GSYH’nin yüzde 7’si civarında bütçe açığı riski

Fatih ÖZATAY
Fatih ÖZATAY EKONOMİDE UFUK TURU

Birikmiş sorunlar o kadar çok ki, seçim sonrasında makule dönmeyi amaçlayan bir senaryonun karşılaşabileceği güçlükleri tartışmak bir türlü bitmiyor. Bu konuda son yazıyı geçen Perşembe günü yazmıştım. Bugün maliye politikası ile devam ediyorum.

Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemelerini de içeren seçim harcamaları nedeniyle, bütçe önemli ölçüde bozuldu. Depremde konutlarını ve işyerlerini kaybedenlerin kayıplarının telafisi büyük ölçüde kamunun görevi. Buna altyapıyı, hastaneleri, okulları ve benzerlerini ekleyin. Yapılan tahminler GSYH’nin yüzde 10’u civarında bir harcama gerekebileceğini gösteriyor. Uluslararası kurumlardan alınacak yardımlar ve ek vergilerle, bu yüzde 10’un bütçeye getireceği yük bir miktar azalabilir. Yine de, harcamaların üç yıllık bir süreye yayılacağı varsayımıyla, 2023-2025 döneminde bütçenin her yıl salt deprem harcamaları nedeniyle GSYH’nin yüzde 3’ü civarında bir açık vereceği anlaşılıyor. EYT’den gelen yükü ve ‘geleneksel’ bütçe açığını da hesaba ekleyince, 2023-2025 döneminde her yıl GSYH’nin yüzde 7’si civarında bir bütçe açığı gerçekleşebilir. Açık ki yüksek bir bütçe açığı bu. Makule dönüş programının başarılı olması için olmazsa olmaz olan ekonomiye duyulan güvenin sağlanmasını zorlaştırabilir. Ne yapılabilir? Bütçe açığından doğacak risk algısı nasıl azaltılabilir?

Türkiye’nin önemli bir avantajı var. Kamu borcunun GSYH’ye oranı oldukça düşük bir düzeyde; 2022 sonunda GSYH’nin yüzde 27’si kadardı. Dolayısıyla, maliye politikasında önemli bir manevra alanımız mevcut. GSYH’nin yüzde 7’si civarındaki bütçe açığının üçüncü yılın sonunda en az yarıya ineceğine ikna etmek mümkün bütçe açığını bir risk olarak görenleri. Mümkün ama nasıl ikna edilecekler? Sağlam bir orta vadeli maliye politikası programı açıklamak gerekiyor. Özellikle deprem harcamalarının sona ermesiyle zaten GSYH’nin yüzde 3’ü kadar bir açığın kendiliğinden ortadan kalkacağı ısrarla vurgulanmalı. Yetmez; geriye kalan kısım GSYH’nin yüzde 4’ü kadar. Birkaç yıl bu kadar açık vermek sorun değil ama her yıl bu büyüklükte bir açık biraz fazla.

Burada akla ilk gelen elbette Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri. KÖİ projeleri için verilen gelir ve borçlanma garantileri ne ölçüde azaltılabilir? Bu konuda sıcak bir siyasi tartışma yaşanmakta. İşin siyasi kısmı bir tarafa, yasal olarak yapılabilecekler bütçeye gelen yükü ne kadar azaltabilir? Bunu bilmiyoruz. Üstelik yasal sorunların aşılması önemli bir süre gerektirebilir. Yine de tüm bu projelerin dikkatlice gözden geçirilmeleri gerektiği açık. Bu yolla bütçe açığını azaltma potansiyeli var ama öte yandan da bütçe açığını artırma potansiyeli olan bir başka harcama alanı mevcut: Deprem riski yüksek olan bölgelerde mevcut bina stokunun bir kısmının yeniden inşa edilmesi bir kısmının da güçlendirilmesi gerekiyor.

Bu durumda Türkiye’nin kayıtdışı ekonomi sorununa ciddi biçimde eğilmesi gerekiyor. Kayıtdışının azalması ile vergi gelirleri önemli miktarda artırılabilir. Söylemesi (yazması) kolay ama gerçekleştirmesi siyaseten zor bir reform. O ekonomiyi kayda almak demek çoğu işletmenin kapanması demek. Oradaki istihdam ne olacak? Kısa dönemde, önemli miktarda ‘kaybeden’ yaratılacak anlamına geliyor böyle bir reformun yapılması. Kayıpların telafisi ne kadar mümkün olacak? İşlerini kaybedenlerin yeni alanlarda istihdam edilmeleri için ne gibi eğitimler gerekecek? Zor sorular. Bu konularda çalışmakta yarar var.

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Sabır taşı çatlar mı? 25 Haziran 2024
Faiz demeçlerine dikkat 20 Haziran 2024