YMM şirketlerinde müteselsil sorumlu

Bumin DOĞRUSÖZ
Bumin DOĞRUSÖZ HUKUKA GÖRE

Müteselsil sorumluluk kaldırılarak, mükelleften bağımsız ve kusur derecesine göre değişen, kazanca göre belli ölçülerle sınırlandırılmış ölçülü bir ceza sisteminin kurulması gerekmekte.

Yeminli mali müşavir sıfatı, 3568 sayılı Kanun’la ihdas edilmiş ve mükelleflerin beyannamelerini tasdik konusunda münhasır yetkiye sahip olan mesleğin mensuplarını ifade etmektedir. Bu mesleğin mensupları tasdik hizmeti dışında işletmecilik, muhasebe, finans, mali mevzuat konularında danışmanlık, mali tablolarla ilgili yazılı yorum ve değerlendirme, özel inceleme, bilirkişilik gibi pek işi daha yürütmeye yetkilidirler.

Yeminli mali müşavirler (YMM), bu hizmetleri sırasında oluşacak çeşitli derecedeki kusurları dolayısıyla hizmet verdikleri müşterilerine karşı, elbette ki özel hukuk hükümlerine göre sorumluluk taşımaktadırlar. Buna karşılık YMM’lerin, vermiş oldukları tasdik hizmetlerinde vergi idaresine karşı sorumlulukları 3568 sayılı Kanunu’nda (md.12/4) özel olarak düzenlenmiş, yaptıkları tasdikin doğru olamaması halinde tasdikin kapsamı ile sınırlı olarak ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır.

Yazımın konusu olmamakla birlikte önce şu “müteselsil sorumluluk” hakkında birkaç cümle yazayım. Böyle bir sorumluluk olmaz, eşitlik ve ölçülülük ilkesine ve giderek Anayasaya aykırıdır. Sanki kanun koyucu, hatalı veya yanlış tasdik yapan YMM’yi cezalandırmak istemekten ziyade, mükellefe bir kefil yaratma çabası göstermiş gibidir. YMM’nin kusur derecesini dikkate almayan, sorumlu tutulacak miktarı mükellefin insafına bırakan bir düzenlemenin kabulü mümkün değildir. Mükellef haklı olduğu halde tarhiyata dava açma süresini kaçırsa veya davayı hakkıyla takip etmese, haklı olmasına rağmen uzlaşsa ve ödeme yapmasa ceremesini, belki de kusursuz YMM çekmektedir. Burada mükellef vergi ve cezayı ödese bu defa vergi idaresi yanıltılmış olması dolayısıyla YMM’ye bir yaptırım uygulayamamaktadır. O halde müteselsil sorumluluk kaldırılarak, mükelleften bağımsız ve kusur derecesine göre değişen, kazanca göre belli ölçülerle sınırlandırılmış ölçülü bir ceza sisteminin kurulması gerekmektedir. YMM’ler için öngörülmüş ve bence Anayasa’ya aykırı bu sorumluluk düzenlemesinin değişmesi ve çağdaş bir yaptırım sisteminin kurulması için maalesef ne meslek mensuplarının ne meslek örgütlerinin yeterli çabayı gösterdiğini de gözlemleyemedim.

Konuma döneyim…

YMM’ler bu faaliyetlerini bireysel olarak ifa edebilecekleri gibi, 3568 sayılı Kanun’un 45/3. maddesi uyarınca birkaç YMM bir araya gelerek ortaklık bürosu veya şirket olarak da yürütebilirler. Bu husus, SMMM ve YMM’lerin Çalışma Usul Ve Esasları Hakkında Yönetmelik md. 30 ile de netleştirilmiştir. Ancak alt hukuk normu olan yönetmelik, bu konuda maalesef çok yetersiz ve geride kalmıştır. Oysa yönetmeliğin daha ayrıntı içermesi gerekirdi. Örneğin şirket olarak faaliyet halinde sözleşmenin yapılış şekli, hizmetin verilmesinde sorumluluk vs. gibi hususlar, açıklık beklemektedir.

Öğrendiğim kadarı ile uygulamada, tasdik hizmet sözleşmelerinde hizmeti verecek olanın YMM şirketi olması halinde doğal olarak sözleşmeyi YMM şirketi taraf sıfatı ile imzalamakta ve sözleşme içerisinde hizmeti verecek olan YMM’nin adı belirtilmektedir. Bu şekilde bir uygulama hem 3568 sayılı Kanun’a hem de şirketler hukukunun temel kanunu olan Türk Ticaret Kanunu’na da uygundur. Burada eleştirilecek bir yön bence yoktur.

Bu noktada incelenmesi gereken ve benim de ele almak istediğim konu, mükellef ile YMM şirketi arasında tasdik hizmeti konusunda yapılmış bir sözleşme uyarınca hazırlanmış tasdik raporunun doğru olmaması halinde, müteselsil sorumluluk uyarınca yapılacak takibin muhatabının kim olacağıdır. Vergi idaresinin, müteselsil sorumlu sıfatı ile doğru olmayan tasdik raporunu imzalamış olan YMM’yi mi, yoksa sözleşmenin tarafı olan YMM şirketini mi muhatap alması gerekmektedir?

Uygulamada karşımıza çıkan YMM şirketleri genelde limitet şirket veya anonim şirket olarak çıkmaktadır. Bu şirket tipleri Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş ve ticaret şirketi olarak nitelendirilmiştir (TTK md. 124/1). Her ne kadar 3568 sayılı Kanun’un 45/3. maddesinde ortaklık bürosu veya şirketleşme halinde buralarda yapılan faaliyetlerin ticari faaliyet kabul edilmeyeceği yazılı ise de, bu husus bu şirketlerin ticaret şirketi oldukları gerçeğini değiştirmez ve tüzel kişiliklerinin yok sayılmasını gerektirmez. Öte yandan TTK md. 125’de ticaret şirketlerinin “Medeni Kanun’un 48. maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilecekleri ve borçları üstelenebilecekleri” hükme bağlanmıştır. Anılan 48. maddeye göre de zaten “tüzel kişiler cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün hak ve borçlara ehildirler”.

Öte yandan ne 3568 sayılı Kanun’da ne Vergi Usul Kanunu’nda ve ne de 6183 sayılı Kanun’da müteselsil sorumluluğun anlam ve kapsamı, takip usulü düzenlenmemiştir. Bu durumda doğal olarak müteselsil sorumluluk gerek idari anlayışta gerek yargı anlayışında hep Borçlar Kanunu’nun sorumluluk hükümlerinden hareketle anlamlandırılmaya ve uygulanmaya çalışılmıştır.

Buradaki sorumuzun cevabını, şirketleri, tüzel kişi olarak varlıklarını, hak ve sorumluluklarını incelemeden, borçlar hukukunun alt hukuku olan sözleşme hukukunu yok sayarak vermek mümkün değildir.

Ancak köşemin sınırları dolayısıyla burada durup, irdelememim devamını gelecek yazıma bırakmak zorundayım.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar