Yeminin kefareti…

Ahmet Kasım HAN
Ahmet Kasım HAN KAVANOZUN DİBİ

Halihazırda 14 Mayıs seçimleri önemli sonucunu üretmiş durumda; artık bir parlamentomuz var. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28. döneminde çoğunluk Cumhur İttifakının.

Tam 103 yıllık Millet Meclisimizin, Cumhuriyetin 100. yılına girilirken oldukça renkli bir kompozisyonu var. AK Parti, MHP ve Büyük Birlik Partisi’nden oluşan iktidar bloğu aylarca “6’lı Masa olur mu”, diyerek muhalefeti eleştirdi. Ardından, DSP, Yeniden Refah ve Hüda-Par ile hemhâl olarak “Alternatif Altılı”yı beğenimize sundu. “Alternatif Altılı”da yer alan Büyük Birlik Partisi Meclis dışında kalınca, Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül’ün Türkiye Değişim Partisi’ni de katarsanız, 100. Yılın Meclisinde tam 16 siyasi parti yer alıyor.

Muhalefet geçen hafta ortasında yeni kampanya stratejisine karar vermiş görünüyor. Kampanyanın tonu daha sert olacak, bu açık. Kanaatimce, muhalefet ikinci turu kazanmak için, bir yandan ekonomiyi tartışmanın merkezine çekmek; diğer yandan da iktidarın başarıyla yürüttüğü negatif kimlik ve güvenlik kampanyasına etkili ve çarpıcı bir karşılık üretmek mecburiyetinde. Bu anlamda, iktidarın “Alternatif Altılı”sının muhalefetin “Orijinal Altılı”sına yönelttiği “çok başlılık” eleştirilerine karşı, Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun elini rahatlatacak, faydacılık ve hırsın esas olduğu siyasette alışık olmadığımız kadar gerçekçi bir çıkışın Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’dan geldiği yönünde bilgiler kulislere sızdı. Bu bilgiyi doğrulattım. Hatta, öğrendiğime göre, Sayın Uysal, Sayın Kılıçdaroğlu’nun elini rahatlatmak bakımından liderlerin Cumhurbaşkanı Yardımcılığı görevlerinden feragat etmeleri görüşünü dile getirmenin de ötesine geçmiş. İsim de vererek, kendisi dışında bir Genel Başkanın tek veya iki yardımcıdan birisi olarak görev yapmasını önermiş. Bu öneri kabul görür mü? Onu bilmem ama muhalefetin mevcut çerçeve ve dinamiği bozmak için radikal hamlelere ihtiyacı olduğu muhakkak.

Öte yandan, dedim ya, Meclis rengârenk. Yüksek Seçim Kurulunun Milletvekili Seçimlerinin sonucunu resmi olarak ilanını müteakip onuncu günde “And İçme” töreni yapılacak.  Renklerimiz belki de esas oraya yansıyacak. Meclisin ilk oturumunda en yaşlı üye oturuma başkanlık yapacak. O üye, öyle görünüyor ki gazeteci Cengiz Çandar. Filistin’in Kurtuluşu için Demokratik Cephe kamplarına doğru çıkılan yolda, İkinci Cumhuriyet diye devam edip, yetmez ama evet durağından dönüp geldiğimiz yer oldukça renkli bir anla taçlanacak olabilir. Ancak, daha da renklisi yemin töreninde olabilecekler.

Aslında kampanya dönemimiz de az renkli, az kurgusal değildi hani… Herkese her şeyi yüzlerce defa sorup, söylettik tatmin olmadık. Sorgulayıp bin defa suçladık. Kanıt yokluğunda alakasız görüntüleri ardı ardına tren misali sıralayıp, müziklendirip, dublajladık. ‘Can’ımız sadece “müjde”, kimlik, güvenlik konuşmak istedi; öyle de yaptık. İşe de yaradı, kısmen. Bu arada yüzlerce insanı katletmiş olan Hizbullah’ın terör örgütü olup olmadığı konusundaki, yakın gözlemlere dayandığı kuşkusuz, görüşü “net” olmayan Hüda-Par’ı Meclise soktuk, biliyorsunuz. Parti programında: “Başta vatandaşlık tanımı olmak üzere, anayasa ve sistemin bütün resmi literatürüne hâkim olan Türklük esaslı dışlayıcı ve ayrımcı söylem terk edilmelidir”, yazan Hüda-Par’ı… Öyle ayrı falan da değil, bizzat kendi listemizden. Şimdi o Hüda-Par’a mensup milletvekillerimiz, Sayın Çandar’ın riyaseti altında yemin edecek…

Edecek de nasıl? Yeminin edilmesi zorunlu. Öyle Hüda-Par lideri Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu’nun dediği gibi “bakacağız” diyerek geçiştirilecek bir yanı yok. Yemin metni; egemenliğin kayıtsız ve şartsız milletin olduğuna vurguyla, milletvekilini bu hali korumakla memur ediyor; üstünlüğü hukuka veriyor; milletvekilini Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalmak üzere namusu ve şerefiyle bağlıyor. Tüm bunları da “büyük Türk milleti” önünde söyletiyor. Sezen Aksu ne demiş efendim: “Hadi bakalım, kolay gelsin…”

Cumhurbaşkanlığı seçiminin serencamı bu kadar heyecanı kaldırmaz. Bu yemin işi muhakkak ikinci tur sonrasına kalacaktır. İslam dininde “içtihad” (değişen şartlara göre, yöntemine bağlı kalınarak, yeni görüş ve yorumlar yapılması) kapısının açık, kapalı, mümkün ancak bu çağda girilmesi zor bir kapı olup olmadığı süregiden bir tartışmadır. Ancak, nasıl ki kimilerine göre seçim savaş olduğundan, yalan da hile kabilinden “meşru” imişse; elbette “takiye” kapısı da ardına kadar açıktır! Geçmeyene aşk olsun. Kaldı ki, yemini bozmak gereği hâsıl olursa diye, “yemin kefareti” müessesesi de var. Kuralına göre fitresini vererek meseleyi kapatmak mümkün. Yalnız bunun geçerli olması için yemini önceden bozmak lazım, aksi takdirde sahih (aslına uygun, doğru) olmuyor. Bozma hızı önemli yani. Ama naçizane, ilgilisine, bu da çok sorun teşkil etmez diye düşünüyorum; ama “net” değilim…

Meclis çatısı altında bu yemini benimsemeden etme ihtimali olan sadece Hüda-Par vekilleri değil kuşkusuz. Daha niceleri olabilir. Zaten esas mesele de buradadır. Tam da bu sıkışmışlıktır sorunumuz. Bu sorunun aşılmasının yoluysa, denge denetleme sistemlerinin kurulmasından, hukukun üstünlüğünün tesliminden, bireysel özgürlüklerin mutlak olarak tesis edilmesinden geçer. Özgürlükler ancak kamusal hayatta temel değerler hiyerarşisinin laiklik zemininde belirlenmesiyle güvence altına alınabilir. Din ve vicdan hürriyeti elbette bunlara dahildir ancak bireyin özgürlükleri, tabii olarak, bununla sınırlı olmayan bir bütündür.

Gerçek şu ki; ekonomide, fındık başta, kimi tarım ürünlerini saymazsak, Dünya liderliğine oynadığı temel kategori enflasyon olan bir ülkede yaşıyoruz. “Milli ve yerli” muhtariyetin şahikasına (doruk) ulaştığımız propagandası bir yana, 120 milyar dolara ulaşmış KKM rakamıyla dolarizasyonun dibine vurmuş bulunuyoruz. Merkez Bankasının işinin önemli bir bölümü kararlarındaki tutarlılıkla piyasaya güven vermektir. Bizimkisi salı günü aldığı kredi kartı kararını, öyle değiştirmek falan değil iptal yoluyla, üç gün sonra bir tatil sabahı bütünüyle geri alıyor. Bu arada “devlet yönetiminde ciddiyet” nidaları gök kubbeyi sallıyor.

Özet şu: Bu işin kefareti zor ödenecek. Ödenecek de, sadece günah sahipleri tarafından değil…

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Bitmeyen iktidar… 23 Nisan 2024
Dalga… 16 Nisan 2024
İstisnanın gücü 16 Ocak 2024
Mecelle’ye yeni kural… 29 Aralık 2023