktü

Yaklaşık 15 yıllık bu süreçte (2007-2022) ülkeler, yaşanan krizlere karşı ortak politika üretemediler. Özellikle Çin ve Rusya, Batı yakası ülkelerinden kopmaya başladı. 1990’lardan itibaren büyük sükse yapan “küreselleşme” sadece iktisadi olarak değil, “düşünce” olarak da çökmeye başladı. Küreselleşme ile birlikte sanılanın aksine söz ettiğimiz iki ülkenin Batı yakası ile entegrasyonu gerçekleşmedi. Bu durum Rusya-Ukrayna savaşı ile doruğa ulaştı. Bu arada Çin 1980’lerde sonra batı ülkeleri tarafından kayrılmasının tüm meyvelerini topladığı için, özellikle de 2005’de Dünya Ticaret Örgütüne üye olması ile elde ettiği ticaret fazlası ile diğer ülkeler karşısında devletleşti ve sonunda satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük ekonomisi oldu.

ABD 2009 krizi sonrası Çin’e karşı önce yumuşak sonra Trump ile birlikte açıkça ticari savaş ilan etti ise de dış ticaret açığı kapanmadı. Şimdilerde Biden bu savaşı aynı zamanda siyasi boyuta da taşımakta, adeta Çin’i kuşatma politikasına geçmekte. Üstelik bu defa yalnız da değil, AB de yanında. Geçen hafta Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Birlik üyesi ülkelerle yapılan toplantı sonrası Rusya örneğinden ders aldıklarını belirterek “Çin ile ilişkilerde ham madde ve teknoloji gibi konularda ekonomik bağımlılıktan kurtulmak” istediklerini söyledi.      

Anladığımız kadarı ile AB de artık ABD gibi dış ticarette yeni merkantilizme (ticari kapitalizme) geri dönüyor. Yani korumacılık, dış ticaret kısıtlamaları kısmen de olsa geri geliyor. Çin ‘in izlediği istihdam, dış ticaret ve kur politikası ile ABD ve AB baş edemedi. Üstelik son yapılan Çin Komünist Partisi kongresi ile ülke biraz daha otoriter sisteme yaklaştı. Böylece Çin’in Batı Dünyası ile eklemlenmesinin mümkün olmadığı bir kere daha ortaya çıktı.

21. yüzyılın ilk çeyreği biterken adeta II. Dünya savaşı öncesine geri döndük. Korumacılık, uluslararası para sisteminde kargaşa ve demokratik sistemlerin karşısında milliyetçi, otoriter rejimler.

Umarım yüzyılın ikinci çeyreğine yeni bir dünya savaşı ile başlamayız.

Okuma Önerisi: Barry Eichngreen, Aynalı Salon.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Enflasyonun bedeli  03 Nisan 2024
TCMB çıplak 20 Mart 2024
İktisatçılar korosu 28 Şubat 2024
Demokrasi ve Ekonomi 17 Ocak 2024