Yeni YEP’te yeni bir şey yok

Adnan NAS
Adnan NAS ASLINA BAKARSANIZ

Durgunluk ve enflasyon birlikteliği devam ettiği, geçen yazımızda belirttiğimiz gibi beklentiler de giderek kötüleştiği halde gündemde virüs ile birlikte dış politika öne çıkmış görünüyor. Bunu, ekonomide işlerin iyiye gitmesi değil, aksine herkesin umut kestiği için bu konuyu konuşmaktan vazgeçmesi ile açıklamak daha doğru olur. Oysa Eylül sonu, yakın geçmişte Orta Vadeli Program açıklaması nedeniyle merakla beklenen bir takvimdi. Üstelik birkaç yıl önce ismi de, yeni bir hikâye yazıldığını çağrıştırmak için olsa gerek, Yeni Ekonomik Program (YEP) olarak değiştirilmişti. Ancak YEP’lerin içsel tutarlılıkları olmaması yanında uygulamada geniş sapmalara uğraması, artık 1 yılı aşan hedeflerin önemsenmemesine ve ekonomi yönetiminin daha çok güncel konjonktüre ilişkin politikalarının izlenmesine öncelik verilmesine yol açtı. Moody’s tarafından not düşürme kararının geçen aybaşlarında, yani 29 Eylül’deki YEP açıklamasını beklemeden, verilmesi de bu eğilimin bir göstergesi. Nitekim açıklanan YEP, Moody’s raporunda belirtilen gerekçeler açısından tatmin edici bir cevap içermiyor. Aksine agresif faiz artırımına gerek olmadığı sonucunu verecek iyimser tahminler, önlemlerin ancak yumurta kapıya dayanınca yani gecikerek alınması şeklindeki tutumun devam ettirileceğini gösteriyor. Bunun döviz kuru bağlamında olumsuz bir etki yapması ve ekonomik durgunluk konjonktürünü desteklemesi ihtimali kesin gibi. Üstelik 2021’de sıçrama öngörüsünü desteklemek için pandemi ile mücadelenin bu yıl sonuç vereceğinin varsayıldığı anlaşılıyor; oysa Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye’de salgın ile ilgili açıklamaların uluslararası standartlara uymadığını belirtirken son olarak İngiltere, Türkiye ile ilgili seyahatlere karantina kısıtlaması getirmiş bulunuyor. Sadece programa değil, resmi verilere güven açısından da sorunlar var.

YEP tutarlı ve inandırıcı değil

YEP, bu yıl sonunda binde 3 gibi küçük bir oranda da olsa pozitif büyüme öngörüyor. Biliyorsunuz biz bunun için ikinci altı ayda %4 büyüme gerekeceğini, ayrıca geçen yılın son çeyreğindeki yüksek büyüme nedeniyle bu defa terse işleyecek bir baz etkisi söz konusu olduğu için zor da olsa düşük oranlı bir küçülmenin hedeflenmesinin daha isabetli olacağını yazmıştık. Uluslararası kurumların Türk ekonomisi için öngörüleri de daha keskin: EBRD %3.5, Dünya Bankası %3.8, IMF %5, OECD ise %6 küçülme tahmininde bulunuyor. Daha ilginci, YEP’in 2021 için %5.8 gibi yüksek bir büyümeye dönüş öngörmesi. İzleyen iki yıl için de klasik %5 tahminini koruyor. Üstelik buna diğer temel göstergelerin hemen hepsinde bir düzelmenin eşlik edeceğini varsayıyor. Yani ekonomi büyürken cari açığın, bütçe açığının ve işsizliğin azalacağı, enflasyonun da düşeceği bekleniyor. Henüz Ağustos’ta yıllık enflasyon, ikinci çeyrekteki daralmaya rağmen, %11.8 iken ve aradan geçen kısa zamanda enerji fiyatları ve döviz kuru enflasyonun üstünde artmışken, üstelik büyümek için talep canlandırılırken yıl sonu enflasyon için öngörülen %10.5 inandırıcı değil. 2021, 2022 ve 2023 için de sırasıyla %8, %6 ve %4.9 bekleniyor. Bu da hem ekonomi teorisine, hem de uygulama sonuçlarına aykırı. Yine büyümeye paralel olarak bütçe açığının da düşüş trendinde olacağı, bu yıl sonunda %4.9, izleyen üç yılda da sırasıyla %4.3, %3.9 ve %3.5 düzeyinde gerçekleşeceği varsayılıyor.

YEP’in gerçekçiliğini en fazla kuşkulu kılan taraflarından biri de döviz kuru tahminleri. Şu anda bile 7.80’e yaklaşan dolar kuru için 2020’de öngörülen ortalama kur 6.9, 2021 için ise 7.68. Üstelik yapısal olarak büyümesi cari açığa bağımlı olan ekonomide aynı süreçte cari açığın da azalacağı, bu yıl sonunda %3.5 iken izleyen üç yılda %1.9, binde 7 ve binde 1 olacağı öngörülüyor; bunun nasıl olacağı belirsiz. Bu yıl sonu için hedeflenen 24.4 milyar dolar cari açık için son beş ayda 2.8 milyar dolar açıkta kalınması lazım; ancak ikinci çeyrekte olduğu gibi bir daralma halinde bu mümkün olur ki o halde de programın büyüme hedefi tutmaz, küçülmeye dönüşür. Bakan’ın açıklamasındaki satır aralarından anlaşılan, eriyen rezervler nedeniyle zaten fiilen sona yaklaşan döviz kuru baskılamasından vazgeçilerek cari dengeyi sağlamanın umulduğu. Ne var ki programa konan rakamlar bunu doğrulamıyor; ayrıca geçtiğimiz yıllarda kur yükselişinin sanayi yapımız nedeniyle net ihracat artışı anlamına gelmediği gözlendi. Turizm’de de pandemi etkisi azalarak da olsa sürecek. Kaldı ki kurdaki yükselme, ülkenin ödeme yeteneği ve risk puanı yönünden olumsuz bir gösterge. Ayrıca aynı amaçla bor ve lityum madeni çıkarılıp işleneceğinden söz edilmesi de bu hedefin altının yeterince dolu olmadığının işareti. Bu arada programda temel ekonomik kırılganlıklarımızdan biri olan dış borçlar ve ödeme planı konusundan söz edilmemesi de dikkat çekiyor.

2023 hedeflerinden nihayet vazgeçildi

Programda “kısmi süreli” adı altında muhtemelen istihdam ve tazminat maliyetini azaltacak şekilde yeni bir iş sözleşmesi tasarımı da yer alıyor. İşgücü verimliliğini arttırmaktan umut kesildiği, bunu yerine reel ücret maliyetlerinin düşürülmesi ile büyümenin desteklenmesinin düşünüldüğü anlaşılıyor. Büyümenin verimlilik ve yatırım ile değil, biraz ihracat daha çok da şimdiye kadar olduğu gibi iç talep çekişli olacağı, bunun da yine kredi hacmine ve dış borçlanmaya bağlı kalacağı YEP’ten çıkarılabilecek diğer bir sonuç. Ancak artan kırılganlıklarla bu modelin nasıl devam edeceği konusunda bir açıklama yok.

YEP’in vurgulamadan resmen açıkladığı bir gerçek de, programın son yılı olan 2023 yılı ile ilgili 10 yılı aşkın süredir güdülen hedeflerin %60 oranında azaltılarak milli gelir için 2013’te ulaştığımız düzey olan 875 milyar dolara, kişi başı milli gelirin 10 bin dolara ve ihracatın 214 milyar dolara düşürülmüş olması. Üzücü ama çoktan belli olan bir durumdu bu, dile getirilmesi gecikti. Biz yine de kurumsal kredibilitemizin arttığı, kırılganlıklarımızın azaldığı bir 2021 ve gelecek yıl daha umut veren bir YEP temennisiyle yazıya nokta koyalım.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar