1 Mayıs ve sermayemizi koruma araçları

Kerem ÖZDEMİR
Kerem ÖZDEMİR KEREM İLE İŞİN ASLI

Her insan belirli bir sermaye ile doğar ve aslında kapital sahibidir. Zaman şeklindeki bu sermaye zaman içinde emeğe, kazanca ve servete dönüşür. İçinde bulunulan koşullar buradaki dönüşüm oranlarını belirler. OECD verileri 2015’e göre bir saatlik çalışmamızdaki verimliliğin 2022 itibariyle yüzde 25 arttığını gösteriyor. Sevinelim mi?

Türkiye’de zaman denilen şeyin kavramını bir türlü kavrayamıyoruz. Aslında hepimizin dünyaya gelirkenki çıplak halimize eşlik eden tek servet ya da sermaye olan zaman, doğulan coğrafya veya erken ölme gibi kişisel etkenlere bağlı olarak farklılık gösterse de herkesin başlangıç sermayesini oluşturuyor. İnternette baskın adıyla 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda yazı yazmak için bilgisayarın başına geçtiğimde hepimizin kapitalist olmasını sağlayan sermaye olan zaman ve verimlilik üzerine yazmak istedim.

Kısa bir araştırma, Dünya Ekonomik Forumu’ndan (WEF) Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne (OECD) kadar çeşitli organizasyonların raporlarındaki atıfları karşıma çıkardı. OECD’nin raporu ilgi çekici: Endekse göre Türkiye 2015 ile 2022 arasındaki dönemde harcanan saatlik emeğin yarattığı gayri safi yurtiçi hasılayı (GSYİH) gösteriyor. Buna göre Türkiye’de bir saatlik çalışma ile üretilen GSYİH artışı yüzde 25 olurken dünyanın birçok gelişmiş ülke ve bölgesini geride bırakıyoruz.

Bizi geride bırakabilen ülkeler yüzde 26 ile Polonya, yüzde 28 ile Romanya, yüzde 29 ile Letonya ve yüzde 40 ile İrlanda. Bu dönemde, Birleşik Krallık, Japonya ve Kanada’da verimlik artışları yüzde 4 olurken Avrupa Birliği (AB) ortalaması sadece yüzde 3. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD), OECD ortalamasına denk olan verimlilik artışının yüzde 7 olması da dikkat çekiyor. Bu mucizevi veriyi yansıtan tablo tabii ki yanıltıcı.

Askerliğini yapmış her Türk erkeği, mahfelde (deniz kuvvetlerinde kışlanın kantini) kumanda için mücadele eden alt devrelerin duyduğu “Buraya benimle beraber mi geldiniz ulan beyefendi?” (biraz deforma ettim) ifadesinin deneyimiyle herkesin aynı yerden başlamadığı bir yarıştaki oranların gösterge oluşturmadığını bilir. Ta ki terhis dönemi gelip üst kuranın tezkere almasına ve sayılarının azalması ile “iktidarın” değişmesine kadar. Bu mücadelenin dışındaki bir kısa dönem asker olarak güç dengelerindeki bu değişimi çok iyi gözlemleme fırsatı bulmuştum. Bu inovasyonu  konu alacak bir yazıya dönüşebilir ancak şu anda elimizdeki metriklerle devam edeyim.

Bu hesapların dolar üzerinden yapıldığını kabul ediyorum. İnternetteki dolar alış verisini baz aldığımda 2015’te bir doların yaklaşık 2,31 lira olduğunu ve bu sayının 2022’de ortalamada 16,56 liraya yükseldiğini görüyorum. Bu yaklaşık yedi kat bir artışa işaret ediyor.

Bundan sonraki hesabı size bırakarak bir demokrasi dersi vermek istediğim için Google’ın Mynet Finans’tan alarak önüme getirdiği sonucu olduğu gibi aktarıyorum: “2015 yılı asgari ücret miktarı 2014 senesine göre Ocak ayında yaklaşık %6 oranında artış göstermiştir. Bir önceki senede 1.134,00 TL olan brüt asgari ücret tutarı 2015 senesinin ocak ayında 1201,5 TL'ye yükselmiştir. 2015 senesinde yapılan ara zamla ise brüt maaş tutarı 1.273,5 TL olarak açıklanmıştır.”

OECD tablosundan elde ettiğimiz yüzde 25’lik artışı doların yedi kat değer kazanması ile çarptığımızda elde ettiğimiz 8,75’lik oran asgari ücreti 10 bin lira civarında bir yerlere taşımak anlamına geliyor. Bu hasıla üretmekte başarısız olduğumuzu yani paylaşacak bir değer üretemediğimizi gösteriyor. Bu da yapısal bir değişimin yani inovasyonun zorunlu olduğunu bize gösteriyor. Yani zamanımızı iyi kullanmıyoruz.

Zamanın ne kadar gerisindeyiz?

Zamanın gerisinde kalma konusunu ele alırken hep aklımız matbaanın Osmanlı İmparatorluğu’na ne kadar geç geldiği ya da buhar makinesiyle ne kadar geç tanıştığımıza gidiyor. Statik zaman birimi –iktisatçıların sabit fiyatlarla dediği şey açısından- bu atıflar anlamlı ancak günümüzde zamanın görece hızının yükseldiğini yani zamanın daha hızlı aktığını düşünmediğimizde, dikkate almadığımızda değerlendirme tam karşılığını bulmuyor.

Bir dönem teknoloji dünyasında zaman, geleneksel dünyaya göre dört kat hızlı akıyordu; daha sonra bu oran yedi kata kadar çıktı diye hatırlıyorum. Ancak pazar bu kadar yüksek hızı kaldıramayınca hız düştü. Çünkü inovasyonun yarattığı yüksek ürün ve hizmet yenileşmesi hızının belirleyicilerinden biri de bu inovasyonun hitap ettiği pazarın bu inovasyonun maliyetini karşılamasıydı.

Bunu daha iyi anlamak için bir dönem inovasyonun kralı olan telekomünikasyon sektöründe 5G’ye geçişi finanse edecek yatırım gücünün olmaması nedeniyle zamanın durması örneğini verebilirim. Türkiye, G20 ülkeleri arasında 5G’ye geçiş planı olmayan tek ülke olduğu için hız testi yapmaktan büyük zevk alan operatörlerin yatırım planları için zamanın durmasını örnek verebilirim.

Daha önceki Wi-MAX ile mobil şebeke çatışmasının benzerinin yaşanmasına neden olması beklenen bu durum, bize zamanın farklı kahramanların sürekli karşı karşıya gelip mücadele ettiği bir çizgi romana benzer bir iş dünyası resmi de çiziyor. Bu da toplam zamanımız kadar Türkiye’ye ve ekonomimize liderlik edecek yıldızlarımızın zamanını yaratma ihtiyacımızı ortaya koyuyor.

Bunu yapabilmenin nesrindeyiz? Son dönemde gündeme gelen “locals” tartışması bu alandaki başarısızlığımızın güçlü bir göstergesi. Finansal Forum’da dış habercilik yaptığım dönemde, yanılmıyorsam 1998’den itibaren yabancı ajanslar “national-international” ikilisi yerine “global-local” ikilisini kullanmaya başlamışlardı. Ben de ne yazacağımı zaman zaman şaşırsam da, istediğim bir ikililerden birini kullanıyordum. Daha çok ulusal-uluslararası tercihini yapsam da zamanla global-lokal ikilisinin ağırlığı altında ezildim ve buna geçmek zorunda kaldım çünkü bu arada glokal gibi yeni kavramlar da ortaya çıkıyordu. Finansal Forum’dan ayrıldığım tarihe göre hesaplarsam 24 yıl öncesinin geçişine yeni uyanan bir ülke ve bu tartışmada kaybettiğimiz ağır bir zaman yükü var. Bunu adamxsaat cinsinden hesaplarsak (televizyonda takip, sosyal medyada izleme ve tartışma alarak) 1 milyonun üzerinde olduğunu tahmin ediyorum ama kesin bir hesap yapabilme ihtimalim yok. Bunu üretimden ya da hasıla yaratacak faaliyetlerden çalınmış bir kaynak olarak tanımlayabiliriz. İşin iktisadının aslı böyle bir şey: 24-25 yıl öncesinin geçişine krizli bir zaman kaybı hezeyanı harcamanın yarattığı odaklanma kaybı iktisadi zekâ geriliğine yol açan bir faktör oluşturur ve kalıcı kayıp yaratır. 

Geleceğe bakarak zaman sermayemizi koruyabiliriz 

Bu kayıpları engellemenin ve aşmanın yolu geleceğe bakmaktan geçiyor. Ben zaten sürekli bu odakla yazıyorum ama burada bazı araştırma/danışmanlık kurumlarından alıntılar yapmak istiyorum.

KPMG Türkiye Endüstriyel Üretim Sektör Lideri ve Şirket Ortağı Murat Palaoğlu konuyla ilgili şunları söyledi: "Ekonomik zorluklara rağmen dünya genelinde güçlü endüstriyel üretim şirketleri finansal durumlarını geliştirmiş durumda. Şimdi CEO'ların güçlü temel üzerinden hissedarlar için değer yaratmaya devam etmenin yollarını bulması gerekiyor. ESG (çevresel ve sosyal yönetişim) ve dijitalleşme alanları başta olmak üzere köklü değişiklikler ve dönüşüm hayati öneme sahip olacaktır. Bunun için endüstriyel üretim şirketlerinin müşterilerine farklılaştırılmış değer sunmaları, iş modellerini değiştirmeleri ve operasyonel etkinliklerini artırmak için dijitalin ve doğru ESG stratejilerinin kaldıraç etkisini kullanmaları gerekiyor” diyor.
Adjust Ortadoğu, Türkiye ve Afrika Satış Direktörü Başak Zerman’ın yapay zekânın pazarlama dünyasında yaratacağını düşündüğü devrim ile ilgili görüşlerinden şu bölümler konumuzla ilgili önem taşıyor. İki bölümü aktarıyorum.

Veri Analizi ve Karar Verme: Yapay Zeka (AI), büyük veri setlerini hızla işleyebiliyor ve pazarlama stratejileri için değerli içgörüler sunuyor. Bu, pazarlamacıların eğilimleri öngörmelerine, müşteri davranışlarını daha iyi anlamalarına ve daha etkili kararlar almalarına yardımcı oluyor. Yapay Zeka (AI)nın reklamcılık süreçlerine entegrasyonu bağlamında, Adjust'in gelişmiş pLTV (predicted Lifetime Value) analizi, özellikle erken dönem kullanıcı davranışlarının değerlendirilmesi konusunda önemli bir role sahip. İlk 24 saat içindeki kullanıcı davranışlarına dayanarak her bir kurulumun orta ve uzun vadeli değerini tahmin etmeyi amaçlayan bu analiz, yeni kazanılan kullanıcıların değerini hızlı bir şekilde tahmin etmek için erken sinyallerin gücünden yararlanıyor. Bu, pazarlamacılara aktif kampanyaları daha hızlı optimize etme ve tahmin edilen değeri SKAdNetwork dönüşüm değeri olarak kullanma olanağı tanıyor, böylece daha verimli reklam harcamaları ve kampanya yönetimi mümkün oluyor.”

“Kişiselleştirilmiş Müşteri Deneyimleri: Yapay Zeka (AI), müşteri verilerini analiz ederek, bireylerin tercihleri, davranışları ve geçmiş alışveriş geçmişlerine dayalı olarak kişiselleştirilmiş ürün önerileri ve içerik sunma konusunda pazarlamacılara yardımcı oluyor. Bu, müşteri memnuniyetini ve sadakatini artırırken, dönüşüm oranlarını da yükseltiyor. Örneğin e-ticaret devi Amazon, kullanıcı davranışlarını ve alışveriş geçmişini analiz ederek kişiselleştirilmiş ürün önerileri sunma konusunda gerçekten öncü. Mobil uygulaması, kullanıcıların tercihlerine göre özelleştirilmiş alışveriş deneyimleri sunuyor, böylece daha alakalı ve çekici bir kullanıcı deneyimi sağlıyor. Hepimizin kullandığı Netflix, izleme alışkanlıklarına ve tercihlerine dayanarak kullanıcılara özel içerik önerileri sunuyor. Mobil uygulaması, kişiselleştirilmiş öneri motoru sayesinde, kullanıcılara ne izleyecekleri konusunda ilham veriyor ve onları yeni keşiflere yönlendiriyor. Yine Türkiye’de çok popüler bir uygulama olan Spotify, kullanıcıların müzik zevklerini ve dinleme alışkanlıklarını öğrenerek buna göre kişiselleştirilmiş çalma listeleri ve öneriler sunuyor. "Discover Weekly" gibi özellikler, kullanıcılara her hafta yeni ve özelleştirilmiş müzik keşifleri yapma fırsatı veriyor. Starbucks'ın mobil uygulaması, müşterilerin sipariş geçmişine dayanarak kişiselleştirilmiş içecek önerileri sunuyor ve mobil sipariş ile ödeme imkanı sağlıyor. Ayrıca, kullanıcıların tercihlerine ve geçmiş alışverişlerine göre özelleştirilmiş promosyonlar ve indirimler sunuyor. Güzellik uygulaması Sephora, kullanıcıların alışveriş geçmişini ve ürün tercihlerini analiz ederek, kişiselleştirilmiş ürün önerileri ve makyaj ipuçları sunuyor. Mobil uygulaması, kullanıcıların cilt tonlarına ve tercihlerine uygun ürünleri bulmalarına yardımcı olacak sanal deneyimler sunuyor.”

Bu iki bölüm, doğru kararlara dayanan bir vatan ve devlet inşası kadar, kitlelerin katılımı yani etkileşimi sağlayacak ipuçlarını da akla getiriyor. Kaybettiğimiz zamanı telafi etmek için iktisat ve iş dünyası tarafında Palaoğlu’nun söyledikleri kadar demokrasi altyapısı tarafında Zerman’ın söyledikleri de önem taşıyor.    

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Neden helva yapamıyoruz? 10 Haziran 2024