Söktaş / Kayhan: Bölgesel teşvik yerine sektörel teşvik verilsin

2024’ün ilk çeyrek verilerine göre tekstil ve hazır giyim sektörünün ihracatında gerileme yaşanıyor. Sektörün önemli sözcüleri, bazı önlemlerle ihracatın artmaya devam edebileceğini, sadece geçen yıl gerçekleşen 20,6 milyar dolarlık dış ticaret fazlasının da yükseleceği görüşünde.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Söktaş / Kayhan: Bölgesel teşvik yerine sektörel teşvik verilsin

Türkiye’nin sanayi istihdamında ve ihracatında lokomotif sektör konumundaki tekstil ve hazır giyim, son 5 yılda toplam 158,48 milyar dolarlık ihracat, 58,44 milyar dolarlık ithalat yaptı. 5 yılda 100 milyar dolardan fazla dış ticaret fazlası sağlayan sektörün rekabet gücü, son 2 yılda çok hızlı yükselen işgücü, navlun ve enerji fiyatlarından olumsuz etkilendi. Kurların da enflasyon kadar artmaması rakip ülkeler lehine fiyat avantajı sağladı. 2024’ün ilk çeyrek verilerine göre tekstil ve hazır giyim sektörünün ihracatında gerileme yaşanıyor.

Sektörün önemli sözcüleri, bazı önlemlerle ihracatın artmaya devam edebileceğini, sadece geçen yıl gerçekleşen 20,6 milyar dolarlık dış ticaret fazlasının da yükseleceği görüşünde. 2023’te hafif düşüş eğilimine giren sektördeki istihdamın da tekrar yükselişe geçmesi mümkün. Geçen yıl 4,2 milyon kişi olan imalat sanayindeki istihdamın yaklaşık 1 milyonu halen tekstil ve hazır giyimde çalışıyor.

İhracat ve istihdam düşmesin

Söktaş Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Eski Başkanı Muharrem Kayhan, tekstil ve hazır giyimin, 1 milyona yakın istihdam ve yıllık ortalama 20 milyar dolar dış ticaret fazlasıyla cari açığı ciddi ölçüde azaltan en değerli sanayi sektörü olduğunu hatırlatarak, “Rekabet açısından dezavantajlarımız son dönemde arttı. İşgücü maliyetleri korkunç seviyelerde yükseldi. Bunun sebebi enflasyon ücret sarmalı ve kurların buna göre düşük kalması. Bizde asgari ücret 600 dolara çıktı ama rakiplerimizde, yarısı ya da üçte biri kadar. İşçilerimizin haklı ücret talepleriyle ilgili şikâyet etmiyoruz, evini geçindirmeye çalışan insana karşı konuşmak haddimiz değil. Ancak bu tablo rekabet için kötü. Asgari ücretin işverene maliyeti yemek servis ile 23 bin 500 liradır. Toplu iş sözleşmesiyle çalışılan işyerlerimizde ortalama ücret maliyeti 46 bin 800 liraya yükseldi. Hazır giyim daha da sıkıntılı çünkü yerine göre maliyetlerinin yüzde 60-70’i işçilik giderinden oluşuyor” dedi. Türkiye ihracatının kilogram değerinin 1,5 dolarlarda olmasına karşın hazır giyimin 15 doların üzerinde bulunduğunu vurgulayan Kayhan şöyle konuştu: “İhracata çok ihtiyacımız olan bir dönemde, 1 milyondan fazla istihdamı olan sektörümüz rakiplerinin aşırı rekabetiyle karşı karşıyadır. Enflasyonla mücadelede kurun baskılanmasını anlıyoruz. Ancak bu enflasyonu sektör yapmadı. Sektör bunun altında eziliyor. Finansmana erişimdeki zorluklar da ciddi ölçüde olumsuz etki yapıyor. Bir de buna EYT yükü eklendi ki bu çıkarılırken sadece devletin emekli maaşı yükü konuşuldu. Ancak kıdem tazminatı yükü işverendeydi. İşyerlerimizin kıdem ortalaması 6-8 senedir. EYT çıkınca derhal tazminat ödenmesi gerekti. Sektörden ciddi nakit çıkışı oldu. Biz bununla ilgili kanun çıkarken kıdem tazminatlarının taksitlendirmesini yasaya bağlanmasını önerdik, fakat maalesef bu talebimiz o zaman karşılık bulamadı. Bütün bunlara rağmen bu sektör yine dış ticaret fazlası yaratıyor fakat yılbaşından beri geçen senenin aynı dönemiyle kıyaslanınca hazır giyim yüzde 14, tekstil yüzde 2 küçülmüş durumda. Bu gerilemenin göz önünde bulundurulması lazım. Sektörün gerek cari açığın kapatılması gerek istihdamda ülkeye katkısına bakınca, karar vericilerin ‘1 milyon kişilik istihdam ve bu kadar döviz sağlayan sektör için biz ne yapabiliriz’ yaklaşımıyla bizimle işbirliği yapmasını, gerekli politikaları çıkarmasını bekliyoruz.”

Gümrük Birliği ve teşvikler yenilensin

Muharrem Kayhan, artan maliyetlerin getirdiği sıkıntılar için çözüm önerilerini de şöyle özetledi: “Finansal imkânlar ihracat fazlası olan sektörlere öncelikli açılmalı. Artık ithalat yaratmak için finansman vermeyin. Çünkü enflasyonun hapı, iğnesi yok. Kemer de diş de sıkılacak, vatandaş da sıkacak, özel sektör de, devletimiz de sıkacak. Kamunun tasarruf paketini de heyecanla bekliyoruz. Çünkü bu, topyekün mücadele gerektiren bir sorun. Gümrük Birliği’nin de geliştirilmesi ve iyileştirilmesi şart. Bu hususta geç kalınırsa Kuzey Afrika ülkelerine pazar kaybederiz. Mısır, Fas, Cezayir, Tunus Avrupa pazarında ciddi devreye giriyor ki buralarda işçilik ve enerji maliyetleri bizim beşte birimiz kadar. Euromed avantajlarından yararlanıyorlar. 15 senedir Gümrük Birliği’nin genişletilmesi meselesi ortada duruyor. AB’nin başka ülkelerle yapacağı serbest ticaret anlaşmalarında biz masada değiliz. Ayrıca önümüzde AB Yeşil Mutabakatı var ki bu bütün sektörleri zorlayacak. Bunun için gerekli yatırımlar ne olacaksa tespit edilmesi ve devletin desteklemesi lazım. Bir diğer önemli konumuz da uygulanmakta olan bölgesel teşvikler meselesidir. Bunların faydaları artık tükendi. Bu teşvikler ülke içinde de haksız rekabet yaratıyor. Bölgesel teşvikler yerine sektörel teşvik verilmeli. Nerede iş yapıyorsa orada teşvik sağlanmalı. 15 sene teşvik olur mu, artık olgunlaşmış miadını doldurmuş. Bir başka önemli sorun da asgari ücretin tek bir rakam olmasıdır. Bence iş koluna göre asgari ücret olmalı. Hem ‘işsizlik var’ deniyor hem de fabrikalar vardiyalı çalışacak işçi bulmakta zorlanıyor. Asgari ücret her sektörde aynı olunca işgücü tarafından bazı sektörler tercih edilmiyor. Bu nedenle bazı sektörlere mesela imalat sanayi sektörlerine asgari ücrette vergisel avantajlar sağlansa ve gençlerin net maaş olarak daha yüksek ücret almasının önü açılırsa onlar da fabrikada çalışmayı tercih edebilir. Bir başka önerimizi de senelerdir söylüyoruz. Sendikalı çalışılan işyerlerine vergi indirimi sağlanmalı. Bu sayede kayıt dışılığı da önlersiniz. İlave olarak işgücü maliyetlerimizi düşürecek destekler sağlanmalı, finansal imkanlar rahatlatılmalı. Üretmek zararı artırıyorsa üretmezsiniz. Sektörün yurt dışına yatırım yaptığını duyan ekonomi yönetimimizin bunları yaparak gidenlere dur demesi lazım.”

Maliyette, enerjinin payı yüzde 29’a işçiliğin payı yüzde 37’ye yükseldi

▶Kasar Dual Yönetim Kurulu Başkan Vekili Tansel Özenbay, 1965 yılından beri tekstil sanayicisi olduklarını belirterek, “2006’dan itibaren Kasar Dual olarak pamuktan iplik, örme, terbiye, boya, baskı kumaş üretiyoruz. Aylık kumaş üretimimiz yaklaşık 1.200 ton. Ergene’de 102 bin metrekare kapalı alana sahip fabrikamızda yaklaşık 1.300 kişilik istihdamımız var. Ayda ortalama 1.200 ton kumaş üretiyoruz. 2023’te ciromuz yaklaşık 2,5 milyar lira oldu. Ciromuzun yüzde 70’ini ihracattan sağlıyoruz. İhracatımızın yüzde 90’ını da İtalya’ya yapıyoruz.” dedi. Son iki yılda maliyetlerin aşırı yükseldiğini belirten Özenbay şöyle konuştu: “Son 3 yılda tekstil sektörümüzde de bizde de üretim maliyetleri çok yükseldi. Biz enerji maliyetlerimizi belirli ölçüde düşürmek için 3 milyon dolarlık GES yatırımı yaptık. Şu anda enerji tüketimimizin yüzde 20’si buradan. Geri kalanı doğalgazdan elektrik üretimiyle karşılıyoruz. Enerji giderimizin toplam maliyetimiz içindeki payı 2021’de yüzde 14’tü. 2022’de yüzde 36’ya kadar çıktı, 2023’te ise yüzde 29’a indi. İşçiliğin maliyetlerimiz içindeki payı ise 2021’de yüzde 15’ken, 2022’de yüzde 23’e, 2023’te yüzde 37’ye yükseldi. İşçi maliyetimiz aylık ortalama 1000 doları aşıyor. Yıl içinde EYT ile emekli olanların getirdiği tazminat yükleri de birçok firmada ek finans yükü ve kalifiye eleman kaybına neden oldu. Bunun için kredi desteği çok yetersiz kaldı. Bütün bu artan maliyetlere karşılık kurlar da düşük kaldı. Müşterilerimize fiyat artıramadığımız için kârlılıklarımız düşüyor. Bu sene sektörün ciroları ve ihracatları gerileyebilir. Bu maliyetleri telafi edici acil destekler başlatılmalı. İhracatçılar için ‘özel kur’ uygulanmalı. Bu konuda ekonomi yönetimimiz teknik çalışmasını yapmalı. Reeskont kredilerinin hem vadesi uzatılmalı hem de miktarları artırılmalı.”

Elyaf ithalatının yüzde 80’i Asya ve Avustralya’dan, navlun yine yükseldi

▶Fibress Danışmanlık Kurucusu Hakan Sözen, dünya genelinde tekstil sektörünün kullandığı elyafın yılda yaklaşık 106 milyon ton olduğunu bunun da yüzde 80’inin Asya ve Avustralya’da üretildiğini söyledi. Türkiye’nin yılda 3 milyon ton elyaf üretimine karşılık 4,5 milyon ton tüketimi olduğunu belirten Sözen şöyle konuştu: “1 milyon ton kadar da bizim elyaf ihracatımız var. Toplamda fark (açık) 2,5 milyon tonu buluyor. Elyaf üretim ve ithalatında yüzde 40’a 60 oranına sahibiz. Türkiye elyaf ithalatının tamamına yakını da Asya ve Avustralya’dan yapılıyor. Elyafın yapısal profili yüzde 30 doğal (pamuk, yün, keten, kenevir), yüzde 70 sentetik ki sentetik elyafın büyük çoğunluğu da petrole dayalıdır. Bu veriler, tekstilde hammadde maliyetlerinin navlun ve petrol fiyatlarına çok duyarlı olduğunu gösteriyor. 8 aydır devam eden İsrail Filistin savaşı nedeniyle Süveyş Kanalı taşımalarının aksaması, sigorta maliyetlerinin yükselmesi, gemilerin Güney Afrika’yı dolaşarak gelmesi gibi nedenlerle hammaddenin ulaşım (navlun) maliyetleri ciddi ölçüde artmış durumda. Özellikle ucuz ürünlerde bu maliyet artışı fiyata göre çok yüksek oranları bulabiliyor.”

Türkiye’de yıllık pamuk üretiminin 900 bin ton civarı olduğunu söyleyen Hakan Sözen, “Yaklaşık 2 milyar dolarlık da pamuk ithal ediyoruz. Daha çok pamuk üretimi tarım politikalarına bağlı. Sentetik elyafta ise ana hammadde üretimine dönük sanayi yatırımlarının maliyeti çok yüksek” dedi.

Orta Koridor için herkes üzerine düşeni yapsa navlun krizi olmaz

▶Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Başkanı Şerafettin Aras, İsrail'in Filistin'e saldırılarından taşımalar olumsuz etkilendi. Sigorta, işçilik ve liman maliyetlerinin arttığını belirten Aras, ‘üretim için ithalat yapmak zorunda olan’ sanayicilerin bu durumdan olumsuz etkilediğini söyledi. Aras, bütün bu gelişmelerin Orta Koridorun ne kadar önemli olduğunu ortaya koyduğunu belirterek şöyle konuştu: “Sanayicimiz haklı olarak ‘navlun fiyatları yükseldi, maliyetlerim arttı, zararına mı iş yapacağım’ diyor. Biz de uzun süredir ‘herkes için en kısa ve en güvenilir ulaşım hattı Orta Koridor’ diyoruz. Sanayicimiz uzak doğudan hammadde ithal edip işleyecek ve Avrupa’ya ihraç edecek. Avrupa da bizden ve Asya’dan ithal edeceği ürünlerin en kısa sürede ulaşmasını istiyor. Ulaşım aksayınca maliyetler yükseliyor ve herkes sıkıntıya giriyor. Bu yüzden halen çalışan ama aksayan Orta Koridor ivedilikle tam kapasite işler hale getirilmeli. Avrupa Birliği (AB) Orta Koridorun iyileştirilmesi için 10 milyar Euro bütçe ayırdı. Demir yolları, aktarma istasyonları ve limanlar için yatırımlar yapılacak. Türk Cumhuriyetlerinde mevzuat ve altyapı eksikleri var bunlar bir an önce tamamlanmalı. Türkiye de benzer eksiklerini gidermeli. Bütün bileşenler iyi çalışırsa lojistik-navlun maliyetleri düşer, istikrar kazanır, taşımalarda hız artar. Hazar’daki Ro-Ro gemileri tarifeli ve ucuz olmalı. Kars’taki aktarma merkezi daha aktif olmalı. Kazakistan, yeterli taşıma belgesi vermeli. Sarp Sınır kapısı daha yüksek kapasiteli çalışmalı. Şu anda günde ortalama 600 araç geçebiliyor bunun 1000’e çıkarılması lazım. Devletimiz Basra ile İskenderun ve Mersin arasında Kalkınma Yolu projesi için de ciddi çalışıyor. Doğu-Batı, Kuzey-Güney arası en uygun ve yoğun geçiş imkanına sahip ülke Türkiye. Kalkınma Yolu ile Basra’da inşa edilecek limandan yükler, karayolundan Mersin, İskenderun ve Avrupa’ya çok hızlı ulaştırılacak.”