“Önceliğimiz risklerin farkına varmak olmalı”

Allianz Teknik Direktörü Dr. Ceyhun Eren, “Yapısal tehlikeler ile birlikte yapısal olmayan elemanların getirdiği riskleri de göz ardı etmemeliyiz." dedi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
“Önceliğimiz risklerin farkına varmak olmalı”

ALİ ŞAHİN/BURSA

Endüstriyel binalarda yürütülecek kapsamlı risk analizlerinin ve sonucunda alınacak risk iyileştirici önlemlerin deprem ve yangın gibi afetlerde hasarı azaltmak adına önemli olduğunu belirten Allianz Türkiye Risk Mühendisliği ve Allianz Teknik Direktörü Dr. Ceyhun Eren, “Yapısal tehlikeler ile birlikte yapısal olmayan elemanların getirdiği riskleri de göz ardı etmemeliyiz. Sigorta, risk yöntemi sürecinin sadece bir adımı. Doğru adımları atabilmek için önceliğimiz karşı karşıya olunan risklerin farkına varmak olmalı” dedi.

Allianz Teknik ve EKONOMİ gazetesi iş birliğinde düzenlenen ‘Güvenli Yapılar, Bilinçli toplum, Sürdürülebilir Gelecek’ etkinliği Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi Sanayici ve İş İnsanları Derneği’nin (DOSABSİAD) ev sahipliğinde Bursa’da düzenlendi. Organizasyon, Allianz Türkiye Risk Mühendisliği ve Allianz Teknik Direktörü Dr. Ceyhun Eren’in, afetlere karşı endüstriyel binalarda alınması gereken önlemleri paylaştığı ‘’Kahramanmaraş Depremlerinden Öğrendiklerimizle Endüstriyel Binalarda Deprem Risk Yönetimi’’ sunumu ile başladı. Eren, sunumunda endüstriyel tesislerde yaşanan hasarların, maddi kayıpların yanında oldukça uzun bir dönemi kapsayacak iş kesintileri yaşanmasına neden olduğunun altını çizdi ve yapısal olmayan elemanların deprem davranışı, deprem risk analizi ve deprem sonrası yapı güvenliği analizi gibi konular hakkında da katılımcıları bilgilendirdi.      

Allianz Teknik’in Türkiye’nin ilk ve tek akredite deprem ve yangın test ve eğitim merkezi olduğunu belirten Eren, 2023 yılından bu yana da çevre ve iklim değişikliği hizmetleri ile bu alanda da faaliyetlerine başladığını söyledi. Çevre ve iklim değişikliği hizmetleriyle TÜBİTAK’ın yeşil mentörü seçildiklerini belirten Eren, özellikle KOBİ’lerin “Yeşil Mutabakat” kapsamında alması gereken aksiyonlar, düşük karbon ekonomisine geçiş ve yeşil dönüşüm yol haritasının oluşturulmasının yanı sıra karbon ve su ayak izi raporlamaları gibi konularda danışmanlık ve eğitim hizmetleri verdiklerinin altını çizdi. Eren, “4 yılda bin 700 saat uygulamalı eğitimin yanı sıra çok sayıda test gerçekleştirdik. Özellikle deprem testleri konusunda laboratuvarımızda bulunan yüksek doğruluk ve tekrarlanabilir özelliklerine sahip ekipmanlar ile yapısal elemanların testleri başta olmak üzere akademik çalışmalara ve Ar-Ge projelerine de destek verdik” diye konuştu. 

“Yapısal olmayan elemanların hasar incelemesi önemli”

Deprem yönetmeliklerinin binaların hasar almaması üzerine değil de can güvenliği üzerine inşa edildiğini vurgulayan Dr. Eren, “Yönetmelikler can güvenliğini önceliklendiriyor. Bu doğru ama endüstriyel tarafta bina hasarını da sorgulamamız gerekli. Çünkü endüstriyel yapılarda can güvenliğinin yanı sıra ciddi bir yatırım da söz konusu. Binaların yıkılmasının asıl nedeninin dayanım eksikliği değil de yapı elemanlarının yeteri kadar yer değiştirememesi olduğunu biliyoruz. Çıkma yapı, yumuşak kat, kısa kolon gibi etmenleri de bu konuda unutmamak gerekli. Yönetmelikte bu tarz durumların yaşanmaması için önlemler alınmış, mesela kolonların kirişlerden %20 daha fazla dayanıma sahip olması gerekiyor. Bizim bunları uygularken alternatif riskleri de görmemiz gerekiyor. Bunlarla birlikte yapısal olmayan elemanların davranışları da deprem anında oldukça önemli. Allianz Teknik olarak yapısal olmayan elemanların hasar incelemesi konusunun özellikle üzerinde duruyoruz. Depremlerde bu konular gibi direkt hasarların yanı sıra dolaylı hasarları da görebiliyoruz. İskenderun Limanı’nda deprem sonrası çıkan yangını dolaylı hasarlara örnek verebiliriz. Yaşanan bu hasarlar endüstriyel tesislerde oldukça uzun süre iş kesintisine neden olabiliyor” diye konuştu.    

“Her çatıya ‘Güneş Enerjisi Santrali’ kurulmamalı”

Depremler sonrası, endüstriyel yapılarda en çok karşılaşılan hasar örneklerinden birinin çatı tipi GES bulunan tek katlı geniş açıklıklı binalarda çatı çökmesi yaşanması olduğuna da dikkat çeken Dr. Eren, “Temiz enerjiye karşı değiliz ama her çatıya GES kurulamayacağını da ne yazık ki belirtmek zorundayız. Özellikle kolon açıklığı fazla olan endüstriyel yapılarda çatıya binen ilave yük ile küçük bir alanda çatıya binen yük aynı olmuyor. Bu da deprem sırasında binanın yapısal dayanımını etkiliyor. O yüzden kolon açıklığı fazla olan yapılarda hem statik hem de dinamik testlerin birlikte yapılması gerekiyor. Yönetmeliklere uygun binaların dayanımının fazla olduğunu Kahramanmaraş depremlerinde gördük. Binaların performans analizlerini yapmalı, yapısal olmayan elemanların davranışlarını göz önünde bulundurmalıyız. Akabinde yaşanması muhtemel süreçlerde iş kaybı sigortası da dikkate alınmalı. Farklı üretim tipleri için farklı riskler ve risk primlerinin de belirlenmesi önemli. Bununla birlikte binaların dayanımının arttırılarak büyük bir deprem sonrasında da kullanılabilir olmasının sağlanmasının yapı maliyetine gelecek yaklaşık % 15’lik bir artışla mümkün olabileceği ve bunun da karşılanamayacak bir artış olmadığını göz önünde bulundurmalıyız” ifadelerini kullandı.     

“Toplumsal risk farkındalığını artırmalıyız” 

Deprem riski ile mücadelenin toplumsal olarak yapılması gerektiğini belirten Dr. Ceyhun Eren, “Toplumsal risk farkındalığını artırmak adına çalışmamız gerekiyor. Bu bağlamda Allianz Teknik olarak iş birliklerimiz ile 100 bin çocuğumuza erişmek için yola çıktık. “Allianz Teknik Çocuklarla Buluşuyor” projemizle 10 yaş üstü çocuklarda deprem farkındalığını artırmayı amaçlayan atölye çalışmaları gerçekleştirdik. Bu yıl ise çocuklara risk farkındalığı kazandırmaya yönelik TEGV iş birliği ile geliştirdiğimiz ve ülke çapına da yayacağımız kurumsal sosyal sorumluluk programımızı başlatıyoruz. Bunun yanı sıra toplumun her kesiminde bu bilincin artması için çalışıyoruz. Türkiye’de risk yönetiminin henüz proje aşamasında başladığını ne yazık ki kabul edemiyoruz. İnşaat bittikten ve üretime geçtikten sonra sigorta yapmak isteyenlerde sıkça görüyoruz ki bazı önlenebilir risklerde inşaat tamamlandıktan sonra geriye dönüş mümkün olamıyor ya da çok maliyetli bir hal alıyor” dedi. 

“Sanayideki binaları dönüştürmemiz gerekiyor” 

Organizasyonda söz alan ve içinde yer aldığı prefabrik bina imalatı konusunda önemli çalışmalar yapıldığını anlatan Bursa Sanayici ve İş İnsanları Derneği (BUSAİD) Başkanı Buğra Küçükkayalar “Prefabrike beton sektöründe kalite altyapısının ve kalite bilincinin geliştirilmesi için hazırlanan TSE K 118 belgesi ile bu alandaki firmalar denetleniyor ve bu belgenin her yıl yenilenmesi gerekiyor. İnşaatlarda maliyet kadar firma seçimi de önemli. Bu konuya dikkat etmeliyiz. Şu anda Türkiye Prefabrik Birliği ile Türkiye Sigorta Birliği arasında TSE K 118 belgesine sahip firmalarca inşası tamamlanan yapıların sigortalanması sürecinde gerek iş kabulü gerekse prim hesabında kullanılan kriterlerden biri olması yönünde çalışma başlatılması planlanıyor. Bursa’daki sanayi tesislerinin %31,8’i 1999 yılı öncesinde çıkan deprem yönetmeliklerine göre inşa edilmiş durumda. Bu şehrin kapasitesi düşünülünce çok ciddi bir rakam. Şehrimizde konutların kentsel dönüşümünü konuşuyoruz ama sanayideki endüstriyel yapıların dönüşümünü konuşmuyoruz. Sanayi dönüşümünü artık konuşup gerekirse iş insanlarının da desteklenmesi ile hayata geçirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı. 

“OSB dışındaki fabrikaları sağlam bölgelere taşımak şart” 

 Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi Sanayici ve İş İnsanları Derneği Başkanı Nilüfer Çevikel, sanayici olarak en büyük korkularının yangın olduğunu belirtirken, “Bu bölge tekstil ve otomotivde dünyanın kalbi. Çünkü 5 milyar dolar ihracatı olan elli binden fazla çalışanı olan bir bölge. Hem istihdam açısından hem de iş ve ihracat gücü açısından oldukça kıymetli. Deprem bizim bir gerçeğimiz. Ama ‘binaları her 10 yılda bir 20 yılda bir yenileyelim’ gibi de düşünülmemeli. Bölgemizde uluslararası kriterlere uymak adına çevre ve maliyetleri düşürmeye yönelik yatırımlar yaptık. Deprem bir gerçeğimiz, henüz bölgemizde depremi yaşamadık. Ama ara ara yangınları yaşıyoruz. O yüzden bizim en büyük korkumuz yangınlar. Petrol türevi hammaddeler kullandığımız için çok hızlı büyüyor ve yayılıyorlar, söndürmek günler alabiliyor. Aslında karbon ayak izi, su ayak izi, deprem, yangın bambaşka alanlar ama ayrı ayrı bu alanlarda hem maliyet çalışmamız hem de bilinçlenmemiz lazım” şeklinde konuştu.      

“En az OSB’ler hasar aldı” 

Kahramanmaraş depreminden en az hasarla çıkan yapıların OSB’ler olduğunu hatırlatan DOSABSİAD Başkanı Çevikel, “Deprem, Türkiye'nin en sık rastlanan ve en büyük tehditlerinden biri olarak kabul ediliyor. 6 Şubat'ta yaşadığımız asrın felaketi, yalnızca binalarımızın değil, fabrikalarımızın da güvenli olmasının ne kadar hayati derecede öneme sahip olduğunu acı bir şekilde hatırlattı. Kahramanmaraş depreminden en az hasarla çıkan organize sanayi bölgeleri (OSB) oldu. Diğer taraftan, özellikle organize sanayi bölgeleri dışında bulunan sanayi tesislerinde meydana gelen hasarlar daha da dikkat çekici. Bu tesislerdeki yapısal zayıflıklar ve altyapı eksiklikleri, OSB’lere kıyasla daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, organize sanayi bölgesi dışında yer alan sanayi tesislerimizin planlı ve sağlam üretim bölgelerine taşınması Bursa gibi deprem kuşağında yer alan üretim merkezleri açısından hayati bir öncelik taşımaktadır" dedi.          

Çevikel, ayrıca endüstriyel yapılarda birçok hak sahibinin dayanıklılık testleri sonucunda dayanımı zayıf çıkan binayı boşaltmak zorunda kalacağını düşündüğü için bu testlerden uzaklaştığını sahada böyle bir algı olduğunu belirtirken, Dr. Ceyhun Eren ise bu konunun toplumda eksik bilindiğini söyledi.

Sigorta maliyeti değişir

Panelin soru cevap kısmında artan sigorta maliyetlerinde Kahramanmaraş depremlerinin de etkisinin olduğunu söyleyen Dr. Eren, “Karşılaşılan hasarların büyüklüğü yurtdışı risk primi ödemelerinde artışa neden oldu. Önceliğimizin risklerin farkına varmak olması gerekir ki bu konuda doğru adımlar atılabilsin. Yangın riski yüksek, yanıcı yapı malzemesi kullanılmış bir işletmenin yangın riski ile; yanmaya dayanıklı malzeme ile inşa edilmiş, uygun yangın söndürme ekipmanı bulunan işletmenin sigorta maliyetinin aynı olmadığını da belirtmekte fayda var” diye konuştu.