Ayzek ile Bulut Eczanesi’nde bir gece

Cem Yılmaz’ın yeni filmi ‘Do Not Disturb’ bugün yayında. Ayzek bu sefer denizde değil, ‘karaya oturmuş’ ve kendini anlamaya çalışıyor. Film seyri sonrası Bulut Eczanesi’nde film ekibiyle bir araya geldik. Film hakkında detaylar, oyuncularla sohbet ve partinin backstage’ini yazdık. Yazıyı okurken kapı koluna ‘do not disturb’ yazısını asmayı unutmayın.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ayzek ile Bulut Eczanesi’nde bir gece

ECE ULUSUM

Bir yıl önce tamamlanan, ara ara sohbetlerde duyduğumuz film ‘Do Not Disturb’ nihayet Netflix’te yayında. Yayınlanmadan önce, oyuncuların yer aldığı basın gösterimine gittim. Ben Ayzek’in filmini izlemek için gittim ama karşımda sarı bıyıklarıyla Erşan Kuneri vardı! Zafer Algöz, Bülent Şakrak, Can Yılmaz hepsinin saç ve bıyık modelleri Erşan dizisindeki karakterlerine aitti. Şaşkın bakışları görünce Cem Yılmaz, ‘Ekibin büyük bir çoğunluğu Erşan Kuneri’nin ikinci sezonu için sette. Yoksa zevkine bıyıklarımı sarıya boyamıyorum. Yine bir para karşılığı operasyon yani. Erşan’ın repo gününde diğer filmimizin lansmanını yapıyoruz. O kadar da çalışkan ve yoğunuz’ deyip güldü. Dizi çekimleri Ekim sonuna kadar devam edecekmiş. Ama bu yine de bana müthiş bir şaka gibi geldi. Cem Yılmaz’ın yarattığı karakterlerin birbirleriyle çarpışması ve filmlerine yorumlar yapması, bu da başka bir sohbet konusu belli ki.

Feriye’de film gösterim saati yaklaştıkça mekan kalabalıklaştı. Cem Yılmaz etrafındakilere Ayzek karakterinin onu ne kadar etkilediğinden söz ediyordu. Oyuncuların hepsi heyecanlı. Bir ara yanımdan Ahsen Eroğlu geçerken gazetecilerin sorularına hazırlık yapıyor, heyecanı hissediliyordu. O sırada filme giden kırmızı halının kenarlarındaki masalarda bir yemiş gördüm. Garson benim meraklı bakışımı görünce ‘Goji berry’ dedi. Ekşi, buruk ve ağızdan hemen silinmeyen bir tadı var. Meğer filmde bir anlamı varmış.

Feriye eskiden deniz kenarında manzaraya bakıp filminizin saatini beklediğiniz önemli bir sinema salonuydu. Artık sadece özel davetler için bile olsa oradaki beyazperdenin etrafında sinemacıları görmek herkese iyi hissettirdi. Film başlamadan önce Cem Yılmaz’a mikrofon verildi ve ‘Merhaba ben sinemanın altın çocuğu Cem’ diye başladı. Salondaki kıkırdama sonrası ‘Bu bir dijital platform filmi ama gerçek bir sinema perdesinde izleyeceğiz. Pandemiden bu zamana kadar sinema perdesinde film üretmekle ilgili bazı handikaplar yaşadığımız dönemde, sinema tadında film üretme imkanı sağlayan Netflix’e çok teşekkür ediyorum’ dedi. Filmin tüm kadrosunu teşekkür etmek için sahneye çağırdı, ‘Bu hallerini görün çünkü filmde tanınmaz hallerini göreceksiniz’ dedi.

2002’den bugüne gelişen bir hikaye

Senaryo ve başrolün yanı sıra Cem Yılmaz, yönetmen koltuğunda da oturuyor. Ama bir röportajında söylediğine göre, en zoru takma dişlerle yönetmenlik yapmak olmuş. Sahneye her yorum yapacağında ya o dişlerle zar zor anlatmış ya da her seferinde dişleri çıkarıp takmış. Bir filmi için backstage belgeseli yayınlanmıştı, belki Netflix bu filmin de belgeselini yayınlar biz de bu detayları görebiliriz.

Cem Yılmaz filmlerinin, özellikle de dram filmlerinin alametifarikalarından biri de dekor ve kostümlerdir. ‘Do Not Disturb’de filmin hikayesi ve oyunculuklar bir yana, sahnedeki dekorlar, kıyafetler, filmin renkleri söze gerek kalmaksızın birçok duyguyu harekete geçiriyor. Ufacık detay ancak, resepsiyon arkasında duvarda asılı olan ücretleri karalanmış otel fiyat tablosu bile bugüne dair bir şey anlatıyor. Yılmaz’a bu sorulunca “Filmin renkleri, moodboard’ına kafa yorarken yapay zeka ile çok çalıştım” diyor. Takip edenler bilir, Cem Yılmaz yapay zeka ile yaptığı bazı resimleri çerçeveletti bile. Filme gelecek olursak...

‘Bir tek ben mi başaramıyorum?’

‘Do No Disturb, son zamanlarda Cem Yılmaz’a yapılan ‘gerçek hayattan kopuk’ eleştirilerini haksız olduğunu gösteriyor. Film, Komodor Otel’deki 1 gecede Ayzek’in başından geçenleri ele alıyor. Ana karakter, pandeminde uzun süre evde oturmak zorunda kalınca kendine dönüp bakan ve bir kişisel gelişim fenomenin dediklerini yapan 50 yaşında bir adam. Ön dişleri olmadığı için ne gülebiliyor ne de sinirlenip diş gösterebiliyor. Bu nedenle özgüveni baştan düşük. Fenomenin dediği gibi sürekli alkali beslenip goji berry yiyerek, sosyal medyada gördüğü hayata ait olmayı ve saygı görmeyi bekliyor. Derdinin sürekli anlaşılmak olduğunu söylese de sevilmek ve onaylanmak olduğunu görüyorsunuz. Zira otel sakinlerinden müzisyen ve profesör olan Bahtiyar Bey, ona ölmek istediğini söylediğinde Ayzek şöyle diyor: “Cam gibi telefonun var ve hala ölmek istiyorsun öyle mi?”

Kendi  ve etrafındakilerin sorunlarını başkalarının sözleri ve yaşadıklarından örneklerle çözmeye çalışıyor. Başarısızlıkla ilgili bir akıl vereceği zaman, ‘Athena Gökhan’ın hakkı yendi ama yılmadı, bak şu an Athena Gökhan’ diyerek dili yettiğince anlatıyor. Öte yandan ölmek isteyen profesör Bahtiyar, Ajda ve Sezen şarkılarına takmış alkolik eczacı Saniye, ‘ölümüne sevmek’ takıntısı olan Davut, ressam olmak için fedakarlıklar yapan çamaşırcı Suhal ve kişisel gelişim fenomeni Peri gibi hepimizin günlük hayatta aşina olduğu karakterler var. Filmin ortalarına doğru Ayzek’in dengesini yitirmesiyle başlayan cümleleri oldukça vurucu. Fenomene dönüp “Siz mutlu musunuz bari, bir tek ben mi başaramıyorum?” gibi çoğu kişinin sormaya cesaret edemediğimiz soruları, ağızda o ‘goji berry’nin kalıcı buruk tadını bırakıyor. Filmin sonunda çok sağlam metal bir parça var ki son sahneleri daha da vurucu yapıyor.

‘Filmin sonlarında tekrar ağladım’

Film bittiğinde gözlerim doldu, Cem Yılmaz konuşma yapmak için sahneye çıktığında yalnız olmadığımı gördüm. Konuşmaya başlamadan önce gözlerini sildi ve hislerini şöyle anlattı: “Ben bu filmi çok seviyorum. Sonlarında tekrar ağladım. Ödeme gelmedi diye ağladım gibi düşünmeyin, alakası bile yok. Bu karakteri çok seviyorum. Arkadaşlarım senaryoyu ilk okuduğu andan itibaren beraber bu ortamı yaratmak, bu diyalogları içselleştirip çıkarmak odaklandılar. Filmden dolayı çok mutluyum gerçekten…” Müzikler dikkat çektiği için ona da “Müziğin altında benim adım da yazıyor. Çünkü bir şaka yapmıştım, müzikleri de ben yapacağım diye. İki parça haricinde hepsini Sertaç Özgümüş yaptı. Çoğunluğu değil de %93’ünü yaptı. Ama çok sevdiğiniz melodi var ya, o benim!” diyerek bir açıklama getirdi.

Zafer Algöz itinayla saçını düzeltti ve “Filmi bir sene önce izlemiştim ama unutmuşum. İzlerken yeniden çok etkilendim. Ayzek, 2 Arada filminde zaten benim kahramanımdı. Ben Cem’i ilk Ayzek olarak gördüğümde tanımadım, feribotta yanından geçip gittim. Bir de ‘ulan bu adamın burada ne işi var böyle geziyor’ dedim. Sonra baktım ki Cem!” dedi.

Konuşma sırası şimdi Can Yılmaz’ın... Kendisinin rolü her zaman olduğu gibi kısa ama öz. Mikrofonu eline alıp ‘Rolüm kadar konuşacağım’ dedi ve mikrofonu yanındaki verdi. Günün şakası oldu. Zafer Hoca ile sohbet ederken Can Bey’in rolü hakkında konuştuk. Takılmadan edemedi ve “Can o repliği söyleyene kadar 7 kere çektik!” diyerek o kulağı dolduran kahkahasını attı. En son Özge Özberk mikrofonu aldı ve partinin başlangıcını anonsladı: “Herkesi Bulut Eczanesi’ndeki partiye bekliyoruz!”

Açılış dansı Cem Yılmaz ve Bülent Şakrak’tan

Feriye’deki parti alanı filmde sürekli müzik dinleyen Saniye’nin Bulut Eczanesi olarak tasarlanmıştı. Raflarda kurgusal ilaç Bicoverdin’in kutuları dizilmişti. Alanın girişine ve konser sahnesine eczanedeki demir kepenklerden konulmuş ve sahnedeki led ışıkta anlaşmalı sigortalarla ilgili bilgiler geçiyordu. Filme uygun bu dünyayı yaratanı düşünürken karşımda buldum Çağla Çakır ve ekibiydi. Etkileyici alan hakkında detayları konuşurken sahneye Yol Project grubu çıktı. Cem Yılmaz hemen ön saflarda yerini aldı. Imagine Dragons’tan Believer parçası çalarken Yılmaz, birden Bülent Şakrak’ın beline sarılıp dans etmeye başladı.

Oyuncular sahnede, Netflix Türkiye ekibi bir yanda dans ediyor, gazeteciler şarkılara haykırarak eşlik ediyor derken saat gece yarısını çoktan geçti. Repo gününde lansman yapıyor, birkaç gün sonra çekim için sete gireceklerini bilmelerine rağmen enerjileri bir an olsun düşmedi. Belki de filmdeki sosyal medya fenomenini Peri’nin dediklerini yaptılar: “Enerjin düştüyse derin bir nefes alın ve kırlarda özgürce koştuğunuzu hayal edin. Sonra kendinize üç kere şunu fısıldayın: Ben değerliyim, ben değerliyim, ben değerliyim…”